Eğitim Modelimiz ve Beklentiler

Ülkelerin geleceği, yücelmesi açısından en önemli konulardan biri de eğitimdir. Bugünkü eğitimimizi kıyasladığımızda tarihten çok dersler alınacak konular vardır. Çünkü günümüz eğitimin şirazesi bozulmuş, millilikten uzaktır. Modern çağı sentezleyen bir eğitim yanında yerli ve milli bir eğitim hedefimiz olmalıdır. Eğitimde amaç, çocuklarımızın, insani, millî, manevi, ahlaki değerlere bağlı saygın, girişimci bir ruha sahip olarak yetiştirilmesidir.

Eğitim; Kişinin kendisine, ailesine, çevresine, yaşadığı topluma ve insanlığa karşı görevlerini öğrenme ve yerine getirme, sürekli olumlu yönde davranışlarını geliştirme uygulamasıdır.                                                                                                                                         Öğretim ise; kişinin kendi ihtiyaçlarını çevre ve ülke ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için, yetenek ve ilgi alanına göre meslek edindirme süreç ve uygulamasıdır. Bunları sağlayacak olan eğitimin ve öğretmenin durumu ve fonksiyonlarını irdelemek gerekir.

 Bir toplumun geleceğini inşa eden en güçlü mimarlar ne siyasetçiler ne askerler ne de zenginlerdir. Asıl mimarlar; sınıfın kapısını her sabah umutla açan, bir çocuğun gözlerine bakarak geleceği okumaya çalışan öğretmenlerdir. Çünkü öğretmenlik, maaş karşılığında yapılan bir meslek, sıradan bir iş değildir. Öğretmenlik; bir milletin hafızasını geleceğe taşıyan kutlu bir emanettir.

Bugün eğitim sistemimizi konuşurken derslikleri, müfredatı, sınavları, teknolojiyi ve birçok şeyi tartışırken, çoğu zaman asıl soruyu sormayı unutuyoruz. Eğitim sistemimiz gerçekten milli midir? Değerlerimiz ve kültürümüzle barışık mıdır? Çocuklarımızı hayata ne derece hazırlıyor?

Eğitimcinin davası geleceğe donanımlı nesil yetiştirmek, bir şahsiyet inşa etmektir.
İşte bizim medeniyetimiz öğretmeni, hiçbir zaman sadece bilgi aktaran biri olarak görmedi. Çünkü öğretmen yalnızca öğreten değil; terbiye eden, örnek olan, yol gösteren insandır.

Eğitimin Ana Gayesi Ne Olmalıdır?

Selçuklunun medreselerinde, Osmanlı’nın mekteplerinde, Anadolu’nun mütevazı köy okullarında da öğretmenin en büyük sermayesi diploması değil; ahlakı, merhameti, vakarı fedakarlığı ve topluma rehberliğidir…
Çocuklar öğretmenlerinin sadece anlattıklarını değil, yaşadıklarıyla öğrenirler. Çünkü eğitim kulaktan çok, gönülden gönüle köprü kurmadır. Tarihte en büyük maaşı alanlardan biri de öğretmenlerdir. Ancak bir öğretmeni büyük yapan maaşı değildir. Sınıfındaki en sessiz çocuğun kalbine dokunabilmek, gönlüne girebilmek, gönülleri fethetmek, hayatına anlam katmaktır. Sonuçta; insan, toplum, millet bilincini oluşturmaktır.

Medeniyetler, gönül insanları sayesinde ayakta kalır. Alpaslan’ı, Fatih Sultan Mehmet’i makamlara oturtan, Kanuniyi yetiştiren, Mimar Sinan’ın ufkunu açan, hocaların yetişme tarzlarıdır. İbni Sina’yı, İmam Gazali’yi, Osman Bey gibi nice önderleri, devlet adamlarını, bilginleri yetiştiren, ilim halkaları öğretmenler değil midir? Tarihe yön veren ilim ehli öğretmenler, sadece ders anlatmadı. Geleceğe yön verecek bir insanı kâmil hazırladılar. Çağlara yön verdiler, bir medeniyet inşa ettiler.

