İdealist Mü’min: Sorumluluk ve Gayret Bilinci

İdealist insan, sözünün ve uyarısının fayda verip vermeyeceğini düşünmeden, hakkı ve hakikati dile getirmeye devam eder. O, her ortamda yanlışı düzeltmeye, gaflet içinde olanları uyandırmaya gayret eder.

 

İdealist insan, toplumunun kurtuluşu için önüne çıkan engellere rağmen asla ümitsiz olmaz. Onun görevi uyarmak ve uyandırmaktır; sonuç Allah’a aittir. Karınca misali yangını söndüremese de, söndürmek için su taşımaktan vazgeçmez.

 

İnancını sadece cami veya seccadeyle sınırlamayan, hayatın her alanında Rabbine karşı sorumluluk bilinciyle hareket eden Mü’min; ümmetin dirilişi için çalışan idealist insandır.

 

Mü’minin Hayat Tasavvuru

 

Mü’min, inancını yalnızca ibadet mekânlarına hapseden kişi değildir.
İnancını yalnızca cami veya seccade ile sınırlı tutan, sonrasında helal-haram hassasiyetini gözetmeyen Müslümanların; inançlarını ve yaşantılarını yeniden gözden geçirmeleri gerekir. Rabbimizin istediği doğrultuda hayatı hem düşünce hem de eylem planında tanzim etmek her mü’minin sorumluluğudur. Çünkü Rabbimiz, bizden yalnızca inanç değil, o inancın ahlaka, adalete ve toplumsal düzene yansımasını istemektedir.

 

Haksızlık ve zulmün yayıldığı bir ortamda, “çoğunluk böyle yapıyor” diyerek zalimlerin safında yer almak, onlara destek olmak büyük bir vebaldir. Mü’min, inancını yalnız kendi nefsi için yaşamaz; tüm insanlığın İslam’la müşerref olması için çalışan idealist insandır.

 

İdealist Mü’minin Tavrı

 

İdealist insan, sözünün ve uyarısının fayda verip vermeyeceğini düşünmeden, hakkı ve hakikati dile getirmeye devam eder. O, her ortamda yanlışı düzeltmeye, gaflet içinde olanları uyandırmaya gayret eder.

 

O, sonuç odaklı değil, sorumluluk odaklı insandır. Çünkü bilir ki, hakikati haykırmak kulluğun gereğidir; sonuç ise Allah’a aittir.

 

Üç Farklı İnsan Tipi

 

Müslümanların yoğun olarak yaşadığı toplumlarda genel olarak üç grup insan vardır:

 

Birinci grup, Allah’ın sınırlarını çiğneyen, zulmeden, aleni olarak günah işleyenlerdir.

 

İkinci grup, onlara hakkı ve adaleti hatırlatanlardır. Toplumun ve çevresindekilerin günahlardan uzak durmaları için çaba gösterirler.

 

Üçüncü grup ise “nemelazımcılık” anlayışıyla hareket edenlerdir. Bu kişiler, ikinci gruba destek olmak yerine “Size ne onlardan? Her koyun kendi bacağından asılır. Siz kendinize bakın!” gibi sözlerle pasifliği teşvik eder, hatta uyarı ve ıslah çabalarına engel olurlar.

 

Bu üçüncü grubun menfi tutumu bertaraf edilmedikçe, toplumun ıslahı mümkün değildir. Sessizlik, zulme dolaylı bir destektir. Haramı helal sayan, Allah’ın sınırlarını çiğneyenler toplum üzerinde hâkimiyet kurarken, onlara karşı aktif tavır sergilememek ve susmak kalben buğz etmeyi bile terk etmek demektir.

 

Ne var ki bazıları bu tepkiyi bile göstermeyip, haksızlık karşısında susarak zulme zımnen ortak olmaktadırlar. Oysa Rabbimiz şöyle buyurur:

 

“Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Âl-i İmrân, 3/104)

 

Bu ilahi emir gereğince, hayra çağıranlara ve iyiliği emredenlere maddi-manevi destek verilse, Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelerin bugünkü hali çok daha farklı olurdu.

 

Kur’an-ı Kerim ve Rasulullah (sav)’in bize bildirdiği haberlere göre, nemelazımcı hareket metodunu benimseyenler iman etmelerine rağmen diğerleri ile beraber aynı kötü akıbeti paylaşmışlardır.

