Gecekondu Kültürü Üzerine Bir Değerlendirme

Mustafa KARAŞAHİN

Eğitim Uzmanı

Giriş

Gecekondu kültürü, yalnızca plansız yapılmış evleri ifade eden bir kavram değildir. Sosyolojik anlamda, kırsaldan kente göç eden insanların şehirde tutunabilmek için geliştirdikleri yaşam biçimlerini, dayanışma ağlarını, değerlerini, alışkanlıklarını ve kentle kurdukları ilişkiyi anlatmaktadır.

Gecekondu kültürünü üç düzeyde ele almak mümkündür; mekânsal boyut, ekonomik boyut ve kültürel boyut.

Mekânsal olarak gecekondu, bir arazinin üzerine kısa sürede ve çoğu zaman hukuki izin alınmadan ve standart dışı yapılan konuttur. Ancak sosyologlar için önemli olan yalnızca yapı değildir. Bu yapıların oluşturduğu mahalleler, sokak ilişkileri ve yaşam alanlarıdır.

Ekonomik olarak, özellikle son elli altmış yılda ülkemizde gecekondu mahalleleri genellikle sanayileşmenin ihtiyaç duyduğu ucuz işgücünün barınma alanları olmuştur. Burada yaşayan insanlar: Fabrikalarda işçi olarak çalışmış, inşaat sektöründe yer almış, küçük esnaflık yapmış, kayıt dışı ekonomide faaliyet göstermiştir.

Gecekondu kültürüyle ilgili asıl tartışma kültürel boyutta başlar. Çünkü bu kültür ne tamamen köylüdür ne de tam anlamıyla kentlidir. Köyden kopmuş ama kente tam entegre olamamış ara bir kültürdür. Hemşehrilik önemlidir. Aile bağları güçlüdür. Geleneksel değerler korunur. Ancak kent hayatının tüketim alışkanlıkları da benimsenmeye başlanır. Dolayısıyla gecekondu kültürü bir geçiş kültürüdür.

Türkiye’de Gecekondu Kültürü Nasıl Ortaya Çıktı?

22 Ekim 1950 tarihinde yapılan nüfus sayımına göre Türkiye’nin toplam nüfusu 20.947.188’dir.  Toplam nüfusun yaklaşık %75’i (yaklaşık 15,7 milyon) köylerde, toplam nüfusun yaklaşık %25’i (yaklaşık 5,2 milyon) il ve ilçe merkezlerinde yaşamaktaydı. 1950’lerden sonra hızlı iç göç hareketi ortaya çıktı. Milyonlarca insanımız;  İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Bursa gibi büyük şehirlere göç etti. Ancak şehirler bu nüfus artışına hazırlıklı değildi. Sonuçta; barınma sorunu ortaya çıktı, gecekondu mahalleleri oluştu, yeni bir kent kültürü doğdu.

Gecekondu Kültürü Nasıl Bir Dönüşüm Yaratmıştır?

Gecekondu kültürünün Türkiye’de yarattığı dönüşüm yalnızca şehirlerin görünümünü değiştirmekle sınırlı değildir. Siyasetten aile yapısına, ekonomiden kimliklere kadar uzanan geniş bir toplumsal değişimin taşıyıcısı olmuştur.

1950’lerde başlayan iç göç nedeniyle gecekondulaşma, köyün değerlerini taşıyan, şehirde yaşayan, ama ne tamamen köylü ne de tam anlamıyla kentli olan bir toplumsal kesim meydana getirdi. Ayrıca geleneksel aile ile modern aile arasında bir geçiş alanı oldu.

Devletin ulaşamadığı birçok hizmeti mahalle içindeki insanlar kendi aralarında çözmeye çalıştı. Hemşehrilik ilişkileri, mahalle dayanışması, akrabalık ağları güçlü sosyal sermaye üretti. İnsanlar iş bulurken, ev yaparken, çocuk evlendirirken bu ağlardan yararlandı.

