Eşkiya İle Pazarlık Yaman Çelişki

Silah bırakma” ve kamuoyunu yönlendirme konusunda İktidarın ısrarlı yaklaşımı, medyanın algı operasyonları tarihsel verilerle de çelişmektedir.

Bağımsız, egemen ve muktedir bir devlet için eli kanlı, katil ve bölücülüğü belgelenmiş bir örgüt ile “silah bırakma” karşılığında uzlaşma tarihte görülmemiştir

 
Dik Duruş” veya “İlkeli Siyaset” Var mı?
Dünü ile bugünü tutarsız olanın yarına dair umut ve güven vermesi beklenemez.
Politik arenada çokları için ilkesizlik ve tutarsızlık hüner olarak görülüyor. İşin üzücü tarafı bu tutum üniversiteden yargıya, oradan da toplum katmanlarına kadar sirayet etmiş durumda…

“Milli Görüş” sloganıyla yola çıkarken mi; iktidar koltuğuna otururken o gömleği çıkarırken mi?
Milletin belleği sürekli reset ediliyor. Beyinler allak bullak…
Sanki Utanası Tarih bilimi yalan yanlış imiş.
Sanki vatan, bayrak, milli birlik, şehitlik, gazilik, kahramanlık, zafer, ihanet, gözyaşı, kan, evlat acısı, eş hasreti gibi birçok sözcüğe derin anlamlar yüklemek gereksizmiş…

Devlet işlerinde ilkeli yani istikamet üzere olmanın da lüzumsuz bir takıntı olduğunu öğretti iktidar ve ortakları. Uzun bir yol kat ettikten sonra ansızın aklına esip “U” dönüşü yaparak başladığın yere, hatta daha gerilere savrulmak aslında büyük bir marifetmiş… bütün bunları iktidar ve ortaklarından öğreniyor insanımız ve hatta dünya.

Madem “Bölücü Teröre Karşı Başarılı İdik” “Bir Gece Ansızın Gelebilirdik.”

Bir devlet yönetimi düşünün;
Egemenliği altındaki toprağın bir kısmını koparmak isteyen yapılarla yıllarca mücadele edecek. Asker, polis, istihbaratçı ve öğretmen gibi kamu personeli ile on binlerce insanını, trilyonlarca parasını, zamanını, gücünü ve geleceğini sırf ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğünü sağlamak amacıyla feda edecek…
Yıllar süren mücadelenin ardından bölücü örgütün başını bir biçimde yakalayıp mahkûm edecek… yine yıllarca süren mücadelede geldiğin noktada örgüt ülke içinde silahlı güç bulunduramayacak hale gelecek.

Yine düşünün ki; bölücü örgüt yurt dışında yuvalandığı topraklarda bile kendini güvende hissedemez, ininden kafasını çıkaramayacak hale gelecek.

Bölücü terör örgütün silahsız elemanları ülke içinde her türlü etkinlikte bulunacak; partiler kurup seçimlere katılacak, yerel yönetimden parlamentoya kadar toplum ve devlet organlarında silahlı bölücü örgütün amaçları doğrultusunda faaliyet gösterecek. İktidarından muhalefetine kadar birçok parti sırf ihtirasları için bunlarla işbirliği tutacak…
Ve gün gelecek bölgede değişen şartlar karşısında iktidar ve destekçilerinin çözüm üretemez halde bocalarken, sözde “dost” ve “stratejik ortak” görümlü devletlerin tavsiye görünümlü direktifleri ile, terör örgütü lider kadrosuna çağrı yapılarak iletişime geçilecek…
Yargıya ve güvenlik güçlerine “bölücü örgüte karşı operasyonları durdurun” emri verilecek…

Gelinen bu durum bölücü örgüt ile mücadelede kesin yenilgiyi kabul etmek anlamına gelmez mi? Buna “cephede kazanıp; masada kaybetmek” denmez mi? Buna tarih bilinci ve siyaset becerileri açısından cahiliye denmez mi?

