Gönül Dağı ve Sivrihisar

Gönül Dağı

TRT televizyonlarında yayınlanan iki Gönül Dağı yapımı bulunmaktadır. Bunlardan biri, belgesel tadında olan ve bir yol güzellemesi özelliği taşıyan yapımdır. Programın sunucusu, yine bir TRT dizisi olan Seksenler dizisinin Erzurumlu Dadaşı Bekir’dir. Bu program ile uzun yol, ağır vasıta sürücülerinin yaşanmışlıkları ile hayata ve olaylara bakışları izleyici ile paylaşılmaktadır.

TRT’nin ikinci Gönül Dağı ise, ülkemizde önemli bir izleyici kitlesini kendine bağlayan dizi filmdir. Pek çok televizyon kanalının ipin ucunu iyice kaçırdığı diziler konusunda Gönül Dağı dizisi; yapmacıksız, samimi, Anadolu insanının gönül dünyasını yansıtmaya çalışan bir dizi olmuştur. Demek ki; aşırılıklara kaçmadan, yıkıp dökmeden adam gibi diziler yapmak mümkünmüş.

Gönül Dağı dizi filminin çekildiği alan, filmde geçen adıyla Gedelli. Ancak bu filmin Sivrihisar’da çekildiği biliniyor.  Bu film ile Sivrihisar öne çıktı ve Sivrihisar pek çok insanı cezbetti, celbetti.

Sivrihisar

Sivrihisar, kadim bir yerleşim yeri. Tarihi çok eskilere dayanıyor. Friglerden başlayarak Lidyalıların, Perslerin, Büyük İskender’in hâkimiyet alanlarına dâhil olmuş.  Bunu Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı egemenlikleri takip etmiş ve Cumhuriyet ile günümüze kadar gelmiş.

Sivri kayalıklardan oluşan Güneş Dağı’nın eteklerinde kurulduğu için Türklerce Sivrihisar adının verildiği söylenmektedir ki bu akla yatkın bir değerlendirmedir.  Bu Güneş Dağı, Gönül Dağı dizisindeki Gönül Dağı’ndan başkası değildir.

Sivrihisar, Eskişehir ilininin en büyük ilçesi konumunda bulunuyor. Eskişehir, büyükşehir statüsünde bir ilimiz olmasına rağmen ilçeleri pek te büyük bir konumda değilller. Eskişehir’in  – Günyüzü Sivrihisar’dan ayrılana kadar- Eskişehir’e en uzak ilçesi olan Sivrihisar, Günyüzü’nün Sivrihisar’dan ayrılarak ilçe olması ile bu özelliğini Günyüzü’ne bırakmış bulunuyor.

Sivrihisar’ın Türk hâkimiyetine girişi, Malazgirt Muharebesinden kısa bir süre sonra olmuştur; 1074. 1402 Ankara Savaşından sonra Timur hâkimiyetine giren Sivrihisar, Timur’un egemenliği altına giren yerleri beyliklere iade etmesi politikası sonucu geniş bir coğrafi alanla birlikte Karamanoğlu Beyliğine bırakılmıştır. Daha sonra tarihi seyir içinde Osmanlı idaresi içerisindeki konumunu devam ettirmiştir. Sivrihisar, transit bir coğrafi konumda bulunduğu için tarihi seyir içinde idari yapılandırmaların bir sonucu olarak çevrede bulunan çeşitli vilayetlere bağlanmıştır. Osmanlı döneminde bir Ermeni Mahallesi ve kilisesi bulunan Sivrihisar’da diğer mahalleler Müslüman Türk kimliğine sahip bulunmaktadır.

Sivrihisar, önceleri Aydın’a, günümüzde ise İzmir’e bağlı bulunan Sivrihisar/Seferihisar ile karışmasının önlenmesine yönelik olarak Ankara Sivrihisarı adıyla da anılmıştır.

