Krizin Adı: Suriye

Hasan Zülfikar Bülbül

1.ESED HANEDANLIĞININ SONU

Hafız Esad’ın 2000’deki ölümünün ardından, iktidar koltuğu oğlu Beşar Esad’a devredilmişti. Şam’da tıp eğitimi almış sonra gittiği Londra’da oftalmoloji alanında uzmanlaşma eğitimini sürdürmüş olan genç Esed Suriye halkı için umut vaat ediyordu. Ancak durum değişmedi babasından miras aldığı baskıcı devletinin yapısını sürdürdü. Mezhepsel farklılıkları ve muhalif düşünceleri baskı altında tutarak güvenlik güçlerini bu şekilde kullandı. Gösterilen yüksek şiddet ve baskı, Arap Baharının (BOP Baharı) etkisiyle büyük protestolarla halkın ayaklanmasına neden oldu.

Suriye’deki protestoların patlak vermesinde, siyasi baskının yanı sıra bir dizi sosyo-ekonomik ve çevresel faktörün de kritik rol oynadığı görülmektedir. 2006-2010 yılları arasında Suriye, tarihinin en büyük kuraklıklarından birini yaşadı.[1] Yaşanan bu problem kıtlığa ve nüfusun göç etmesine neden oldu. Geçim kaynaklarını kaybeden çiftçiler yaşamlarını sürdürmek için büyük şehirlere, özellikle de ülkenin güneyindeki Dera gibi kentlere göç etmek zorunda kaldı. Bu göç şehir merkezlerinde yaşanan krizleri daha da ateşli hale getirdi. İşsizlik ve kıtlık toplumsal krizi derinleştiriyordu. Bu yaşanan toplumsal çatlama başlayan protestoların ön kıvılcımları olmuştu. Suriye’ye de sıçrayan bu planlı ayaklanmalar. 2010’un sonlarında Tunus’ta genç bir seyyar satıcının kendisini yakmasıyla başlamıştı. Protestoların kıvılcımına benzin dökülmüş gibi kısa sürede yayılıyordu. Bunun sonucunda Tunus ve Mısır’daki diktatörlükler devrilmişti. Alınan bu sonuçlar, protestocuların başarılı olduğunu ve diğer Baas iktidarlarının da yıkılmasının mümkün olduğunu gösterdi.

Suriye muhalefeti için yaşanan bu olaylar hem bir ilham hem de bir taktik rehber görevi gördü. Arap Bahar’ının sembolik sloganı olan “Halk rejimin düşmesini istiyor” ifadesi, Suriye’deki aktivistler tarafından da hızla benimsendi ve isyanın ortak bir sesi haline geldi.[2] Ancak, Suriye’deki süreç diğer Arap ülkelerinden farklı olarak bir iç savaşa dönüştü. Esad rejimi protestolara karşı aşırı şekilde sertlik ve uzlaşmaz tutumu yaşanan süreci daha da kanlı hale getiriyordu. Dera şehrindeki “Sıra sana geldi, doktor” yazan 15 öğrencinin tutuklanıp işkenceye maruz bırakılması Suriye için büyük değişimi başlatacak ateş olmuştu. İlk göreve geldiğinde büyük umut duyulan Esed Artık indirilmesi gereken diktatördü.

Esed, ayaklanmalara büyük bir şiddet ve kanlı bir şekilde cevap vermesi olayların hızını artırmış tüm şehirlere yayılmasına neden oluyordu. Muhalefet grupları da silahlanarak Suriye merkezi otoritesi ile çatışma haline girmişti. Kanlı iç çatışma haziran ayında Cisr eş-Şuğur kentinde meydana geldi. Resmi kaynaklarda olaylarda 120 askerin “silahlı kişiler” tarafından öldürüldüğü duyuruluyordu. Bu olay ordu içinde de bir çatlamaya neden oldu bazı askerler muhalefet gruplarına geçiyordu. Gerçekleşen bu ayrılıklar, ordu içinde firarları artırıyordu. Muhalefet bu geçişler ile bir milis grubu oluşturdu. Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) adını alan bu grup ana amaçlarının sivilleri rejimin güvenlik güçlerinden korumak olduğunu söylüyordu. Bu iç savaşında resmi olarak bir işareti oldu. Süreç küresel bir hal alarak, devletlerin müdahalesine ve bloklaşmasına neden oldu. Rejim yanlısı kampta, Hizbullah, İran, Rusya ve Çin gibi bölgesel ve küresel müttefikler de yer alıyordu. Rejim karşıtı blokta ise ABD, Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan gibi ülkeler ve bölgesel gruplar bulunuyordu. Muhalefet bu ülke ve gruplardan siyasi ve lojistik destek alıyordu.