Bölücü Örgüt adına faaliyet gösteren Diakurd adlı kuruluş; Birleşmiş Milletlere başvurarak “Kürtlere self determinasyon hakkı tanımadığı” için Lozan Antlaşmasının iptalini isteyen başvuruda bulunmuş, Türkiye’yi yönetenlerin sesi çıkmıyor. (harici.com.tr. 27.05.2025)
Bu adı konmamış “proje”nin yani “Eşkıya Örgütü” ve onun temsilcileri ile uzlaşı çabasının hem devlet ve millet adına hem de “Örgüt” adına olumlu sonuç getirdiğini gösterecek tarihte bir örnek var mıdır?

– Aşağıdaki Seçeneklerden Hangisi?
Gelinen durum veya aşama şunu gösteriyor;
A) Önlem ve yapılan operasyonlarla iktidar bölücü örgütü hem içeride hem de yurt dışında perişan etmiş…
B) “örgüt” yanlışını görmüş ve hatasından dönmek zorunda kalmış…
C) Bölücü terörle mücadele başarısızlıkla sürüyor…
D) Ortadoğu’da tehlikeli gelişmeler karşısında iktidar, en azından ülkede istikrarı sürdürmek için bölücü örgüte zeytin dalı uzatıyor…
E) 1990’lı yıllarda uygulamaya konan “Genişletilmiş Ortadoğu Projesinin Eş Başkanı” olarak üzerine düşen ne ise o adımları atıyor…
F) Uluslararası siyasi, mali, ekonomik ve askeri baskılar karşısında iktidar, bölücü örgüte “silah bırakma” koşuluyla katlanma zorunda kalmıştır.

Bunların hiç biri “barış, kardeşlik ve ülke bütünlüğünü sağlama açısından olumlu bir sonuç sağlamayacağına göre sürdürülemez, hayırlı bir sonuç doğurmaz.

İktidarın ısrarla “Kırmızı Çizgisi” olan Suriye’deki bölücü yapı, kendini hem Öcalan’dan ve hem de PKK’dan bağımsız olarak tanımlıyor. Buradaki en diri silahlı güç olarak iktidar sözcülerinin açıklamalarının aksine ABD ve Fransa başta olmak üzere Batılılardan destek almaya devam ediyor. Ayrıca İsrail tarafından müttefik olarak kabul edilmekte; bu ülkeye ait askerler Gaziantep ve Şanlıurfa sınırlarımızın dibine kadar sokularak örgüte “yanında olduğunu” güvencesini vermektedir.

PKK Tarih Oldu, Ya Diğer Bölücü Unsurlar?
Ayrıca iktidarın “silah bırakma” konusunda “İmralı mahkumunu” muhatap alarak diğer bölücü aktörleri toplum nezdinde “önemsizleştirme” çabası uluslararası alanda ve şüphe ile karşılanmış; ABD Diyarbakır’a, Fransa ise Mardin’e gazeteci kimliği taşıyan elamanlar göndererek halkın nabzını yoklamış; Türkiye’deki militanların “Apo’yu kurucu olarak gördüklerini fakat güncel konularda onunla aynı kanatta olmadıklarını… ‘ rapor etmişler. (Serdar Akinan-Nevzat Bingöl, YouTube 30.05.2025)

“Silah bırakma” ve kamuoyunu yönlendirme konusunda İktidarın ısrarlı yaklaşımı, medyanın algı operasyonları tarihsel verilerle de çelişmektedir. Devletin varlığına, milletin bütünlüğüne kastetmiş, eli kanlı kişi ve taraftarı ile pazarlık yapılması ve bundan olumlu sonuç umulması tarihten ders alınmadığının acı bir göstergesidir. Şöyle ki; geçmişteki tüm örneklerin sonucu şu iki noktadan birine çıkmıştır:
A) Silah bıraktığını ilan edenler daha sonra bir bahane ile tamamen etkisiz hale getirilmiş;
B) Ya da; taktik değiştiren terörist unsur süreçten daha güçlü çıkmıştır.
Bu sonuçların farkında olan bölücü örgütün aktif kurmayları iktidarın iç politikaya yönelik planlarından yarar sağlamaya çalışıyor. Son aylarda hem bölücü partinin üstenci tutumları hem de yurt içindeki örgüt elemanları ile sempatizanlarının davranışları süreçten mutlu olduklarını gösteriyor.

