Edibali, siyaseti bir kariyer alanı değil; bir emanet olarak gören bir kuşağın temsilcisiydi. İlkeyi sonuca feda etmeyen, güce yaslanmak yerine doğruyu savunmayı seçen bir siyaset anlayışını savundu.
Serap UYSAL
Bugün ülkede neyin haber olduğuna baktığımızda, ister istemez şu soruyla yüzleşiyoruz: Kıymetli olan mı görünür, yoksa gürültü çıkaran mı?
Bir cümlelik polemikler, geçici öfke patlamaları, magazinleşmiş siyasetçiler sayfaları doldururken; bir ömrü fikre, ahlaka ve millete adamış isimler sessizce geçiştiriliyor. İşte tam bu noktada, bir milletvekilinin, bir parti kurucusunun, bir fikir adamının adının anılmaması tesadüf değildir. Bu bir unutkanlık değil, bilinçli bir tercihtir.
Basın, çoğu zaman neyi görmediğiyle kendini ele verir. Çünkü yok saymak, eleştirmekten daha güçlü bir tutumdur. Bugünün medya düzeninde haber değeri; doğrulukla, derinlikle ya da kalıcılıkla değil; güçle, çatışmayla ve görünürlükle ölçülmektedir. Bu nedenle bağıranlar duyulur, kavga edenler görünür olur; sessizce düşünenler ise bilinçli bir sessizliğe mahkûm edilir.
Basının yok saydığı çoğu zaman kişiler değil, onların temsil ettiği fikirdir. Çünkü fikir, gürültüden daha tehlikelidir. Hele bu fikir ahlakı merkeze alıyor, güce mesafe koyuyor, popülizme kapı aralamıyorsa… İşte o zaman sistem için rahatsız edici hâle gelir.
Aykut Edibali tam da bu rahatsız edici duruşun adıdır. Edibali, siyaseti bir kariyer alanı değil; bir emanet olarak gören bir kuşağın temsilcisiydi. İlkeyi sonuca feda etmeyen, güce yaslanmak yerine doğruyu savunmayı seçen bir siyaset anlayışını savundu. Bu yüzden çoğu zaman yalnız kaldı, çoğu zaman görmezden gelindi; ama çizgisini hiç değiştirmedi.
Edibali’nin siyaseti, şartlara göre konuşanların değil; konuştuğu şarta göre yaşayanların siyasetiydi. Devlet, millet, ahlak ve bağımsızlık kavramlarını sloganlaştırmak için değil; anlamını korumak için kullandı. Bugün “gerçekçilik” adı altında yapılan savrulmaların karşısında, onun duruşu fazla sert, fazla tavizsiz ve fazla sahici kaldı.
Bir fikir susturulmadan önce görünmez kılınır. Aykut Edibali’ye yapılan da tam olarak budur. Ne yasaklandı ne açıkça hedef alındı. Sadece adı anılmadı, fikirleri tartışılmadı, mirası hatırlatılmadı. Böylece bir lider, sessizce hafızanın dışına itilmeye çalışıldı.
Ölüm yıldönümünde, Aykut Edibali’nin yol arkadaşları onun çizgisinde yürümeye devam edeceklerini bir kez daha ifade ettiler. Bu, sıradan bir anma cümlesi değil; fikrî bir sadakatin, ahlaki bir mirasın teyidiydi. Bugün Millet Partisi, Genel Başkan Cuma Nacar liderliğinde imkânları ölçüsünde çalışmalarını sürdürmekte; teşkilatlarıyla, duruşuyla ve programlarıyla bu çizgiyi yaşatmaya gayret etmektedir. Buna rağmen parti ve kadroları, basında hâlâ görmezden gelinmekte; adeta yok sayılmaktadır.
Bu yok sayma, yapılan işlerin bilinmemesinden değil; bilinmek istenmemesindendir. Çünkü bugün basın yalnızca ne yapıldığıyla değil, kimin yaptığıyla ilgilenmektedir. Güce yakın olan görünür olurken, ilkesini koruyanlar sessizliğe mahkûm edilmektedir.
Oysa bir toplumun asıl ihtiyacı, yüksek sesle konuşanlar değil; doğru yerde duranlardır. Bugün basının görmezden geldiği bu duruş, yarının siyasal ve ahlaki muhasebesinde yeniden hatırlanacaktır. Çünkü tarih, her zaman manşet atanları değil; istikametini koruyanları yazar.
Aykut Edibali bugün anılmıyor olabilir. Ama onun ahlak merkezli siyaset anlayışı, bu toprakların hâlâ en yakıcı ihtiyacıdır. Görmezden gelinen bu çizgi, günü kurtarmıyor olabilir; fakat yarını kuracak olan da tam olarak budur.
