İrfan ÖZKAYA
Başta insanoğlu olmak üzere, bütün canlıların hayat kaynağı sudur.
Malum olduğu üzere, suyun kaynağı da yeşil ve mavi doğal zenginliklerdir.
Mavi deniz, göl ve ırmaklar; ilk bakışta çok sıradan ve kolayca birer doğal su zenginliğiymiş gibi görünse de, kendiliğinden oluşmazlar.
Tabiatta canlı ve cansız her şey, varlık sebepleri bakımından birbirinin ihtiyaçlarının temininde birbiriyle bağlantılı, birbirine muhtaç ve birbirinin tamamlayıcısı şekilde yaratılmıştır.
Bağ ve bahçelerdeki yeşilliklerden, meyve ve süs bitkilerine; tepelerin önünden ardına, dağların eteklerinden yamaçlarına ve zirvelerine kadar çeşit çeşit kokulu çamlar, ladin, ardıç, köknar, meşe gibi meyveli-meyvesiz fidanlar ve ulu çınarlardan oluşan ormanlar, doğada hem su kaynağıdır hem de suya muhtaç bitki örtüleridir.
Ormanlar, yağmur bulutlarını bir paratoner misali üzerine çeker.
Yağan yağmurlarla ve kış mevsiminde biriken kar örtüsüyle hem kök saldığı toprağı nemlendirip besler, hem de diğer bitkilerin, böceklerin, sürüngenlerin,
uçan ve kaçan tüm canlıların su ihtiyacını karşılar.
Hatta nemlendirdiği toprağındaki kurumuş ot ve yaprakların çürüyüp
toprağa karışmasını sağlayarak toprağın beslenmesine katkıda bulunur.
Hele o ahu bakışlı ceylanların, yabani ve evcil hayvanların su içtiği dere, göl, göze ve pınarların…
Huzur vererek şırıl şırıl akan derelerin, ağır ağır süzülen çayların,
ürpertici bir gürültüyle akan çağlayanların su kaynakları da ormanlardır.
Ormanlar; kartalından serçesine, irili ufaklı tüm omurgalılara hem gıda hem yuva sağlar.
Sanayiye dayalı ağaç ürünlerinden, ısınma ihtiyacımıza kadar pek çok alanda bizlere hizmet eder.
Barışta, yazın kavurucu sıcağında gölgesinde sere serpe uzanıp gökyüzünü seyrettiğimiz; seferde, sığınak ve barınak olarak kucak açan; ciseleyen yıldırımsız yağmurlarda bir an olsun şemsiye gibi altına sığındığımız o ağaçlar…
Hani… O ağaçların altında, yeşil gözlü ceylanların bir sağa bir sola koşturmasını izleyişimiz…
“Çıktım Belen kahvesine, baktım ovaya…” diye başlayan türkülerde, dramatik müziklere esin kaynağı olan ormancı ve orman iç içeliği…
Padişahımızın “Ormanlarımdan bir dal keseni asla affetmem.” deyişi…
Şairimizin “Ey oğul, yaş ağaca balta vuran el onmaz.” sözü…
O muhterem padişah ve şairimiz, ormanların yakılıp yok edilmesini hiç düşünmemiş olacaklar ki, uyarıları hep kesime dair olmuş…
Hele saz ve söz şairleriyle ediplerin, yüreklerini dökmesine ilham veren o yeşil deniz gibi ormanların güzelliğini ifadeye kelâm da kalem de yetmez…
