Eğitim, insanın doğumundan ölümüne kadar devam eden kesintisiz bir eylemdir. Allah, yarattığı ve halife olarak vasıflandırıldığı insanın ihtiyaçlarını, imkânlarını, eğitimini de seçkin kulları olan peygamberler vasıtasıyla bir usule bağlamış, kullarını da o seçkin peygamberleriyle eğitmiştir.
Bir sistemimiz var mı?
Eskiden olduğu gibi günümüzde de eğitimde bir politikamızın olmadığı, bakanların sık sık değişmesinden anlaşılıyor. 20 senede 9 bakan değişmiş ama bir değişiklik olmadığı gibi havanda su dövülmüştür. Ülkemizde eğitime başlayan bir öğrencinin başladığı müfredat ile sistemi tamamladığı görülmediği gibi MEB’in de eğitim konusunda bir dikiş tutturamadığı ortada. Eğitimde yamadan başka bir şey değişmediği halde insanımız hızla değişiyor. Her yönü ile yeni, millete uygun çağın gereklerini karşılayan bir sistem henüz kurulamamıştır. Bakan değişikliklerinde yapıldığı söylenen reformların, eğitimin kalitesine artı bir değer getirmediği gibi insanımızı da memnun etmediği ortada. Genel liseler kaldırıldı, bunun yanında başarılı olan Öğretmen liseleri de tarih oluverdi. Onların yerine Anadolu Lisesi ve Anadolu İmam Hatip liseleri açıldı. Ne yazık ki açılan Anadolu Lisesi türündeki okullarda İngilizce öğretilemediği de bir gerçek. Bunlar yetmiyormuş gibi Sayın Bakan’ın müfredatın değiştirileceğini söylemesi düşündürücü.
Ülkemizde eğitime okul, bilgi, öğretmen ve öğrenci kavramları çerçevesinde bakılıyor. Bunun yanında eğitimin bir felsefesi olması gerektiği konusunda toplum nezdinde esaslı bir şekilde tartışılıp mutabakat aranmadığı ortada… Ülkem eğitiminin çarpık düzenine topyekûn mantıkla yaklaşılmadığı içinde tartışmalar yıllar boyu süreceğe benziyor. Eğitimin ana unsurlarından biri olan öğretmen meselesinde de Milli Eğitim Bakanlığı yıllar boyu siyasilerin elinde oyuncak oldu desek abartmış olmayız. Özellikle eğitimi bir ticari faaliyet görmekten çıkarıp, kaliteli eğitim istiyorsak kaliteli öğretmen yetiştirmedikten sonra eğitimde kalite artmayacaktır. Erdemli, bilgili, ahlaklı, idealist gençler yetiştirmek istiyorsak, öğretmen yetiştirme programlarımızı, eğitim anlayışımızı, metotlarımızı kültür ve medeniyet kodlarımızı göz önünde bulundurarak yapmalıyız.
Eğitimde dilimiz var mı?
Kuru bilginin ötesinde iman, ilim, edep ve güzel ahlak gibi meziyetler ifade eden milli eğitim yerine ne olduğu bilinmeyen birçok bilgiyi öğrencilere boca eden bir sistemimiz var. Özellikle her şey yarım yamalak, milletini, kimliğini bilmeyen nesiller yetişiyor. Bunda da İngilizce eğitim veren Anadolu liseleri yanında, İngilizce öğreniyoruz diye İngilizceyi anaokullarına kadar indirmemizin büyük katkısı var. Dilimiz bozdular. Tarihi seyir içinde bakacak olursak milletimiz kadar yazı dili (Göktürk, Uygur, Arap, Latin) değiştiren bir millet görülmez. Dilde birlik olmayınca düşünce, fikir ve bilgide de birlik olmaz. Ülkemizde çağdaş eğitim diye uygulanan modern /seküler eğitim, ahlak düzeninin inşasında başarılı olamamıştır. Çünkü insanın ruhu( duygusal) ihmal edilmiş, sadece öğretim yanı ele alınmıştır.
Milli Eğitime teslim ettiğimiz saf ve temiz evlatlarımız yıllar sonra ateist ya da deist olarak karşımıza çıkabiliyor.( Bazı özel okullarda dünya vatandaşı yetiştiriyoruz bile diyebiliyor.) Dilimizle fen bilimleri, matematik, astronomi gibi dersleri yapmadığımız, dilimizle düşünmediğimiz ve Türk Dili ve Edebiyatı derslerini zorunlu hale getirmediğimiz, öğrenme zorluğu çektiği için okul hayatından daha kolay pes eden binlerce öğrenci var. Öğrenme yoksulluğu korkutucu boyutlarda. OECD raporlarına göre 2030’da %43’e ulaşacağı tahmin ediliyor. Öğrenci sayıları birbirine eklendiğinde 60 milyonluk kitleyi ilgilendiren bir konu oluyor.