Ulucami

Pek çok cami, mescit ve zaviyeye sahip olan Sivrihisar’daki ulucami Anadolu’daki ulucamilerin en eski ve en büyüklerindendir.  1232 yılında Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubad zamanında yapılan bu ulu mabet, doğu-batı istikametinde uzunlamasına bir Selçuklu cami mimarisi sitiline sahip bulunmaktadır. Güney/kıble yönünde minber ve mihrap; dağu, batı ve kuzey cephelerinde ise camie giriş kapıları bulunmaktadır. Ana giriş kapısı kuzeydeki giriş kapısıdır. Esasen bu özellik, cami ve mescitlerin genel karekteristik özelliklerindendir; kıblede mihrap ve minber, karşı cephede ana giriş kapısı.

Sivrihisar Ulucamiinin ilginç bir hikâyesi de vardır. 1980’li yıllarda Vakıflar Genel Müdürlüğünün teknik ekipleri, teknik değerlendirmeler sonucu caminin kıble yönünün gerçek kıble ile tam örtüşmediğini tespitle gerçek kıbleyi gösteren istikameti belirlemişti. Ama cemaati, bu yeni belirlenen istikamete yöneltmek bir problem olmuş ve bu yeni kıbleyi kabullenmek biraz zaman almıştı.

Sivrihisar’ın Ünlüleri

Nasreddin Hoca’nın Sivrihisar doğumlu olduğu bilinmektedir.  Hoca’nın doğduğu kabul edilen köy, bugün Sivrihisar-Polatlı yolu üzerindeki Hortu/Nasreddin Hoca köyüdür.

İstanbul’un ilk kadısı olan Hızır Bey’in, Sivrihisarlı olduğu bilinmektedir.  İstanbul Kadıköy’de, Hızır Bey’e, hizmetlerine karşılık önemli bir toprak parçası arpalık olarak verildiği için, Kadıköy adı oradan gelmektedir. Hızır Bey’in, Nasrettin Hoca’nın kızı yoluyla torunu olduğu konusu tartışmalı olmakla birlikte onun Nasrettin Hoca’nın hemşehrisi olduğu tartışmasızdır. Hızır Bey, Fatih devrinin hemen bütün önemli hocalarından ders almış ve hocalarından Molla Yegân’ın kızı ile evlenmiştir.

Fatih ve II. Bayezid devrinin önemli isimlerinden âlim bir zat olan Sinan Paşa da Hızır Bey’in oğlu olmakla Sivrihisarlı’dır. Sinan Paşa’nın asıl adı Yusuf’tur. Sinaneddin Yusuf olarak anılmaktadır. O da babası gibi zeki ve yetenekli bir insandır. Bilgisi, zekâsı ve hitabet yeteneği ile dikkatleri üzerine çekmiştir.  Daha çocuk denilecek yaşta müthiş bir hitabet yeteneğine sahip olduğunu göstermiştir. Bunun içindir ki “baliğ olmadan beliğ olduğu” gibi bir şöhretin haklı sahibi olmuştur.  Kafiyeli nesir olan seci tarzının ilk uygulayıcısı/mucidi Sinan Paşa’dır.  Süslü nesir de denilen seci tarzında yazılan ilk eser, Sinan Paşa’nın Tazarrunamesidir.

Sinan Paşa ilmi ve kıvrak zekâsı sayesinde yükselme basamaklarını hızla aşmış ve Fatih devrinde önce vezir, daha sonra da Gedik Ahmet Paşa’nın tard edilmesi üzerine bir ara veziriazamlığa kadar yükselmiştir. Aslen ilmiye sınıfından olan Sinan Paşa’nın paşa olarak anılması, devlet bürokrasisindeki görevinden dolayıdır. Sinan Paşa, çarpıcı fikirleri ile Fatih’in takdirini kazanmış ve fakat onun gazabına uğramaktan da kendini alamamıştır. Bunun sonucu memleketi Sivrihisar’a sürgün edilmiştir. Onun böyle bir uygulamanın muhatabı olmasını, onun başarısını çekemeyenlere bağlayanlar olmuştur.