Bugün geleceğe yön verecek, ülkemizi kalkındıracak, barış ve adalet medeniyetini inşa edecek, kutlu nesil yetiştirecek bir eğitime ihtiyacımız var. Çünkü eğitim sistemi, yalnızca diploma veren kurum değildir. Geleceğe insan yetiştirmektir. İnsan yetiştirmek ise önce gönül yetiştirmeyi gerektirir. Gönlü zengin, çocuk ve insan sevgisi olmayanın öğretmenliği eksik kalır. Merhameti olmayanın bilgisi soğuk kalır. İdealini kaybeden öğretmen ise yalnızca müfredatı tamamlar; fakat hayatı tamamlayamaz.

Yerli ve millî eğitim anlayışını soyut bir söylem olmaktan çıkarıp somutlaştırmak adına, eğitimi; milli, yerli, kültür ve değerleriyle harmanlamış uygulanabilecek bir eğitim modelini oluşturmalıyız ki geleceğe umutla bakalım. Bu modelde yetişen bir genç; “Ben kimim?” sorusuna ve sorunlara kendi tarihinden ve kültüründen aldığı güçle cevap arayacaktır. Kim olduğunu, yaratılış gayesini, milli ve manevi hedefleri bilerek “Dünyaya ne sunabilirim?” sorusuna, geliştirdiği teknoloji ve ürettiği bilgiyle cevap verecektir

Okullarda Değerler Eğitimini Vermeliyiz!

İnsanın düşüncesini, inancını alçaltırsanız, insan alçalacaktır. İnsanın düşüncesini, inancını yüceltirseniz insan yücelecektir. Eğitim; bir kafayı bir nesli bozma değil araştıran, düşünen, inançla, geleceğe güvenle hazırlanma sanatı ve yarışıdır. İdealle, değerle donanıp, haz kabiliyetlerini geliştirme becerisidir.                                                                                                           Milli kültürü, dini ve vatanseverliği çocuklarımıza öğretmeden öğretmen, doktor, mühendis, sanatkâr yapmakla iş bitmez. Yetiştirme, maddi ve manevi alanda bir bütünlük içinde olmalıdır. Bu anlayıştan uzak olan eğitim modelleri kör ve topaldır.

Kendine saygı, başkalarına saygı, ana-babaya saygı, ülkemizi sevme, tarihimizi sevme, çevre bilinci, tasarruf, adalet, temizlik, üretim, yardımlaşma, ahlaklı, dürüst olma gibi insani değerler okul öncesi, ilk ve ortaokul çocuklarımıza mutlaka kazandırması gereken alışkanlıklar olmalıdır.

Hayat boyunca, kişiler sadece diplomalarına göre değil, aynı zamanda toplumlarına, insanlığa, kendi mesleklerine yaptıkları katkı ve hizmete göre değerlendirilmelidir.
Bugün, ne yazık ki öğretmenlik, yalnızca bir istihdam alanı olarak gören anlayışın girdabına girmiştir. Öğretmenlik konusu çok seçicilik ister. İnsanı, yaratıcıyı, toplumu iyi tanımayı gerektirdiği gibi yaptığı işi sevecek şahsiyet olmalıdır. Öğretmen siyasi, ekonomik kaygı taşımaması gerekir. 

Elbette bütün yükü öğretmenin omuzlarına bırakmak adil değildir. Öğretmeni yücelten de yalnız bırakmayan da devlet olmalıdır. Öğretmenin itibarını koruyan, mesleki gelişimini destekleyen, ekonomik huzurunu sağlayan bir sistem kurulmadan büyük hedeflere ulaşmak kolay değildir.

Bütün bunlarla birlikte öğretmen, her zaman şunu hatırlamalıdır; elindeki tebeşir sadece tahtaya yazı yazmaz. Bir milletin kaderini de yazar. Sınıfta söylenen bir güzel söz, yarın bir toplumun ve ülkenin vicdanı olabilir. Bir tebessüm, bir dokunuş, bir teşvik cümlesi; belki de bir çocuğun bütün hayatını değiştirebilir.

Öğretmenlik, yalnızca meslek değildir. O, insanla bir millet bir medeniyet inşa etme davasıdır. Çünkü medeniyetler, binalarla, yıkılabilecek yapılarla değil; gönlü insan sevgisiyle, millet sevgisiyle, kültürüyle dolu öğretmenlerle yeniden ayağa kalkabilir

Türkiye’nin Geleceğini İnşa Etmek: Yerli ve Millî Bir Eğitim Politikasına bağlıdır!