İlk yıkılan kale eğitimdir
İyi yetişmiş insanlar güçlü bir millet oluşturur. Kendi kültürüne uygun insan yetiştiren toplumların da güçlü devletleri olur. Eğitim, tarih boyunca siyasi, ekonomik, kültürel ve ahlaki değişmeleri çok büyük ölçüde etkileyen faktördür. Emperyalist ülkeler, hedef ülkelerin öncelikle eğitimlerine saldırırlar. Bilinçaltını şekillendirir, zihinlerini uyuşturup, mankurtlaştırabilir. Cumhuriyet tarihinde buna işin ilki 27 Aralık 1949’da ABD ile imzalana Fulbright Antlaşması’dır.
“Türkiye’yi bölmeyi amaçlayan ABD, Truman doktrini ve Marshall planı doğrultusunda verilen paraların diyetini bizce milli eğitimi ABD’ye teslim ederek ödemiştir. Milli eğitimde kurulan komisyonlarda ABD’li uzmanlar hâkim olmuş, “ Milli Eğitimi Geliştirme” adlı kurulan komisyonun üçte ikisini ABD’li uzmanlar oluşturmuştur. Yıllardır AB( aday olunca) Büyükelçilerinin milli eğitim politikalarında etkili olduğu bilinir ve Batı kültürüne hizmet eder hale getirilmiştir. Bunu için Fulbright’in ülkemizden 2008, 209 ve 2010 yıllarında geleceğin liderleri olarak yetiştirmek üzere seçtiği 100’den fazla isim yer almaktadır.”( bu yılların öncesi hakkında bilgiler yok)(1)
Emperyalist devletler artık ülkeleri fiziki olarak işgal etmeyi bıraktı; ama insanların beyinlerini esir alarak, onların ilahi alandan koparılmış, din, ahlak ve kişiliği yok edilmiş, Batılılara karşı bir aşağılık duygusu aşılayan bir eğitim mirası bırakıyor.( Tanzimat’tan beri bu durumu yenemedik.)
Eğitimin Hedefi
Türk eğitim sistemi nasıl bir insan yetiştirmeyi hedeflemektedir. Hedefi, vizyonu ve misyonu toplumun inanç ve değerleriyle örtüşmeyen mevcut eğitim sisteminin yetiştirdiği insan kalitesi ortadadır. TÜİK’in 2020 yılı verilerine göre kişilerin eğitim seviyesi yükseldikçe suç işleme oranının düştüğü anlaşılmaktadır. Ülkede suç oranlarının arttığına göre Türkiye’de eğitim seviyesi yükselmemektedir. Yerli ve milli net bir hedef ve strateji yokluğu dolaysıyla, eğitim bürokrasisi günü kurtarmaya çalışmakta, ne aradığını bilmemektedir. Dünyanın en dinamik gençliğine sahip olan Türkiye’de gençleri hedefsiz, ütopyasız bırakmanın bedeli maalesef ağır olmuştur. Erken yaşlarda başlayan sınav odaklı eğitim anlayışı çocukların okul dışı kaynaklara yönelimini artırmıştır. Yine bu sistem tüm değerlerimizi alıp götürmüştür. Çocuklarımızı kabiliyetlerine göre tasnif edip ona göre eğitemez, konuyu tercihlere bırakırsak(öyle), sadece diploma odaklı sisteme mahkûm oluruz.
Eğitim sistemindeki kalite yanında esas sorun eğitimin muhtevası ve üzerinde durduğu değerler ve düşünce sistemi olmalıdır. Nurettin Topçu:”Bize bir insan mektebi lazım… Bir mektep ki bizi kendi ruhumuza kavuştursun; insanlığı seven, vicdanımıza her an Allah’ın huzurunda yaşamayı öğretsin.” der. Şurası unutulmamalıdır ki eğitim, kendi ilim ve düşünce geleneğimiz, tarihsel tecrübemiz istikametinde olursa, hem kendi milletine hem de dünyaya söyleyecek sözü olan insanı ortaya çıkarır.