BAŞYAZI: Postmodern Emperyalizme Karşı Barış Medeniyeti #26

Saygıdeğer Uyanış Okuru,

‘Terörsüz Türkiye’ adı ile estirilen yalan rüzgârı gittikçe yakıcı bir ateşe dönüşmekte; terör yandaşları pervasızca tehdit ederek, azdıkça azmaktadır. Diğer yandan postmodern sömürgecilik, milletlerin yeraltı ve yerüstü zenginliğine çökerek; yöneticilerini köleleştirerek emrine amade kılmaya devam ediyor. İnsanlığın yaşadığı acılar artık, dayanılmaz boyutlara ulaşmış ve hasretle, umutla yeniden barış medeniyetinin yolunu gözlemektedir. Bunun da ancak milli kadroların azimle, fedakârlıkla yürüteceği haklı bir mücadele ile mümkün olacağı tartışmasızdır. 

‘TERÖRSÜZ TÜRKİYE’ ALDATMACASI

Aldatmacanın tarafları, bütün imkânlarını seferber ederek bu felâket senaryosunu örtbas etmeye çalışsalar da ortaya çıkma gibi güzel huyu olan acı gerçekler bir bir ortaya çıkıyor. Siyasi iktidar ve ortaklarına, PKK’nın Kürt vatandaşlarımızın temsilcisi olmadığını, taşeron bir örgüt olduğunu, bunlarla müzakere değil, mücadele edilmesi zaruretini defalarca anlattık. Ama onlar ne yaptılar, inkâr etseler de teröristlerle pazarlık yaptılar ve anlaştılar. Terör örgütü veya uzantıları ile hangi şartlarda anlaştı iseniz, bunu açıkça vatandaşlarımıza anlatın dedik. Israrla gerekli açıklamayı yapmadıkları gibi, tehlikeye dikkat çekenler de terör istemekle itham edildi. Şimdi bitip tükenmeyen talepleri ile baş etmeye çalışıyorlar. Kimbilir belki de bu talepler konusunda da daha önce anlaşmışlar ve danışıklı döğüş hareket ediyorlar. Toplum mühendisliği ile yavaş yavaş aziz milletimizi alıştırmaya çalışıyorlar. 

Yetkili ağızların, özellikle Türkiye ve Kandil’de terörün kökünün kazındığı sözü doğru kabul edilirse; Suriye’nin kuzeydoğusunda teröristan hayali peşindeki PYD/YPG’nin akıbeti, kandırmacanın teşhisi için önemliydi.

Suriye’de işgalci PYD-YPG’nin, İsrail ile birlikte, en büyük destekçileri olan ABD’li yetkililerin de açıkça itiraf ettiği üzere; bu yapı PKK’dır ve uluslararası meşruiyet kazanmak ve Türkiye’nin sınır ötesi operasyonlarını boşa çıkarmak için Amerikalıların aklı ile taşeronluk görevinin gereği olarak bu ismi almıştır. İşgalcidirler, çünkü başka ülkelerden gelen paralı askerleri ile sayılarının 110 bin civarında olduğu sözlerine itibar edilirse; 20 milyon nüfuslu Suriye’deki 2 milyon civarında olan Kürtlerin yaklaşık yüzde 5’ini, toplam Suriye nüfusunun ise binde 5’ini oluşturmaktadırlar. Oysaki Suriye topraklarının yüzde 30’dan fazlasını işgal etmiş durumdalar. Suriye’nin petrol ve doğalgaz kaynakları, hidroelektrik tesisleri başta olmak üzere enerji kaynaklarının yüzde 70’i, su kaynaklarının yüzde 95’i ve sulu tarım yapılan arazilerin yüzde 50’si bu terör örgütünün işgali altındadır. 

PYD/YPG, Mart 2025’te Suriye Hükümeti ile yaptıkları anlaşmayı uygulamamak için kırk dereden su getirdi. Sözde silah bırakma çağrısı da karşılanmadı. Tam tersine sözde yetkilileri, oynanan oyunu anlatmaya yarayan ciddi itiraflarla, itirazda bulundular. Aldıkları kararı iç iradeleri ile yalnız başına almadıklarını açıkladılar. Nitekim Şara ile Suriye ordusu içinde teröristleri ile birlikte topluca yer alacak şekilde anlaştılar. En iyi çözümün Irak’takine benzer bir özerklik (ademi merkeziyetçi), federal sistem olduğunu, teröristlerinin Suriye ordusunun çekirdeği olduğunu, hatta Türkiye’nin bu sürecinden içinde olmadığını ilan ettiler. Benzer açıklamalara Neçirvan Barzani de tehditle katıldı. Ne oldu şimdi, Suriye PKK’sı olan PYD/YPG demek ki silah bırakmıyormuş ve silahları ile birlikte dağılarak değil, bir bütün olarak Suriye ordusu içinde yer alıyormuş. Peki şimdi bu bir aldatmaca, kandırmaca değil midir? PKK silah bırakıyor, hatta bıraktı diyenlerin yalancı mumu, yatsıya kadar bile yanamamıştır.