Asıl büyük değişim siyasette yaşandı. Çünkü yeni bir seçmen kitlesi oluştu. Göçlerle birlikte şehirlerde devasa yeni seçmen kitleleri oluştu. Siyasiler artık köylünün değil, gecekondu mahallelerinde yaşayan kent yoksullarının da desteğini almak zorundaydı. Bu durum seçim kampanyalarını ve siyasi dili değiştirdi ve popülist siyasetin güçlenmesini sağladı.

Gecekondu mahalleleri siyasiler için önemli oy depolarına dönüştü. Bu nedenle: İmar afları, tapu vaatleri, altyapı hizmetleri, sosyal yardımlar, siyasi rekabetin merkezine yerleşti. Türkiye’de uzun yıllar boyunca seçim dönemlerinde gündeme gelen imar aflarını bu bağlamda değerlendirmek mümkündür.

Yeni muhafazakâr orta sınıf doğdu. Belki de gecekondu kültürünün en önemli sonuçlardan birisi budur. Gecekondu mahallelerinde büyüyen ikinci ve üçüncü kuşaklar: Eğitim aldı, iş kurdu, ticarete girdi, kamu kurumlarında çalıştı.

Gecekondu kültürü Türkiye’de farklı dünyaların buluşma alanı oldu, gelenek ile modernlik, köy ile şehir, yerellik ile küresellik, dayanışma ile bireyselleşme…

Sosyolojik açıdan gecekondu mahalleleri, Türkiye’nin modernleşme sürecinin laboratuvarlarıdır. Bugün siyasette gördüğümüz birçok tartışmanın, kimlik mücadelesinin, sınıfsal yükseliş hikâyesinin ve hatta kültürel kutuplaşmanın kökleri büyük ölçüde bu mahallelerde yaşanan dönüşümlere dayanır. Hatta denilebilir ki Türkiye’nin son elli yılındaki siyasi ve toplumsal hikâye, bir bakıma köyden çıkan insanların gecekondu mahalleleri üzerinden şehre, oradan da orta sınıfa doğru yürüyüşünün hikâyesidir.

Gecekondu Kültürünün Olumsuz Etkileri Nelerdir?

Bu konuya dikkatli yaklaşmak gerekir. Çünkü “gecekondu kültürü” denildiğinde bazen yoksulluk içinde kente tutunmaya çalışan insanların geliştirdiği dayanışma kültürü ile bunun zaman içinde ürettiği bazı kurumsal alışkanlıklar birbirine karıştırılmaktadır. Sosyolojik açıdan eleştirilen şey genellikle gecekondu insanı değil, bazı alanlarda ortaya çıkan “gecekondu zihniyeti” veya “geçiciliği kalıcılaştıran anlayış“tır.

Gecekondu kültürünün olumsuzluklarından birisi hukuki alandadır. Gecekondu bölgeleri uzun yıllar boyunca hukuken sorunlu alanlar olmasına rağmen fiilen meşrulaştırılmıştır. Bu durum zamanla şu anlayışı beslemiştir: “Önce yap, sonra affı çıkar.” Böylece, imar afları, kaçak yapılaşmalar, kuralsız kentleşme, siyasi destek karşılığında tolere edilen uygulamalara dönüşmüştür.

Diğer bir olumsuzluk gecekondu kültürünün vatandaşlık anlayışı yerine müşteri anlayışını getirmesidir. Bazı araştırmacılar, gecekondu siyasetinin vatandaşlık haklarından çok aracılık ilişkileri ürettiğini savunur. Bu durumda insanlar kuruma değil kişiye bağlanmayı esas almaktadırlar.

Ekonomide kayıt dışılığın normalleşmesi de bu kültürün sonucu denebilir. Çünkü gecekondu mahalleleri uzun süre kayıt dışı ekonominin önemli merkezlerinden olmuştur. Örneğin: sigortasız çalışma, ruhsatsız işletmeler, vergi dışı faaliyetler olağan kabul edilebilmektedir. Bu durum uzun vadede ekonomik verimliliği düşürmüştür.