2.BÖLÜNMÜŞ SURİYE: VEKALET SAVAŞLARI

Muhalefet ve iktidara destek kaygısı ile başlayan bloklaşma, bölgede yeni çatışmalara ve bölünmelere neden oldu. Devletler fiilen bulunmanın dışında vekil örgütler aracılığı ile mevcut duruma müdahil oldular. Bu durum yeni örgütlerin ve gruplarında doğmasını sağladı. Sınır bölgeleri güvensizleşen Türkiye için durum giderek daha da sorunlu bir hal alıyordu. Özellikle de dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun ABD’ye güvenerek izlediği proaktif politik adımlar, Türkiye için zor günlerin temelini oluşturuyordu. ABD’nin büyük finans sağladığı ve silah dağıttığı örgütler aracılığı ile Arap Baharı projesinin asıl amacını açıkça sergiliyordu. Kısa vadeli gelir için atılan adımlar büyük göç dalgalarını ve bölgenin giderek terörize hal almasına neden oluyordu.  DEAŞ/iŞİD gibi terör gruplarını PYD/PKK gibi terör türevleri ile baskılamaya çalışan ABD, Türkiye’yi aldatmaca politikaları ile PYD için ayrı parantez açmasını istiyordu bu minvalde PYD başkanı Salih Müslim Türkiye’de devlet ricali tarafından resmi olarak karşılanıyordu. Türkiye’nin süreçte aldığı bu yanlış kararlar bölgede PKK/YPG örgütlerinin güçlenmesini sağladı.

Suriye artık bölünmüş ve örgütlerin özerklik ilan ettiği bir bataklığa dönüşmüştü. Esad iktidarını korumak adına her yola başvuruyor ve şiddetini tüm ağırlığı ile hissettiriyordu. Bu dönemeçte en büyük desteği Rusya veriyordu. Uluslararası yaptırımlarda veto yetkisini kullanıyor, silah takviyesi yapıyor ve askeri destek sağlıyordu. Suriye yönetimi de bunun karşılığı olarak üsler veriyor, Ukrayna’daki iki ayrılıkçı bölgesi Luhansk ve Donetsk’i tanıma kararını duyuruyordu. Rusya’nın attığı bu adımlar aynı zamanda Türkiye ile başlayacak krizin ön adımı oluyordu. 24 Kasım 2015 tarihinde Rusya Hava Kuvvetleri’ne ait Suhoy Su-24 tipi uçağın sınır ihlali gerçekleştirmesinden dolayı 10 defa yapılan uyarıda sonra Türk Hava Kuvvetleri tarafından Bayırbucak bölgesinde düşürülmesi tansiyonu önemli ölçüde artırmıştı. Olaydan sonra Rusya bölgeye Hava savunma sistemleri getirmişti. Türkiye’ye ise birçok ticari kısıtlama getirerek, yaptırım planları yapılmıştı. ÖSO ve diğer muhalif vekil grupları bu olaydan sonra Esad yönetimi ve Rusya tarafından büyük baskılar almış, çatışmalar şiddetlenmişti. Süreç içerisinde PYD ayrı tutuluyor ve ABD tarafından korunarak silahlandırılıyordu. Suriye’nin kuzeyi resmen örgütün kontrolüne veriliyordu.

