Ali RIZA
Diyet değildir. Oruç, kilo vermek veya sağlıklı yaşam amacıyla yapılan bir diyet programı değil, manevi bir ibadettir.
Sadece aç kalmak değildir. Oruç sadece yemek yememek veya bir şey içmemek değil, kötü söz ve davranışlardan da kaçınmayı da gerektirir.
Günlük alışkanlıkları tamamen bırakmak değildir. Oruç sırasında normal hayat devam eder, ancak belirli sınırlar içinde sabır ve öz disiplin gerektirir.
Ramazan sadece iftar sofralarından ibaret değildir. Ramazan ayı, sadece zengin sofralar kurup yemek yeme zamanı değil, sabır, paylaşma ve şükretme ayıdır. Abartılı bir görünüme dönüşen iftar sofraları, manevi ruhu yansıtmayan sofralardır. Bir saat sonra teravih namazını kılmayı zorlaştıran bir iftar sofrası, Ramazan’ın özüne uygun değildir.
Oruç sadece fiziksel bir ibadet değildir. Oruç, bedenin yanı sıra ruhu da arındırmayı hedefler. İnsanı nefsin arzularından uzaklaştırarak manevi bir disiplin kazandırır.
Ramazan eğlence ve gösteri ayı değildir. Ramazan ve oruç gibi kutsal değerleri siyasi ve ticari çıkarlara alet etmek büyük bir yanlıştır. Bu tür organizasyonlar İslami değerlerin saflığını zedelemektedir.
Ramazan israf ayı değildir. Ramazan, israf ayı değildir. Mal ve vaktin israfı, hiçbir zaman hoş karşılanmaz. Özellikle Ramazan ayında mal ve vakti gereksiz yere harcamak, bu mübarek ayın ruhuna aykırıdır. Yemek öğünlerinin ikiye düşmesine rağmen mutfak masraflarının artması ve tüketilmeyip israf edilen gıdalar, Ramazan’ın hakkıyla değerlendirilmediğini gösterir. Ayrıca, gece uykusunun azalması nedeniyle gündüzleri sürekli uyuyarak vakti boşa harcamak da Ramazan’ın ruhuyla çelişir. Kadınlarımız, bu mübarek günleri sadece mutfakta geçirmemelidir. Aile bireyleri, ev işlerinde birbirine destek olmalı ki herkes ibadet için yeterli vakit bulabilsin.
Ramazan gerginlik ayı değildir. Oruçlu olduğu için sinirlenen, esip gürleyen, vurup kıran Müslüman hatalıdır. İftara yetişemediği için kul hakkını ihlal eden ve ahlaka aykırı sözler sarf eden kişi, Ramazan’ını ziyan eder. Aile bireylerini rencide eden, iş arkadaşlarını kıran ise imtihanını riske atar. Orucu bozan içecekler ve yiyecekler gibi sakıncalı sözler listesi de olmalıdır.
Ramazan, seyahat ayı değildir. Şehir şehir ve cami cami dolaşmak Ramazan’ın ruhuyla bağdaşmayan bir tutumdur. Ramazan, adeta Müslümanlar için bir tatil ve kazanç sezonuna dönüştürülmüşse, bu anlayış ruhsuz ve özünden uzaklaşmış bir Ramazan anlayışıdır. Camileri büyüklüklerine veya tarihi değerlerine göre gezmek, türbeleri ve eserleri fotoğraflamak ibadet olarak kabul edilmez. Bu yüzden mümin, Ramazan’ın bereketli vakitlerini gezilerle ve ziyaretlerle geçirmek yerine, ibadet ve manevi derinleşmeye yönelmeye özen göstermelidir.
Kadir Gecesi sadece geçmişi aklayan bir gece değildir. Kadir Gecesi, Ramazan ayı içinde saklı bir hazineydi. Ancak zamanla insanlar bu mübarek geceyi kendi kafalarından oluşturdukları törenlere ve ibadet kılıfına sokulmuş gösterilere dönüştürdü. Kadir Gecesi, bir simit çeşidi ile ihya edilen basit bir gelenek haline geldi. Oysa Kadir Gecesi, yalnızca geçmişi akladığına inanılan, yarına hiçbir tesiri olmayan bir gece değildir. Bu gece, istiğfar ve dönüşüm gecesidir. Bize bağışlanmasının sebebi, günahlarımızdan arınma umudumuzdur. Ramazan’ın tüm geceleri Kadir Gecesi olma ihtimali taşır. Bu nedenle, Kadir Gecesi’ni Allah’a dönüş yapma kararı aldığımız, Kur’an ve sünnete aykırı davranışlardan kurtulduğumuz, kul haklarını gözettiğimiz bir gece olarak değerlendirmeliyiz.
