Lütfü KILIÇ
“Dünya beşten büyüktür” haykırışlarıyla dünya lideri ilan edilen, “Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz!” tepkisiyle duygularımızı tavan yaptırıp, sevinç ve gurur gözyaşları akıttıranın icraatları yanan yürekleri yanıltmadan öteye gitmedi. Filistin’de, Gazze’de dünyanın gözü önünde yaşananlar, dünyanın beşten büyük değil, birden de küçük olduğunu gören gözlerin önüne serdi. Bu birin kim olduğunu anladığınız hâlde yine de “Kim?” diye sorarsanız; cennetmekân Mehmet Akif’in “Tek dişi kalmış canavar!” dediği Batının gayr-ı meşru çocuğu olan ABD olduğunu peşinen söylemeliyim.
Bu ABD ve kuyruğundaki AB, yani batı, büyük Ortadoğu projesinin büyük aktörleri. Bir de bunların eş başkan adıyla pohpohladıkları, emellerine hizmet ettirdikleri kuyruklarının kuyrukları var. Bu güruh adalet, eşitlik ninnileri, insan hakları istismarları ile insanları uyutarak emellerini gerçekleştirme gayretindeler. Arap Baharı ve benzerleri projelerinin ve plânlarının parçaları. Desteksiz atmak, zamansız ötmek yaralara melhem olmuyor. Tutarlı olmak lazım. Hem Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmek isteyen emperyalistlerin hazırladıkları Büyük Ortadoğu Projesi’nin ortağı olacaksınız, o proje çerçevesinde terörist devletin etrafındaki devletlerin veya terörist devlete karşı koyabilecek devletlerin hizaya getirilmesinde katkınız olacak; hem de haçlıların desteğindeki katil İsrail’e “Dur!” diyeceksiniz! Buna gülmezler mi? Bu durumla ciddiye alınır mısınız?
Siyonizm’in pençeleri olan bu emperyalistler; dün Endülüs’te, Avrupa’nın göbeğinde gözlerini kırpmadan Müslümanları, Musevileri katlederken bugün Siyonistler vasıtası ile Müslümanları katletmektedirler. Hem de çoluk çocuk, yaşlı, kadın demeden hunharca öldürmektedirler. Hem de her türlü silahı kullanarak haneler, hastaneler, mabetler yerle bir edilerek. Şehirleri hayalet şehirlere, haneleri viraneye döndürerek! Ne anaların feryadına ne çocukların fizzahına ne de babaların figanına aldırmadan! Ölenlerin, yaralananların, enkazın altında kalanların, acısını ağıta dökenlerin hâlleri umurlarında olmadan.
Öldürdüklerinden arkada kalanları tedaviden, beslenmeden, barınmadan mahrum bırakarak ölmelerini sağlamakta, hatta bu şartlarda ölmelerini keyifle izlemekteler! Acımaları yok. Olmaz da. Çünkü onların mayasında birlikte yaşama feraseti yok. Onlar kendilerinin yaşaması için öldürmeğe programlanmışlar. O çok kullandıkları insan hakları falan filan ise fasarya. Siyonizm’in güdümündeki batının şövalyeleri, kovboyları öldürme talimleriyle temellendirilmişler. Destekledikleri İsrail’in yaptıkları bundan başkası değil.
Gâvur, gâvurluğunu yapıyor. Ya Müslümanlar? İran’ın oynadığı tiyatro ile diğer Müslüman devletlerin sessizliği, hissizliği, vicdansızlığı neyin nesi? Güney Afrika Cumhuriyeti’nin girişiminin dışında dişe dokunan ne var? Var olan İslamî kuruluşların duyarsızlığı ve pısırıklığı ile öldürülen canların, akıtılan kanların durdurulması mümkün mü? Zenginliklerini emperyalistlere ipotek eden, emperyalistlerin hegemonyasındaki devletlerin başında bulunan emperyalistlerin yetiştirmesi olanların; emperyalistlere karşı gelip, emperyalistlerin desteklediği caninin cinayetlerini durdurması, hesabını sorması mümkün mü?
Evvela kendimizi sığaya çekmeli değil miyiz? Mademki katil devletle ticari ilişkileri kesecektik, bugüne kadar niçin bekledik? Bu icraatta bulunmak için otuz beş bin insanın katledilmesi mi gerekiyordu? Kararlı olmak, dik durmak bu mu? Tepkinin zamanında gösterilmesi gerektirmiyor mu? Tahammül sınırlarını zorlamazsanız Filistin’de, Gazze’de o çok dillendirdiğiniz yardımları ulaştıracak insan da bulamayacaksınız. Devlet adamlığı günü kurtarmak değil; günle dünü iyi değerlendirip yarını görmek, yarını programlamak ve uygulamaktır. Hakiki dik duruş da budur.
Deneme ve yanılmalarla; aldanma ve aldatmalarla yapılan icraatlar idare değil, maslahatı idaredir. Bu milleti oyalamaya oyuna getirmeye kimsenin hakkı yoktur. Medyayı kullanarak gerçekleri gözden uzak tutmanın, mızrak çuvala sığmadığı zaman da milletin umudunun hüsrana dönüşmesinin vebali ağır olur. Allah muhafaza, sona sürüklenmenin hesabını dünyada da, ukbada da yüz akı ile kimse veremez.
Öyle ise kibir ve enaniyet garabetinden sıyrılmalı. Titreyip, kendimize dönmeliyiz. Meşveret etmeliyiz. Kılavuzun Resulullah, istikametin Allah rızası olmasını aklımızdan çıkarmamalıyız. Bulacağımız ışık geçmişimizde saklı. Badireleri atlatan, hezimetleri zafere döndüren, dünyayı gıpta ettiren liderler tarihimizin sinesinden işaret ediyor. Hz. Adem’in neslinin insanca, adalet şemsiyesi altında huzur içinde yaşamasının tohumlarını da ecdadımız attı. Mensubu olduğumuz milletimizin içinden çıkan ilim ve siyaset adamlarımız gözümüzden uzak tutmadığımız aynamız olmalı.
Medeniyetler tarihini, dünya siyasetini enine boyuna inceleyen; milletinin bekası, insanlığın huzuru için tefekkür eden, fikir üreten, stratejiler oluşturan bilge lider merhum Aykut Edibali’nin eserleri şiarımız olmalı.
Milletin yeniden dirilişi, mazlumların kurtuluşu ve dik duruşun esrarı o eserlerde saklı. Bulmaya çalışanların yolları açık; Yaradan yâr ve yardımcıları olsun.