Meşhur mutasavvıf Aziz Mahmud Hüdayi, çocukluk dönemini Sivrihisar’da geçirmiştir. Aziz Mahmut Hüdayi, Şereflikoçhisar doğumlu olup çocukluğu Sivrihisar’da geçmiştir.  Üftade Hazretlerine intisap etti. Onun kendisini Sivrihisar’a halife tayin etti. Orada bir süre çalıştıktan sonra hocası Üftade’yi ziyaret etmek için Bursa’ya hareket etti. Fakat bir süre sonra hocasının vefatı üzerine Sivrihisar’a dönmekten vazgeçti. Sultan Ahmed Camiinin açılışında ilk hutbeyi Aziz Mahmud Hüdayi okudu. Kanuni’nin kızı Mihrimah Sultan’ın kızı Ayşe Sultan ile evlendi.  Osmanlı padişahlarını irşat eden nameler yazdı. III. Murat, I. Ahmet ve II. Osman’a yazdığı mektuplar bunlardandır. IV. Murat Han’a tahta çıkışında saltanat kılıcını kuşattı. Celvetiyye tarikatını kurdu. Bu tarikattan yeni kollar neş’et etti. Altmış kadar halifesi, otuz kadar te’lif eseri olduğu bilgisi vardır. Oğulları ve kızları vardır, fakat soyu kızları ile devam etmiştir. Dergâhı, hayatında âlim, fazıl ve sanatkâr insanların devam ettikleri bir mekân olmuştur. Yunus tarzı hikemi şiirler yazmıştır. Dergâhı, İstanbul’un en çok ziyaret edilen türbelerinden biri olmuştur.

Osmanlı’nın en ünlü ailelerinden Çandarlıların da Sivrihisar kökenli oldukları bilgisi vardır.

Ünlü Yeni Türk Edebiyatı Profesörü Mehmet Kaplan, 1915 Sivrihisar doğumludur. İlkokulu Sivrihisar’da orta ve lise öğrenimini Eskişehir’de tamamlamıştır. Yüksek öğrenimini ise İstanbul’da tamamlamıştır. Önce Fuad Köprülü’nün, onun siyasete atılarak üniversiteden ayrılmasından sonra ise Ahmet Hamdi Tanpınar’ın asistanı olmuştur. Mehmet Kaplan, bu millete gerçekten çok hizmeti geçmiş değerli bir bilim ve kültür adamıdır. Yüksek İslam Enstitüleri açılırken ders müfredatını hazırlayan kimse, Mehmet Kaplan’dır. O günkü şartlarda güzel bir müfredat hazırladığı rahatlıkla söylenebilir. Hatta o gün hazırlanan müfredatın bugünkülerden daha iyi bir durumda olduğu da söylenebilir.

Merhum Kaplan Erzurum’da yeni kurulmuş olan Atatürk Üniversitesinin Edebiyat Fakültesinin ilk dekanı da olmuştur.  Oradaki Türk Dili Ve Edebiyatı bölümünün de kurucusudur.

Kaplan, metin okuma ve tahlillerinin sonucu Türk Milletinin kültürel genlerini bulma gayretinde bulunmuştur. Ona göre gazilik, velilik ve ahilik Türk geninin tarihi seyir içinde ulaştığı son aşamadır. Kaplan; üniversite, Milli Eğitim Bakanlığı, Kültür Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Atatürk Kültür, Dil Ve Tarih Kurumunda çeşitli görevler almıştır. Pek çok takma adla pek çok gazete ve dergide yazılar yazmıştır. Osman Selçuk adıyla Pınar ve Gerçek dergilerinde Dergilerden İzlenimler üst başlığı ile yazılar yazmıştır.

Sivrihisar’dan Medine’ye Yol Vardır

Medine’nin iki müdafii vardır. Bunlardan bilineni, Medine Müdafii Fahrettin Paşa’dır.  Onun Peygamber sevdalısı yüreği, destansı bir ibret vesikasıdır.