Rusya ile yaşanan bir diğer kriz ise birçok uyarı yapılmasına rağmen yapılan hava saldırısıdır.  Olay İdlib’de bulunan karakola gitmekte olan TSK konvoyu Balyun köyünde gerçekleşti Rusya’nın Hava saldırısı sonucu 34 askerimiz şehit oldu. Bu olay sonrası ateşkes imzalanmış ve Türk silahlı kuvvetleri alanda operasyonlarını hızlandırılmıştı. İŞİD bahanesi ile güçlendirilen örgütler saldırılarını artırmış ve Türkiye’nin egemenliğini tehdit eden saldırıları artırmıştı. Suriye’nin bu durumu Esad için sonun başlangıcıydı. Aldığı destekler azalan Esad hükümeti karşısında muhalif örgütler gücünü artırmıştı. Türkiye’nin desteği ile geçici Suriye hükümeti kurulmuştu ancak mevcut muhalif grubun dışında HTŞ lideri Colani iktidarı devralacak bir girişimle püskürtme hareketini başlattı. Esad kuvvetleri hızla geri çekilerek yenilgiyi kabul ettiler. Esad ise çok güvendiği Rusya’ya sığındı ve hanedanlığının sonuna geldi. Artık durum değişmişti, rejim kanlı bir süreçten sonra yıkılmıştı. Bundan sonrası için belirsizlik mevcut. Şara hükümeti diplomatik görüşmeler hızlanmasıyla hükümetini resmi bir hale getirmek peşinde.

3.SURİYE PENCERİSİNDEN TÜRKİYE

Türkiye Şara’nın iktidarı devralmasını memnuniyetle karşıladı ancak yaşanan bu değişikliğin birçok boyutu var. İsrail penceresinden büyük bir fırsat olarak görülüyor. Bölgedeki Dürziler aracılığı ile oluşturulacak Davut koridoru İsrail’in güvenlik duvarını ileriye taşıyacak. Beklenen de oldu. İsrail Golan tepeleri üzerinden yürüdü ve Dürzilere destek sağladı. Bir diğer boyutu ise YPG oluşturuyor. ABD’nin önemli ölçüde mühimmat desteği sağladığı örgüt kuzey bölgede güç kazanmış durumda. Dürzilerle ile iş birliği hesap edildiğinde Suriye’nin bölünmesi kaçınılmaz görünüyor. Merkezi hükümet her ne kadar bu durumu kabul etmese de Suriye için yeni çatışmalar ve kışkırtmalar devam edecek.

Terörsüz Türkiye düşüncesi atılan adımlar esasında Suriye’nin kuzeyini işgal eden YPG içinde kapsaması bekleniyordu ancak bu kocaman bir aldatmaydı. Bu aldatma PKK’nın Suriye’de güç kazanması ve IKBY ile iş birliğine gidecek adımların öncüsü oldu. Son olarak Mazlum Abdi ve Barzani görüşmesi bu durumu açıkça gösteriyor. Türkiye güney bölgesinde bir terör devletçiği olmasına elbette müsaade etmeyecektir ancak alınan yanlış kararlar süreci daha da sıkıntılı hale getirmekte. Terör gruplarının dışında yaşanan nüfus değişimleri de ayrıca önemli bir etkiye sahip. Türkiye gelen göçlerle iktisadi daralmalar ve işsizlik gibi krizlerle karşılaşıyor ve devam edecek gibi görünüyor. Ayrıca düzensiz göçler, kontrolsüz bir terörist geçişine de olanak sağladı.  Sözde kurulan barış masası esassın da yeni anayasa pazarlığının bir sonucudur.  Bir zamanlar DEM ile ittifak yapmasından dolayı PKK savunuculuğu suçlayan iktidar, bugün destek vermeyenleri kan ve silahtan yana olmakla suçluyor. Kurulan bir pazarlık masası, Türk Milleti nazarında da değer görmemekte.

[1] https://www.ekoiq.com/iklim-degisti-her-sey-degisti-kuraklik-gunlerinde-savas-ve-isyan/

[2] https://tr.wikipedia.org/wiki/Suriye_devrimi

Related posts

BAŞYAZI: Egemenlik ve tam bağımsızlık hakkından taviz verilemez #37

Mekke Paktı Stratejik Başarı Mı, Tehlikeli Bir Girişim Mi?

Kanun Kılıflı Mağduriyetler: Bu Kaçıncı Soygun?