Benzer itirazlar ve talepler ortakları Dem’denBakırhan, Hatimoğulları ve Ahmet Türk’ten de geldi. Hele Dem Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel “PKK’nın silahları bırakması meselesi yalnızca Türkiye’yi bağlar, SDG ve PJAK ile hiçbir ilgisi yok. Öcalan şöyle bir denklem sundu: ‘Ortadoğu’da yaşayan 40 milyon Kürt, ya o rejimlerin içerisinde eşit şekilde temsil edilecek ya da kendilerine ait bir devletleri olacak. Üçüncü bir seçenek yok.”sözü ile tehlikenin boyutunu gözler önüne serdi. Bu koroya KCK elebaşları da katıldılar.

Meydana gelen gelişmeler, sürecin bihakkın aldatmaca ve kandırmaca olduğunu göstermeye devam ediyor. Türkiye kamuoyu, konuyla ilgili her gün yeni bir skandalla uyanıyor. Daha ne olsun dediğimiz her vahim olaydan sonra, daha vahimi ile karşılaşmaya başladık. Hatırlayalım meclis başkanı çıkıp “En ufak bir talep yoktur…” dememiş miydi? Şimdi terörist başı avukatları, bebek katili terörist başının utanmazca ve yüzsüzce umut hakkı istediğini duyuruyor. Bu dil, PKK’nın sözde kendini fesih açıklamasındaki dilin aynısıdır. Orada da PKK’nın kuruluş ve vahşi saldırıları haklı ve meşru gösterilmekte, Türkiye Cumhuriyeti soykırım yapmakla suçlanmaktaydı. Burada da terörist başı utanmadan idam edilmeyişini devletin bir bagajı olarak nitelemektedir. Tabii ki idam cezasının uygulanmaması için anayasa ve kanun değiştirilir, vicdan ve adalet ayaklar altına alınırsa; ellerinde en az elli bin canımızın kanı bulunan terörist başı, kanlı bagajını devlete mal edecektir. Ne acıdır ki hukuku, adaleti katlederek insanların umutlarını yok edenler umut hakkından bahsedebilmektedir. Öte yandan TBMM avlusunda, sonrasında TBMM çatısı altında Dem grubunda terör örgütü ve bebek katili elebaşı lehine slogan atılması; şehitlerimizin kemiklerini sızlatmış, başta şehit ve gazi aileleri olmak üzere milletimizde derin yaralar açılmasına sebebiyet vermiştir. Aziz milletimiz ruhunun derinliklerine, terör örgütü ve uzantılarına bu cür’eti veren herkesibu rezaletiyle not etmiştir.

İşlerine geldiği zaman basın, düşünce ve ifade özgürlüğünden dem vuran terör örgütü ele başının, medyanın dilinden şikâyeti varmış. Medyayı, yargıyı, bütün gücü elinde bulunduran AKP’nin bu sorunu (?) çözmesi, bunları iyileştirmesi (?), ortadan kaldırması!!!gerekiyormuş! Şu sözler, bunlara güç verilse basın, düşünce ve ifade özgürlüğünün, nasıl ortadan kaldırılacağı yönünde ibretlik bir itiraftır. Artık siyasi iktidar ve ortağı, diğerleri gibi bu emir ve talimatını da derhal yerine getirirler.

Suriye PKK’sıolan PYD/YPG’nin silah bırakmayacağı artık net bir şekilde anlaşılmaktadır. Suriye’de, Irak’ın kuzeyinde olduğu gibi bir federal, özerk devlet adım adım hayata geçirilmektedir.  Şimdi sormak gerekir. AKP Genel Başkanı’nın, ortağının, dışişleri ve milli savunma bakanlarının bir gece ansızın gelebiliriz sözü nereye gitti? Vakit geç olmadan derhal yapılan hatalardan vazgeçilmeli ve nerede olurlarsa olsunlar Türk Milleti’nin birliğine, beraberliğine, kardeşliğine ihanet içinde olanlar en ağır bir şekilde cezalandırılmalıdır.

POSTMODERN SÖMÜRGECİLİĞE KARŞI BARIŞ MEDENİYETİ KURTULUŞTUR.

Nihai amacını gerçekleştirmek isteyen emperyalizm; güçle, zorbalıkla insanlığa kan, gözyaşı ve acı getirmeye devam ediyor. Artık eskisi gibi sömürge valileri yerine sureti haktan görünen, celladına aşık köleler gibi sömürge bölge valileri bu görevi yapmaktalar. O ülkelerin halkı nerede derseniz; etnik ve mezhep kavgaları ile mahkûm edildikleri yokluk ve yoksullukla kendi kendilerini yok etmekle meşguller.