Gecekondu kültürünün diğer bir sonucu da kısa vadeli kazanç anlayışıdır. Bazı bölgelerde arsa ve imar rantı üretime dayalı zenginleşmenin önüne geçmiştir. Bu anlayış, fabrika kurmaktan çok arsa bekletmenin kazandırdığı bir ekonomik kültür oluşturmuştur.

Bürokraside gecekondu kültürünün olumsuz etkisini kuralların esnetilmesi olarak ele alabiliriz. Gecekondu deneyiminin siyasal olarak meşrulaşması bazen şu düşünceyi güçlendirebilir: “Kural herkese uygulanır ama bir yol bulunur.” Bu durum: Liyakat sorunları, torpil beklentileri, kişisel ilişkilere dayalı işlem kültürü gibi problemlere zemin hazırlamaktadır.

Gecekondu kültürünün diğer bir olumsuz etkisi kurumsallaşmayı zayıflatmasıdır. Resmî prosedür yerine tanıdık üzerinden iş yürütme eğilimi, bürokrasinin öngörülebilirliğini azaltmaktadır. Bunun sonucu kamusal alan bilinci zayıflamıştır. Kaldırım işgalleri, ortak alanların sahiplenilmesi, plansız eklemeler gibi sorunlar bunun sonucudur.

Gecekondu kültürünün bir diğer olumsuz sonucu kentlilik bilincinin gecikmesidir. Kentli olmak sadece şehirde yaşamak değildir. Bu kültürün neticesinde kurallara uyma, ortak yaşamı gözetme ve kamusal sorumluluk geliştirme süreçlerinin geciktiğine şahit olmaktayız.

Gecekondu kültürünün en son yansıması şu an güncel olan hobi bahçeleri ve yeni yerleşim alanlarıdır. İlginç biçimde bazı sosyologlar günümüzde hobi bahçelerini “yeni tip gecekondu mantığı” ile ilişkilendirmektedir. Buradaki eleştiri şudur; tarım arazileri üzerine ruhsatsız yapılar, kaçak elektrik-su kullanımı yapılarak sonradan yasallaştırma beklentisidir. Mantık öncekiyle benzerdir: “Önce yapalım, sonra bir çözüm bulunur.” Bu nedenle bazı uzmanlar hobi bahçelerini yalnızca kırsal yaşam özlemi olarak değil, Türkiye’deki kuralsız yapılaşma kültürünün yeni bir biçimi olarak da değerlendirmektedir.

Sonuç ve Değerlendirme

Aslında eleştirilen gecekondu değil, gecekondu kültürüyle oluşan “geçiş toplumu” olgusudur. Türkiye uzun süre; gelenek ile modernlik, köy ile şehir, hukuk ile ilişki ağları, kurum ile kişi arasında kalmıştır. Gecekondu kültürü bu geçişin en görünür yüzlerinden biridir.

Bu yüzden asıl mesele gecekonduların varlığı değil, onların ürettiği bazı davranış kalıplarının kurumsal hayata taşınmasıdır;

  • Kural yerine istisna aramak,
  • Plan yerine günü kurtarmak,
  • kurum yerine tanıdığa güvenmek,
  • Üretim yerine rantı tercih etmek.

Elbette bunlar gecekondu mahallelerinde yaşayan herkes için geçerli değildir. Bunlar, Türkiye’nin kentleşme sürecine ilişkin bazı sosyolojik eleştiriler ve gözlemlerdir. Aynı gecekondu kültürü bir yandan güçlü dayanışma ve toplumsal hareketlilik üretirken, diğer yandan kurumsallaşmayı zorlaştıran alışkanlıklar da üretebilmiştir. Bu nedenle konu, “iyi” ya da “kötü” şeklinde değil; Türkiye’nin modernleşme sürecinin çelişkileri olarak değerlendirilmelidir.

 

Related posts

BAŞYAZI: Egemenlik ve tam bağımsızlık hakkından taviz verilemez #37

Mekke Paktı Stratejik Başarı Mı, Tehlikeli Bir Girişim Mi?

Kanun Kılıflı Mağduriyetler: Bu Kaçıncı Soygun?