Medine’nin ilk müdafii, başka bir deyişle ilk savunma stratejisti ise Selman-ı Farisi Hazretleridir. Onun Medine Savunmasındaki hendek taktiği herkesin malumudur. Burada kısaca onun kadim yolculuğuna değinelim.  Selman-ı Farisi bir arayış içindedir. Manevi bir atmosfer yüreğini celbetmektedir.  Gidebileceği en büyük katedrale gitmek, oraya ulaşmak fikri depreşir gönlünde. Onun için bir kervana katılır. Fakat yol, Kostantinapolis’e doğrudur. Yolda genç Selmanı haydutlar kaçırırlar. Yolda haydutların elinden kaçmasını bilir. Sivrihisar’da bir Hıristiyan mabedine sığınır. O sığınak ona hidayetin yolunu gösterir. Kilisedeki papaz, insanlığı kurtuluşa kılavuzlayacak son peygamberin Hicaz’da olduğunu, Medine’ye hicret edeceğini muştular. Yüreğinde fırtınalar estiren bu muştu, Selman’ı tekrar geri dönmeye sevkeder. Meşakkatli serüvenin sonu, mutlu sondur. Peygamber sevdalısı bu yürek adam, Allah rasülünün de onu ailesinden sayacak kadar çok sevdiği bir adamdır. Ne mübarek bir bahtiyarlık. İşte bu bahtiyar adam, Birleşik Mekke Müşrik ordusunun en kritik saldırısı arefesinde Medine’nin savunma stratejisi fikrini açıklayan ve kabul edilerek büyük bir başarının yollarını açan adamdır. Allah ondan razı olsun. Onun hidayete olan tutkusu; onu İran’dan Hicaz’a, Hicaz’dan Sivrihisar’a, Sivrihisar’dan Medine’ye yüksünmeden yol almasının dinamiği olmuştur.

Son Ünlüler

Sivrihisar’ın ünlüleri bunlarla sınırlı kalmamıştır. Hatta Sivrihisar’ın son ünlüleri, ünlenmede –medyanın da etkisiyle- öncekiler kadar mesafe katetmişlerdir. Önceki ünlülerden adı sanı pek bilinmeyenler olabilir. Ama Taner, Ramazan, Veysel, Dilek, Asuman, Cemile, Dişçi Musa, Sefer, Zahide, Kirişçi Abdullah, Düğüncü Muammer, Döndü, Ağıtçı Hüseyin, Gülşin, Selami, Keriman, Gülsüm Öğretmen, Kahveci Rifat, Hemşire Elif, Doktor Kenan,  mezarcı vs. bilmeyen mi var?

Sivrihisar ve Akşehir

Nasreddin Hoca’nın Sivrihisar’da doğduğu, Akşehir’de öldüğü bilinmektedir. Hal böyle olmasına rağmen Sivrihisar ile Akşehir arasında tatlı bir rekabet te yaşanmaktadır. Bu rekabetin konusu, Nasreddin Hoca’nın nereli olduğudur. Nasreddin Hoca Sivrihisarlıdır, yok Akşehirlidir tartışması bazen ölçüyü kaçıran noktalara kadar uzanabilmektedir. Bu tartışma bazen bilim dünyasına da sıçramakta o kadar da olmaz noktasına gelebilmektedir. Yunus Emre nasıl ki çok çeşitli beldelerin sahiplendiği bir isim ise, Nasreddin Hoca da öyledir. Yunus Emre gibi Nasreddin Hoca da bütün bir Anadolu ve hatta Anadolu’dan daha ötesidir. Önemli olan, bunun farkına varabilmektir. Keşke koca bir memleket Yunus ve Nasreddin’i anlayıp kavrayabilseler ve sahiplenebilseler, ne iyi olur, değil mi?

Bu konuda bayrak şairi Arif Nihat Asya son noktayı koymuş. Onun için son noktadan sonra uzatmayı gereksiz görüyoruz:

Bir beşik kalmış Sivrihisar’da, Akşehir’de bir mezar.

Sayesinde akraba olmuşlar Akşehir’le Sivrihisar.

Related posts

BAŞYAZI: Yargı sopasıyla toplumsal muhalefet yok ediliyor #34

Avrupa Birliği Ordu Kurabilecek Mi?

Siyasette Arınma: Kirlenen Siyaset Mi, İnsan Mı?