Güçlü ve sürdürülebilir bir millî eğitim şu dört ana eksen üzerinde yükselmelidir;                     Tarih, Kültür ve Değer Odaklılık: Eğitim müfredatı, gencin kendi tarihsel kimliğini tanımasını, Türk dilini tüm zenginliğiyle kullanmasını ve toplumsal etik değerleri benimsemesini sağlamalıdır.                                                                                                                           Üretim ve Teknoloji Odaklılık (Teknolojik Bağımsızlık): Tüketen değil, üreten; yazılımı, mühendisliği ve sanayiyi kendi zihinsel emeğiyle şekillendiren nesiller yetiştirilmelidir.     Sorgulayan ve Problem Çözen Zihinsel Yapı: Millî şuur, dogmatik yaklaşımlarla değil; eleştirel düşünce, bilimsel merak ve araştırma kültürüyle desteklenmelidir.                                         Fırsat Eşitliği ve Erişilebilirlik: Coğrafi ve sosyoekonomik farklılıklar gözetilmeksizin, ülkenin her köşesindeki evladına eşit standartta nitelikli eğitim sunulmalıdır.

Eğitimde yerlilik ve millîlik; küresel yarışta geride kalmak değil, o yarışa kendi kimliğin ve kendi ürettiğin güçle katılarak liderliğe oynamaktır.

Eğitim ve öğretimde 5+3+3 sitemine dönülmenin avantajları araştırılmalı, okulların kaç yıl olacağı en kısa zamanda netleştirilip, fazla yılların zaman kaybı önlenmelidir. Eğitim süresinin kısalmasıyla; öğrenciler üniversiteye veya mesleki eğitime daha erken geçebilir. Özellikle meslek liseleri ve uygulamalı eğitim açısından öğrencilerin daha erken uzmanlaşmasına imkân sağlayabilir. Sınıf sürelerinin değiştirilmesiyle birlikte müfredatın, öğretmen- öğrenci yetiştirme sisteminin ve ölçme-değerlendirmenin de buna uygun düzenlenmesi gerekir.                                                                                                                                    Ayrıca mesleki eğitime de önem verilmelidir. Mesleki eğitim, geleceğe atılan sağlam bir adımdır. Bilgiyle beceriyi buluşturur, insanı üretime ve hayata hazırlaması bakımından önem arz eder. Her öğrenilen meslek, güçlü bir gelecek ve umut dolu yarınlar demektir.

21.yüzyılda milletlerin bağımsızlığı, yalnızca sınırların korunması veya askerî güçle değil; bilgi üretme, teknolojiyi yönetme ve özgün değerler etrafında nitelikli insan kaynağı yetiştirme kapasitesiyle ölçülmektedir. Geleceğin dünyasında söz sahibi olmanın yolu, kendi köklerinden güç alan, ancak evrensel gelişmelere de gözünü kapatmayan yerli ve millî bir eğitim politikası benimsemekten geçer.

Yerli ve millî eğitim; geçmişi taklit eden muhafazakâr bir yaklaşım ya da dünyadan kopuk bir içe kapanma değildir. Aksine, kendi medeniyet değerlerini, kültürünü ve tarihsel tecrübesini merkeze alırken; bilim, teknoloji ve üretimde küresel rekabet gücüne ulaşmayı hedefleyen stratejik bir kalkınma hamlesidir

Sonuç olarak; yerli ve millî bir eğitim politikası, kökleri derinlerde olan bir çınar ağacı gibidir. Kökleri bu toprağın değerleriyle beslenirken, dalları ve yaprakları evrensel bilimin ve teknolojinin rüzgârına açık olmalıdır. Kendi diline hâkim, tarihsel mirasına sahip çıkan, toplumsal sorumluluk taşıyan ve aynı zamanda dünya standartlarında kodlama yapan, laboratuvarda buluş gerçekleştiren gençlik; tam bağımsız ‘Muhteşem Türkiye’nin’ en büyük garantisidir.

​

Related posts

BAŞYAZI: Egemenlik ve tam bağımsızlık hakkından taviz verilemez #37

Mekke Paktı Stratejik Başarı Mı, Tehlikeli Bir Girişim Mi?

Kanun Kılıflı Mağduriyetler: Bu Kaçıncı Soygun?