Eyüp KARTAL
Türkiye tarihinin en rezil, en yüksek fon dolandırıcılığı krizi giderek büyüyor. 17 Eylül 2026’da Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), yedi portföy yönetim şirketinin TEFAS üzerindeki tüm fonlarını alım-satıma kapatmıştır. Bu kararın ardından 500.000’i aşkın yatırımcının paralarının iç edildiği ve erişemediği izlenmektedir. Tasfiyeye alınan fon sayısı 131’i bulmuştur. Yatırımcılar art arda para çekme talebi gönderince fon varlıklarının yetersizliği ortaya çıkmış ve erken uyarı mekanizması çalışmamıştır.
Değersiz varlıkların fon portföyüne yüksek fiyattan aktarılması, sahte portföy değerlemesi yapılmış olması, önemli bir sahtekârlık olmuştur. En önemli yetersizliklerden biri de; SPK’nın periyodik denetim kapasitesi yetersiz kalmış olması; fon varlıklarının gerçek değerleri bağımsız olarak doğrulanmamıştır. Bağımsız saklama kuruluşunun (TAKASBANK), denetimi etkin şekilde yapmadığı çok açıktır.
Yabancı yatırımcı zararları olarak Norveç Varlık Fonu dahil yabancı kurumsal yatırımcıların söz konusu şirketlerde yaklaşık 10 milyar TL değerinde payı bulunduğu açıklanmıştır. TBMM’de araştırma komisyonu kurulması hususunda İktidar verilen önergelere olumsuz davranmaktadır. İktidar bu konuyu gereğinden fazla önemsemesi şarttır. Şu anda hakkında işlem yapılan insan sayısı 217, tutuklu sayısı 62’yi geçmiştir. Adli kontrol ve yurt dışı yasağı konan kişi sayısı 88’i aşmıştır. 131 fon tasfiyeye sokulmuştur.
Borsa İstanbul’da çalışan 500’den fazla insandan henüz hesap sorulmamış olması büyük bir yanlışlıktır. Dolandırıcıların kendilerinden çok emin elini kolunu sallayarak geziyor olmaları birer ödüldür. Bu aşamada yatırımcılar SPK’ya bireysel şikâyet dilekçesi verebilir, tasfiye sürecinde atanacak tasfiye kurulunun kararlarına itirazlarda bulunabilirler. Hatta tüketici hakem heyetlerine de başvurulabilirler.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN “Bu meseleyi süratle çözüyoruz” diyor ancak henüz yapılan bir şeyde yok. Görünen o ki, TBMM’nde Komisyon kurulması istenmiyor. Geçmiş yıllarda kripto parada, Borsa İstanbul’da, dövizde de dolandırıcılıklar, ahlaksızlıklar, gasplar yapılmıştır. Ancak ders alınmadı alınmıyor.
Liyakat esas alınmadıkça, hukuk ve adalet işletilmedikçe, kayırmacılık devam ettiği sürece dün oldu bugün de aratarak devam ediyor. Seçilmiş ya da atanmış önemli değil; asıl olan her işin ehline verilmesi, denetimin uygulanması, ahlak ve vicdandan ayrılmaması şarttır. Ülkemizde ahlaksızlıklar, çeteler, uyuşturucular, hırsızlıklar, gasplar, cinayetler, özellikle de kadın cinayetleri kol geziyor.