Ramazan teknolojiye Kur’an okutma ayı değildir. Ramazan, Müslümanlar için tam anlamıyla Kur’an ayıdır. Ancak, sadece teknolojik aletlere yüklenmiş Kur’an’ı dinlemekle Ramazan’a yaraşır bir iş yapmış olmayız.
Kur’an, her Müslüman için indirilmiş bir rehberdir. Bu nedenle, herkes “Kur’an önce bana indi” bilinciyle onu okumalı, anlamalı ve hayatına uygulamalıdır. Kur’an’ı sadece dinlemekle yetinmek, onu okuma ve anlama sorumluluğunu yerine getirmek anlamına gelmez. Kur’an’ın okunup dinlenmesini bireysel bir amel olmaktan çıkaran yüzeysel uygulamalar yerine, Kur’an’ı okuma, anlama ve yaşama bilinci oluşturulmalıdır.
Ramazan ve Oruç Nedir
Oruç, İslam’ın beş esasından biridir. Bu kavram Farsça “rûze” kelimesinden Türkçeye geçmiş, zamanla “rûze”, “urûze”, “uruç” şeklinde kullanılmış ve daha sonra “oruç” halini almıştır. Arapça karşılığı ise “savm” ve “sıyâm”dır.
Oruç, nefsin aşağılık duygulardan arınması ve kötü davranışlardan sıyrılması için kişinin Allah’a tüm benliği ile teslim olup, günün belirli bir vaktinde yemeden, içmeden ve cinsel hazlardan uzak durması olarak tanımlanabilir.
Orucun farz kılındığını bildiren ayette Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler! O oruç, sizden öncekilere yazıldığı şekliyle size de yazıldı ki kendinizi koruyasınız.” Bakara, 2/183. Ayette yer alan “leallekum tettekûn” kelimesi, takva kelimesinden türemiştir. Bu durumda ayetin anlamı; “takvalı olasınız diye” demek olur. Takva, kişinin kendisini korktuğu bir şeyden koruması, yani kısaca “korunmak” demektir. Bu nedenle oruç, insanları sadece aç bırakmak için değil, onları takvalı birer kul haline getirmek, Allah’a (cc) karşı sorumluluk bilinci ve otokontrol kazandırmak amacıyla farz kılınmıştır. Tam da bu nedenle oruç, insanın davranışları üzerinde olumlu bir etki bırakmalıdır. Allah resulü (sav) bu hususa vurgu yapmak suretiyle şunları söylemiştir: “Yalan söylemeyi ve yalanla iş görmeyi bırakmayan bir kimsenin, yemeyi ve içmeyi bırakmasına, aç kalmasına, Allah’ın ihtiyacı yoktur!” Buhârî, Savm, 8.“Oruç tutan öyle insanlar vardır ki kârları sadece açlık ve susuzluk çekmektir.” İbn Mace, Sıyâm, 21. “Oruç bir kalkandır. Oruçlu kişi kötü söz söylemesin, cahillik etmesin. Eğer biri onunla kavga etmeye veya hakaret etmeye kalkarsa, ‘Ben oruçluyum’ desin.” Buhârî, Savm, 9.
Her Şeyin Başladığı Yer, Hira
Yüce Allah’ın rahmeti, yeryüzünde kum tepelerinin ortasındaki bir dağın kuytu bir mağarasına indi. Karanlıklar aydınlığa, zulmet nura, ümitsizlik ümide dönüştü. Kur’an’ın ilk ayetleri dünyayı aydınlatmaya başlamıştı. Yüce Allah buyurdu ki; “…Azabım var ya, dilediğim kimseyi ona uğratırım. Rahmetim ise her şeyi kaplamıştır. Onu, bana karşı gelmekten sakınanlara, zekâtı verenlere ve ayetlerimize inananlara yazacağım.” Araf, 7/156. hükmünce, Allah’ın zaten geniş olan rahmeti bu ayda kullarına sağanak hâlinde iner. “O gece, tan ağarmasına kadar bir rahmet ve esenlik vaktiydi.” Kadir, 97/5. Artık dünya başkalaşıyor, yeryüzünün çehresi değişiyordu. Allah Resulü de Ramazan ayında, başta inananlar olmak üzere tüm mahlûkata yönelik rahmeti anlatmak için şöyle buyuruyordu: “Ramazan geldiğinde, Cennet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar zincire vurulur.” Müslim, Sıyam,1.