 

A’râf suresinde üç grup insan

 

Günümüz Müslümanlarının kötülüklere karşı tavrına benzer bir tablo     Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılır:  

 

“İçlerinden bir topluluk: «Allah’ın helâk edeceği yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?» dedi. (Öğüt verenler) dediler ki: Rabbinize mazeret beyan edelim diye bir de sakınırlar ümidiyle (öğüt veriyoruz).

 

Onlar kendilerine yapılan uyarıları unutunca, biz de kötülükten men edenleri kurtardık, zulmedenleri de yapmakta oldukları kötülüklerden ötürü şiddetli bir azap ile yakaladık.” (A’râf, 7/164 -165)

 

Bu ayetlerde üç grup açıkça görülür:

          Birinci grup: Kötülüğü işleyenler.

          İkinci grup: Kötülüğe karşı çıkan ve uyaranlar.

          Üçüncü grup: Uyarının faydasız olduğunu düşünüp sessiz kalanlar.

 

Allah, kötülüğü engellemeye çalışanları kurtuluşa erdirdi; susanları ise günahkârlarla birlikte cezalandırdı. Bu, bize önemli bir uyarıdır: Kötülük karşısında susmak, kötülüğü onaylamak anlamına gelir.

 

Üçüncü grupta yer alanların durumu günümüz Müslümanlarının tavırlarına ne kadar benzemektedir. Bunlar; kendileri iyi olmakla birlikte kötüleri uyarmayan, kendi iyilikleri ile yetinen, kötüleri uyarmanın yararlı olacağına inanmayan kesimdir. İyiliği emretmeye ve kötülüğü önlemeye çalışanlara; Allah onları helâk edip cezalandırdıktan sonra sizin bu uyarılarınızın ne yararı olacaktır? Zaten onlar vaz geçmeyeceklerdir?  Niye öğüt verip duruyorsunuz? Bırakın ne halleri varsa görsünler anlayışı ile hareket etmişlerdir.  Bu gruptakiler aktif anlamda bir karşı koymaya yanaşmamışlar, yalnız pasif anlamda reddetme sınırları ile yetinmişlerdir.

 

Unutmamak gerekir ki A’râf suresinde anlatılan kıssadan alınacak ders sadece geçmiş kavimlere değil, bizlere de yöneliktir.

 

Nemelazımcılığın Tehlikesi

 

Rabbimiz Mâide Suresi’nde bu pasif tavrı şöyle kınar:

 

“İşledikleri kötülükten birbirlerini vazgeçirmeye çalışmıyorlardı. Yaptıkları ne fena idi!” (Mâide, 5/ 79)

Bir başka ayette ise ideal mü’min şöyle tanımlanır:

 

“Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emrederler. Kötülükten men ederler, hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir.”(Al-i İmrân, 3/ 114)

 

Bu ayetler gösteriyor ki, mü’min sadece kendi imanını korumakla değil, toplumun ıslahı için de sorumluluk taşır. İyiliği emretmek ve kötülüğü engellemeye çalışmak, mü’minliğin gereğidir.

 

Mü’minin Ümidi Bitmez

 

İdealist insan, toplumunun kurtuluşu için önüne çıkan engellere rağmen asla ümitsiz olmaz. Onun görevi uyarmak ve uyandırmaktır; sonuç Allah’a aittir. Karınca misali yangını söndüremese de, söndürmek için su taşımaktan vazgeçmez.

 

Hesap gününde kendisine verilen nimetler ve içinde bulunduğu toplumun hali sorulduğunda, “Ben elimden geleni yaptım” diyebilmek için her Müslüman gayret göstermelidir.

 

İster duysunlar ister uymasınlar, görevimiz hakkı söylemek ve doğruluk uğruna mücadele etmektir.

 

Gayret Bizden, Tevfik Allah’tandır

 

Her Mü’min, zulmün sıradanlaştığı bir dünyada hakkı haykırmanın ne kadar kıymetli olduğunu bilmelidir.

Mü’minin vazifesi, sonucu düşünmeden doğruyu savunmaktır.

Çünkü kurtuluş, gayret edenlerindir.

 

Gayret bizden, takdir ve tevfîk Allah’tandır.

 

 

 

 

Related posts

BAŞYAZI: Kanserli Hücre Yasasını Kabul Edenler Derhal İstifa Etmelidir! #36

Vekil Güçler Girdabında Türkiye

Çerçevenin İçindeki Af Yasası