“Sen benim kim olduğumu biliyor musun”, “Fakir çalmasını bilmediği için fakirdir” sözleri kulakları, meydanları çınlatıyor. Hukuk çalışmıyor, adaletten eser yok. Ülkemizde uygulanan temel felsefe ne pahasına olursa olsun, her yol mubah, asıl olan oy almaktır. “Atı alan Üsküdar’ı geçtikten…” sonra, her yol mubahtır. “Kanun’da neymiş, seçilmişler vardır.” İnsan, doğanın ve toplumun bir parçasıdır. Ailenin kurucu, geliştirici, devam ettirici unsurudur. İnsan, özgür iradesi ve aklı ile bilgi, teknoloji ve kültür üreten, medeniyetler kuran tek varlıktır. İnsan doğarken ağlayarak doğar, borçlarının yükü ile ağlayarak doğar. Yeryüzünde Allah’a olan borçları ile doğar. O borçlar ise Kâinat düzenine saygılı olmaktır. İşte bu da ahlaktır. İnsan, birey olarak doğar, sonradan kazandıkları ayırt edici özellikleri ile Kişi olarak ve toplum içindeki yerini alır.
Türkiye bugün çok ama çok sıkıntılı günlerden geçiyor. Oysa her insanın bitimli hayatını huzur, güven, onurlu ve mutlu olarak tamamlama hakkı vardır. Bu hakkı kimsenin gasp etmesi kabullenilemez. Hukuk ve Adalet bunun için vardır.
Her insana düşen en önemli görev “İNSAN ONURUNU KORUMAK VE YÜCELTMEKTİR.” O zaman bitimli hayat çekilebilir, huzur bulur.
“TEMİZ SİYASET” şarttır. Hazine yardımları, ücretsiz, kumanyalı mitingler, billboardlara asılan ilanlar, konvoylar, araç giydirmeler, eşantiyon dağıtmalar, gerçek dışı vaatler, kayırmalar, koli dağıtmalar gibi en vahi çeşit algılarla seçimler yapmak asla ahlaki değildir. Bir Millete uygulanabilir, köklü çözümler sunacak programlar sunmak gerek. Bir ülkede 190 siyasi parti olmaz, olmamalıdır. Türkiye’de siyasi parti kurmak, teşkilatlanmak, seçimlere katılma şartlarını yerine getirmek sanıldığı kadar kolay değildir. Kimlerin hangi amaçlarla kurdukları Siyasi Partiler olmamalıdır. Bunun içinde Partiler Kanunu, seçim kanunu mutlaka gözden geçirilmeli insani hale getirilmelidir. Açık, net, şeffaf, denetlenebilir ve adaletli olmalıdır. İktidarlar Milletin sorunlarını adaletle çözmeli, “Bugün git, yârin gel” safsatasından acilen çıkılmalı, insanlara umut verilmeli, üretime yönlendirilmelidir.
İŞİ ZAMANINDAN ÇOK OLAN İNSANLARDAN KİMSEYE ZARAR GELMEZ.
Türkiye’miz bugün tarihin en zor döneminden geçiyor. Bunları hak ettiğinden değil, doğru yönetilemediğinden yaşıyor, yaşatılıyor. Türkiye’de bugün, her sektörde yetişmiş, liyakatli insan unsuruna fazlasıyla sahiptir. Yapılacak şey adaletten, ahlaktan ve vicdandan ayrılmadan her işi ehline teslim etmek, yetki ve sorumluluk vermek, denetlemek, kimsenin hakkını hiç kimseye verdirmemektir. Çalmadan, çırpmadan, yalandan, dolandan, algıdan, ahlaksızlıktan, adaletten ayrılmadan, “TEMİZ SİYASET” ve Liyakatten sapmadan, huzur ve güvenle yaşanan bir düzen kurabiliriz. Yapabiliriz.
Şimdi yapılacak en kısa ve acil yol ise, tasfiye sürecinde varlık değerleme şeffaflığı için, bağımsız değerleme kuruluşunun görevlendirilmesi ve bir «MAĞDUR TAZMİN FONU»nun sağlanması ve TBMM’nde çok acele “ARAŞTIRMA KOMİSYONU” kurulması elzemdir. SPK çalışanlarının mutlaka gözden geçirilmesi şarttır.
“Bugün güzel ülkemizde maalesef musluklar değil ama onun dışında her yer akmaktadır.”
MİLLETİM UYAN!