Ramazan, kötülüklere dur deme vaktidir. Artık kötülükler hapsedilmeli, üzerlerine kapılar kapanmalı ve zincirler vurulmalıdır. Şimdi insanın kendi zincirlerinden kurtulma zamanıdır. Ramazan’da Allah’ın ipine daha kuvvetli sarılan insan, nefsinin zincirlerinden kurtulur. Ramazan, bir kurtuluştur! Her an zincirlerinden boşalıp üzerimize gelen iştah, şehvet, kibir ve kıskançlık gibi arzulara karşı bir sığınak ve arınmadır. Ramazan, bir kurtuluştur! Her an zincirlerinden boşalıp üzerimize gelen iştah, şehvet, kibir ve kıskançlık gibi arzulara karşı bir sığınaktır, bir arınmadır!
Ramazan sabır ayıdır. Nefsi dizginlemek ne zor iştir! Sabır ister… Hani Yakup Peygamber, “Artık bana düşen güzel bir sabırdır” demişti. (Yusuf, 12/83)
Mümin kişi, Tâlût ve askerlerinin, Câlût ve ordusuyla karşılaştıkları anda söylediklerini söylemeliydi: “Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı yere sağlam bastır ve şu kâfir kavme karşı bize yardım et.” (Bakara, 2/250)
Zorluklar karşısında azim ve kararlılıkla mücadele etmek müminler için önemli bir imtihandır. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Ey iman edenler! Sabredin. Sabır yarışında düşmanlarınızı geçin.” (Al-i İmran, 3/200)
Sabır, bazen bin kişiyi, iki bin kişi karşısında muzaffer kıldı. (Enfal, 8/66) Bazen de hesapsız mükâfatlara dönüştü. ( Zümer, 39/10)
Sabır oruçta, oruç ise Ramazan’da sembolleşir. Diyor ki Allah Resulü “Ramazan ayı geldiğinde cennet kapıları ardına kadar açılır, cehennem kapıları ise sıkı sıkı kapatılır. Şeytanlar zincire vurulur. Ramazan boyunca her gece bir münadi seslenir: ‘Ey iyilik isteyen! Durma iyilik yap. Ey kötülüğe yeltenen, kötülükten vazgeç.” (Nesâî, Sıyâm, 5)
Oruç açlığa, susuzluğa ve her türlü mahrumiyete karşı bir meydan okumadır. Resulün ifadesiyle, “Günahlara, kötülüklere kalkandır o!” (Müslim, Sıyâm, 162) İnsan, oruçluyken önündeki yemeğe elini uzatmaz, şırıl şırıl akan sudan bir yudum almaz. Yoksunluğa ve açlığa katlanır, zevke ve sefaya direnir. Çünkü Ramazan, sabır ayıdır.
Ramazan Rahmet ayıdır. Allah, rahmetini her zaman kâinata bahşeder ve mahlûkat bu rahmetle hayat bulur. Madem böylesine zengin rahmet hazinelerinin muhatabıyız, o hâlde bu hazinelere ulaşmak için yol aramalıyız. Çoğu insan bencilliği nedeniyle Allah’ın kendisine lütuf olarak verdiği şeyi başkası ile paylaşmak istemez. Hatta başkasında olan az bir şeye bile göz diktiği olur. Allah, bazı insanların rahmet hazinelerine sahip olsalar en ufak bir şeyi bile başkalarına vermeyeceklerini beyan etmektedir. “De ki: Rabbimin rahmet hazinelerine siz sahip olsaydınız, harcamaktan korkar ve tutardınız. İnsan pek cimridir!” (İsra, 17/100) İşte oruç, insanın bencilliğini yok etmek için bizi beklemektedir.
