Ev 30.Sayı Ramazan: Kur’an’la Diriliş ve Takvaya Yolculuk

Ramazan: Kur’an’la Diriliş ve Takvaya Yolculuk

Tarafından Hüseyin TOPTAŞ

Ramazan, sadece aç ve susuz kalma ayı değildir; Kur’an’la yeniden buluşmanın, nefsi terbiye etmenin ve hayatı takva ekseninde yeniden inşa etmenin adıdır. Kur’an’da ismi açıkça zikredilen tek ay olan Ramazan, mümin için bir zaman diliminden çok daha fazlasını ifade eder.

Rahmet, mağfiret ve günahlardan arınma ayı olan Ramazan, Yüce Kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’de ismi açıkça zikredilen tek aydır. Bu yönüyle Ramazan, sıradan bir ibadet takviminden değil; vahyin, arınmanın ve kulluk bilincinin merkezinde yer alan müstesna bir zaman diliminden söz eder. Ramazan, cehaletin karanlıklarını dağıtan ve insanlığa dosdoğru yolu gösteren Kur’an’ın indirilmeye başlandığı kutlu iklimdir.

Hicretin ikinci yılında farz kılınan oruç ibadeti yalnızca İslâm ümmetine özgü bir uygulama değildir. Oruç, insanlık tarihi boyunca hak dinlerin ortak ibadetlerinden biri olarak varlığını sürdürmüş; nefsi disipline eden, iradeyi güçlendiren ve kul ile Rabbi arasındaki bağı derinleştiren temel bir kulluk göstergesidir. Kur’ân-ı Kerîm, bu hakikati açık bir şekilde şu ayetle ifade eder:

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı.” (Bakara, 2/183)

Ramazan orucunu emreden ilk ayetlerde müminlere birtakım kolaylıklar tanınmıştır:

“Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta veya yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca güç yetiremeyenler ise bir yoksulu doyuracak kadar fidye verir…” (Bakara, 2/184)

Bu ayet, hem oruca hiç güç yetiremeyenleri hem de büyük zorlukla tutabilenleri kapsadığından ilk dönemlerde sahabeden dileyen oruç tutmuş, dileyen ise fidye vermekle yetinmiştir. Ancak daha sonra nazil olan:

“İçinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin.” (Bakara, 2/185) ayetiyle Ramazan orucu, hasta ve yolcu olanlar dışında Ramazan ayına erişen herkes için kesin bir farz hâline getirilmiştir. Yaşlılık veya kalıcı hastalık sebebiyle oruç tutamayacak durumda olanlar için fidye ruhsatı ise geçerliliğini korumuştur.

Resûlullah Efendimiz de (sav), orucun İslâm’daki temel konumunu şu hadis-i şerifle ifade etmiştir:

“İslâm beş esas üzerine kurulmuştur: Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resûlü olduğuna şahitlik etmek, namaz kılmak, zekât vermek, Kâbe’yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak.” (Müslim, Îmân, 21)

Ramazan: Oruç Ayı Olduğu Kadar Kur’an Ayıdır

Ramazan, yalnızca oruç ayı değil, aynı zamanda Kur’an ayıdır. Mümin, takvaya ulaşmak için emredilen orucu eda ederken Kur’an’ı hayatının merkezine alır. Kur’an’la yüzeysel bir temasla yetinmez; onu sanki ilk defa nazil oluyormuş gibi bir heyecan, dikkat ve teslimiyetle okumaya gayret eder. Ramazan, Kur’an’la yeniden tanışma ve bu tanışıklığı sahici bir dostluğa dönüştürme zamanıdır.

Ramazan, şeytanların zincire vurulduğu bir aydır. Şeytanın etkisinin zayıfladığı bu dönemde insanın kulluk görevlerini yerine getirmesinin önündeki engeller büyük ölçüde kalkmıştır. Müminin yapması gereken, bu zincirleri çözmeye çalışmak değil; artan bir bilinç ve iradeyle Rabbine yönelmektir.

Ramazan İsminin Anlamı

Ramazan ismi de derin anlamlar taşımaktadır. Araplar, yaz sonunda yeryüzünü tozdan arındıran yağmura “ramza” derler. Oruç da tıpkı bu yağmur gibi günahları yıkar, kalpleri arındırır. Yine Arapça’da güneşin hararetiyle kızgın hâle gelen taşlara “ramaz” denmesi, orucun açlık ve susuzlukla nefsi terbiye eden yakıcı yönüne işaret eder.

Oruç, Hayatın Tamamına Yansımalıdır

Mümine düşen görev, bu bereket ve imtihan ayını hakkıyla değerlendirmek ve imanını takva seviyesine yükseltmektir. Ramazan’ın manevî atmosferi gönülleri yumuşatır, kardeşlik ve yardımlaşma duygularını zirveye taşır.