Gelinen noktada görülüyor ki; ekonomiden eğitime, dış politikadan içerideki toplumsal sorunlara her meselede söylemlerinin tam tersine sonuçlar ortaya koyan iktidar ve yandaşları bölücü örgüt ile mücadele konusunda yaman bir çelişki içindedir.

Tarih Bilgisi ve Bilinci Hak Getire!
Şurası tarihi bir gerçektir.
Bağımsız, egemen ve muktedir bir devlet için eli kanlı, katil ve bölücülüğü belgelenmiş bir örgüt ile “silah bırakma” karşılığında uzlaşma tarihte görülmemiştir. Beklenen başarı asla gerçekleşmemiş; ya devlet itibar kaybetmiş ya da eşkıya çökertilmiştir. Aynı anda iki tarafın kazançlı çıkması vaki değildir.
Osmanlı’da 17. Yüzyıldan itibaren bu tür girişimlerin görüldüğü Kapıkulu ve Celali isyancılar ya da 19. Yüzyılda yaygınlaşan ayrılıkçı ayaklanma mensupları ile anlaşma ve af çözümleri acziyetin göstergesi olmuş, umulan birlik ve kardeşlik gerçekleşmemiştir.

“Terörsüz Türkiye” diyenler buyursunlar? 

  Bölücü örgütün elebaşı Öcalan ile Bahçeli ve İktidar arasındaki muhabbet ve buna ABD’nin Ankara büyükelçisi /aynı zamanda Suriye Özel Temsilcisi Barrak’ın da katılması işin rengini ortaya çıkardı.Bölücü Terör Örgütü “silah bırakma/bıraktırma” yalanıyla kamuoyuna umut aşılarken asıl amacının Türkiye ve bölge devletlerinin siyasal düzenini ve sınırlarını değiştirmek olduğunu PKK’nın 12. Kongresine gönderdiği yazıda açıklıyor. Cumhuriyet’te Zülal Kalkandelen imzalı 11Haziran tarihli makalede “Terörsüz Türkiye” aldatmacasının gerçek niyetleri Öcalan ile ABD elçisinin açıklamaları ışığında ortaya seriliyor. Öcalan açıklamasında;

“Başarıya dair inancım ve umudum yüksektir. Bunun başarıya ulaşması sadece Kürt, Kürdistan için değil bölge için de önemli başarılara yol açacaktır. Burada ulaşılacak bir başarı; Suriye, İran ve Irak’a da yansıyacaktır. Türkiye Cumhuriyeti için de hem kendisini yenileme, demokrasiyle taçlanma hem de bölgede öncülük yapma şansı olacaktır.

Süreç karşıtlarının hiçbir değer ifade etmediğini belirtebilirim. Yenik düşeceklerdir. Fakat bunun aşılması da taraflara sorumluluk yükler. Bu sürecin bölgesel sonuçlarının yanı sıra enternasyonal sonuçları da olacaktır.

Bölge konfederalizmi mutlak bir gereklilik olarak ön plana çıkıyor. İsrail-Filistin çatışması, mezhep çatışmaları, ulus devlet çelişkilerinin panzehiri demokratik konfederalizmdir” diyor. Buna iktidar ve ortakları ne diyecekler, acaba. Buna tevil gerekir mi? İktidar ve Bahçeli neden sessiz! Açıklama yapmak zorundalar.

Related posts

BAŞYAZI: Kanserli Hücre Yasasını Kabul Edenler Derhal İstifa Etmelidir! #36

Vekil Güçler Girdabında Türkiye

Çerçevenin İçindeki Af Yasası