Gazze’deki ‘Trump Barış Planı’nı da farklı değerlendirmek mümkün değildir. ABD Dışişleri BakanınınRubio, Filistinlilerin imha planı ile ilgili İsraillilere, soykırımın başında Biden’ın dediğinin aynısını “Elinizi çabuk tutun” dediği hâlâ hafızalarda. Veya Trump’ın İsrail Parlamentosu Knesset’ki konuşmasında:“‘Güç vasıtasıyla barış’, ‘Bu, terör ve ölüm çağının sonu ve inanç, umut ve Tanrı çağının başlangıcıdır’, ‘Şu silahı, bu silahı verir misin’ diye. ‘Tabii getiririz’ dedim. Ama iyi kullandınız.” , “Birçok zengin Arap ülkesinden, Gazze’yi yeniden inşa etmek için büyük miktarda para koyacaklarını söyleyenler oldu.”

Gazze’yi,Filistinlilerden boşaltıp ülkesi için bir tatil beldesi yapma planlarını açıklayan Trump’ın bir sözü (?) üzerine Hamas’ın planı kabul ettiği anlaşılıyor. Bu söze güvenilmesinde; kendileri bir anlaşma yapma ve uygulama iradesinden mahrum olan Tayyip Bey’in “bu konuda Trump’ın yardım isteğini karşılıksız bırakmamasının”, “her istediğinde yanında olmasının” ve “bölgedeki Arap liderlerin de payı var” elbette.

Gazze’debebekler, çocuklar açlıktan ölürken; Trump’ın Mayıs 2025’teki ziyaretinde Körfez ülkeleri ABD ile 3,2 trilyon dolarlık anlaşma yapmışlardı. Ayrıca Katar ile ABD arasında yapılan savunma işbirliği anlaşmasının bir benzerini şimdi de Suudi Arabistan imzalamak istiyor. Tabii ki bu anlaşmaların da bir bedeli olmak zorunda.İsrail’in, Katar Doha’ya füze fırlatması bu ve benzeri anlaşmaların kıymeti harbiyesinin ne olduğu konusunda bir fikir verse de…Gazze’nin başına gelenlerde, deniz yetki alanlarındaki zengin hidrokarbon yataklarının bulunması ve Doğu Akdeniz’deki egemenlik emperyal savaşların da payı var elbette. Bunlar modern sömürgecilik değil de nedir?

Sayın Cumhurbaşkanı’nın,“fevkaladeninfevkinde” diye yaptığı ABD ziyaretinde yaşananlar da tarihe kara bir leke olarak düştü. Yaşananlar dedik çünkü bir değil, iki değil. ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi TomBarrack’ın Türkiye’yi otoriter olarak nitelemesi, Trump’ın Tayyip Bey’e ‘meşruiyet’ vermesi sözlerine; ABD Dışişleri Bakanı MarcoRubio, “Liderler istediklerini söyleyebilir ama günün sonunda bir çözüm gerektiğinde Beyaz Saray’a gelmek isterler. Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu hafta Başkan’la görüşmek için Beyaz Saray’a geliyor. Gerçek şu ki, bugün bile devam eden toplantılarımız var ve liderler bu toplantıların bir parçası olmak için adeta yalvarıyor.” sözlerine gereken cevaplar verilmemiştir. Her biri birbirinden vahim bu iddiaların yalanlanmaması; sükutun ikrardan geleceği ve siyasi iktidarın meşruiyet kaybı bir yana, bir vatandaş olarak bizleri derinden yaralamıştır. Öte yandan Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması ile ilgili uluslararası mütekabiliyet prensipleri bir yana bu konuda hiçbir kimsenin Türkiye Cumhuriyeti ve yöneticileri üzerine bir şey düşürmeye hakkı yoktur, haddine değildir. Bu hata da derhal düzeltilmelidir. 

Millet Partisi kadroları, ilk günden itibaren ‘Terörsüz Türkiye’ sürecinin bir aldatmaca, kandırmaca, Türk Milleti’ni vatansız, devletsiz ve milletsiz bırakma girişimi olduğunu bütün ehli vatan gibi gördü. Yapılan hatalardan derhal vazgeçilmesi ve gereken tedbirlerin bir an evvel alınması için tarihi uyarı görevini canla, başla yerine getirdi. Bundan böyle de getirmeye devam edecektir. Her zaman olduğu gibi kınayanın kınamasından korkmadan, hiçbir menfaat beklentisi olmadan, sadece ve sadece hak ve millet rızasını kazanmak için. Türk Milletinin varlık ve bekasını davası bildiği için. Yeryüzüne yeniden hakkı, adaleti ve barışı hâkim kılarak; fitnenin, fesadın, zulmün ortadan kaldırılması için; karşılaştığı kin, nefret, husumet ve anlayışsızlıklara rağmen; milli kadroların omuzlarına yüklenen tarihi görevine, ‘Milletim Uyan’ çağrısına sevgiyle, şefkatle, merhametle, demokratik ve meşruiyet çizgisinde bundan sonra da devam edeceklerine inancımız tamdır.

Related posts

BAŞYAZI: Egemenlik ve tam bağımsızlık hakkından taviz verilemez #37

Mekke Paktı Stratejik Başarı Mı, Tehlikeli Bir Girişim Mi?

Kanun Kılıflı Mağduriyetler: Bu Kaçıncı Soygun?