Oruç, beden ve ruhun arınışıdır. Oruç sayesinde insanı kötülüğe sürükleyecek ve şeytanın tuzağına düşürecek kötü duygu davranışlardan uzak durulmuş olur. Ancak, oruçtan nasibi yalnızca aç kalmaktan öteye geçmeyen kimselerin durumuna düşmemek için sadece mide değil, gözler, kulaklar, eller, ayaklar, kalp ve dil de oruç tutmalıdır. Tüm azalarıyla oruç tutmayanın orucu eksik kalır. Allah Resulü (sav), “Yalanı ve cahilliği terk etmeyen kimsenin yemesini ve içmesini bırakmasına Allah’ın ihtiyacı yoktur.” (İbn Mâce, Sıyâm, 21) buyurarak, orucun yalnızca aç kalmaktan ibaret olmadığını vurgulamıştır. Bu nedenle, orucun hakkını tam anlamıyla verebilmek için tüm organlarımızla, tüm benliğimizle oruç tutmamız gerekir.
Araplar, kiri ve tozu silip süpüren yağmura ramzâ derler. Ramazan kelimesi bir görüşe göre buradan alınmıştır. Çünkü Ramazan, yağmurun, pisliği süpürdüğü gibi insanın kötü huylarını, nefsanî arzularını ve nihayet günahlarını silip süpürür.
Ramazan, değer ayıdır. Onu değerli ve ayrıcalıklı kılan, insanlığa gönderilen son rehber kitabın bu ayda indirilmesi, bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’nin bu ayda yer alması ve temel ibadetlerden biri olan orucun bu ayda farz kılınmasıdır. Ayrıca, teravih, mukabele, itikâf, iftar, sahur ve fıtır sadakası gibi önemli sünnetler de Ramazan ayında yaşanır ve bu ayı daha da bereketli kılar.
Öyle bir ibadettir ki oruç! Bir günlük oruçtan elde edilecek sevap, on ile yedi yüz kat arasında artırılır. Bir de bu orucun Ramazan ayında tutulduğunu düşündüğümüzde, sevabının çok daha büyük olacağı açıktır. Tek başına Kadir Gecesi’nin bin aydan daha hayırlı olduğu müjdelenmişken, Ramazan ayının ibadetlerden elde edilecek sevaba kattığı bereketin sınırsız olduğu ortadadır. Dolayısıyla Ramazan hem maddî âlemde hem de manevî boyutta bir bereket ayıdır. Allah Resulü (sav) bizlere büyük bir müjde vererek şöyle buyurmuştur: “Karşılığını yalnızca Allah’tan umarak, Ramazan’ı gündüzleri oruçlu, geceleri ise namaz kılarak geçiren kişi, annesinden doğduğu gün gibi günahsız olur.”( Buhârî, “İman”, 27)
Ramazan paylaşma ayıdır. Allah Resulü sofraların bereketinin misafirlerle olacağını düşünür. “Bir kişinin yemeği iki kişiye, iki kişinin yemeği dört kişiye, dört kişinin yemeği sekiz kişiye yetebilir” der. (Müslim, Eşribe, 181) Misafirin duası Allah katında makbul olan dualardandır. (Tirmizî, Birr, 7)
Ramazan, heyecan ve bereket ayıdır. Gün boyu sabırla oruç tutan müminler için iftar saatini büyük bir coşkuyla beklerler. Özellikle çocuklar, bu anı daha keyifli hale getirmek için çeşitli etkinliklerle teşvik edilir. İftara dakikalar kala, duanın en derin kapıları açıldığı için bu anlar ibadet ve dualarla değerlendirilir. Aile fertleri bir araya gelip birlikte dua eder, gönülden “Âmin” diyerek dualarını Yüce Allah’a arz ederler. Bu manevi atmosfer, Ramazan’ın huzur ve birlik ruhunu pekiştirir.
Bir ay süren ramazan ayında kazandığımız güzel hasletlerimizi hayatımızın tamamına yaymalıyız. Ramazan ayı sona erebilir, ancak onun getirdiği manevi heyecanı kaybetmemeliyiz. Çünkü kulluğun belirli bir mevsimi yoktur. İmtihan sadece bir ay için değil, bir ömür boyudur. Salih amellerimiz kesintisiz ve istikrarlı olmalıdır. Ramazan’da başladığımız Yüce Allah ile olan sohbetimizi, yılın geri kalan on bir ayına da taşımaya devam etmeliyiz.
1 Yorum