Ramazan ayı yalnızca belli günlerde aç ve susuz kalmaktan ibaret görülmemelidir. Tuttuğumuz oruçlar; günlük yaşantımıza, hâl ve hareketlerimize, söz ve davranışlarımıza manevî bir inkılâp olarak yansıyorsa kıymet kazanır. Oruçlarımızı taklitten tahkike çıkarmalıyız. İmsaktan iftara kadar normalde helâl olan nimetlerin neden haram kılındığını idrak etmeli; orucu alışkanlıkla değil, Allah’ın rızasını kazanmak için tutmalıyız. Tuttuğumuz oruç, bütün uzuvlarımızda tesirini göstermelidir.

Oruç, mümine sorumluluk bilinci kazandıran ve onu kötülüklerden koruyan bir kalkandır. Resûlullah (sav) bu ahlâkî boyuta dikkat çekerek şöyle buyurmuştur:

“Her kim yalan söylemeyi ve yalanla iş görmeyi bırakmazsa Allah onun yemesini, içmesini bırakmasına değer vermez.” (Buhârî, Savm, 8)

“Nice oruç tutanlar vardır ki oruçtan nasibi sadece aç kalmaktır…” (İbn Mâce, Sıyâm, 21)

“Oruç bir kalkandır. Oruçlu, saygısızlık yapmasın, ahlâksızca konuşmasın. Eğer biri kendisiyle dövüşmeye veya sövüşmeye kalkışırsa, iki defa, “Ben oruçluyum.” desin.” (Buhari, Savm, 2)

Bu hadisler, orucun sadece bedeni değil; dili, kalbi ve davranışları da kuşatan bir ibadet olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ramazan’ı hakkıyla idrak etmek; sadece sofralarımızı değil, sözlerimizi ve amellerimizi de arındırmaktan geçmektedir. Oruç, bizi Allah’a yaklaştırdığı kadar, insanlara karşı da daha adil, daha merhametli ve daha sorumlu kılmalıdır.

Dilimiz yalan söylüyor, gözümüz harama bakıyor, ayaklarımız haram yollarda dolaşıyor, boğazımızdan haram lokma geçiyor, ellerimiz haramla meşgul oluyorsa; vakitlerimizi boş ve faydasız işlerle dolduruyorsak ibadetlerimizde ciddi bir eksiklik var demektir.

İş, aile ve sosyal hayatta karşılaştığımız en küçük problemde öfkeye kapılıp kalp kırıyorsak; trafikte basit bir sebeple kavga ediyorsak tuttuğumuz orucu bir kez daha gözden geçirmemiz gerekir.

Allah’ın bir emri olan oruç için gün boyu aç ve susuz kalırken; diğer farzları ve ilâhî emirleri görmezden gelerek yaşamaya devam ediyorsak, orucun hayatımızda neden beklenen olumlu neticeleri doğurmadığını ciddi biçimde düşünmeliyiz.

“Oruç da Acıkır”

“Biz acıkır, susarız da oruç acıkmaz mı?” sorusuna Sezai Karakoç şöyle cevap verir:

“Evet, oruç da susar, oruç da acıkır. Orucun susadığı ve âb-ı hayat gibi kanamadığı su, Kur’ân sesidir; acıktığı namazdır, örtündüğü merhamettir, kuşandığı ise Allah adının yüceltilmesidir.”

Ah, bizler de oruç gibi acıkıp susayabilsek… Kur’an’ı ayet ayet, sûre sûre içebilsek; günahla kararan gönüllerimizi onunla aydınlatabilsek, daralan ruhumuzu onunla genişletebilsek, içimizdeki yangını Kur’an’la söndürebilsek; nefsi onunla dizginleyebilsek… Belki o zaman oruçla gerçek dostluğu hak ederiz. Günün birinde bizi Reyyân kapısında bekleyen mükâfata liyakat kesbederiz.” (Hayrettin Durmuş, Orucun açtığı kapı, Bayrak 1314)

Bu hakikatler ışığında Ramazan’ı idrak edebilmek, sadece aç ve susuz kalmak değil; dilimizi, kalbimizi ve davranışlarımızı da oruca dâhil edebilmektir. Ramazan ayı, kendimizi hesaba çekme; davranışlarımızın ve eylemlerimizin fiilî muhasebesini yapma zamanıdır.

Allah Resulü’nün “Günahlarını bağışlatmadan Ramazan’ı geçirmiş olanın burnu yere sürtünsün” (Tirmizi) dediği kimselerden değil, “İnanarak ve sevabını Allah’tan umarak Ramazan’ı ihya edenlerin geçmiş günahları bağışlanır” (Buhari) müjdesini verdiği insanlardan olmak için gayret gösterelim.

 

Ramazan’ı hakkıyla idrak edebilmek duasıyla…

You may also like

Yorum Bırakın

Hakkımızda

İlimle, hikmetle, akılla, tarihten ders alarak ve tüm insanlığı Uyanışa davet ediyoruz.
UYANIŞ, asırlardır darbelenen inleyen milletin derdine dil olmak için yola çıkan millet evlatlarının sesidir.

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?
-
00:00
00:00
Update Required Flash plugin
-
00:00
00:00