Nejat CEBECİ
Sahte belge endüstrisinin gölgesi, toplumsal ahlakın üzerine kara bir bulut gibi çökmüş durumda.Sahte diplomalar, sahte sürücü belgeleri, sahte kimlikler, sahteraporlar, sahte unvanlar… Mürekkeple yazılmış yalanlar, mühürle onaylanmış aldatmacalar… Sahte belgeler artık marjinal bir suç olmaktan çıktı; sistematik bir ağa dönüştü ve bu karanlık ağ, eğitimden sağlığa, iş dünyasından bürokrasiye tüm kurumları sardı.
Geliniz önce toplumsal ahlakın sınandığı “gayrimeşru belgeler” sarmalı için haber sitelerinden birkaçhaberyansıtalım:
“E-Devlet sistemine sızarak sahte diploma üreten bir çetenin ortaya çıkması sonrası, sayısının en az400 civarında olduğu söylenen akademisyenin sahte diplomalarla görev aldığı ve haksız makamlarelde ettiği iddia ediliyor.”
“Asıl mesleği halı yıkamacı olan sahte psikolog her şeyi itiraf etti.”
“Sahte e-imza ile ‘torbacı’ narkotik başkomiseri oldu, bakan yardımcısı 10 diploma aldı!”
“Sahte doktor’un düzenlediği sahte belgeler ortaya çıktı”
“Sosyal medya platformları ve bazı internet sitelerinde, “e-Devlet onaylı” iddiasıyla yasa dışı yollarla ehliyet pazarlayan dolandırıcılar, sınavsız sürücü belgesi vaadiyle binlerce lirayı gözlerini kırpmadan talep ediyor.”
Bu haberlerdeki “sahte belge”olgularıtekilvakalar olsaydı, suçluların alacakları cezalar kamuoyunca takip edilir ve suçluların hak ettikleri cezaya çarptırılmaları ile toplum vicdanı biraz rahatlardı.Oysa “sahte belge” rezillikleri öylesine çoğalmış vekurumsallaşmıştır ki artık bu asılsız belgehaberlerisıradanlaşmış, dikkat çekmez hale gelmiştir. Şaka gibi amaeğerbusahte belge üretimi aynı hızla devam ederse dolanımdaki sahte belgeler, gerçek belgelerden daha fazla olacaktır.
İçine düştüğümüz gayrimeşru belge bataklığı bireysel etik ihlalinden ibaret olmayıp, bütün toplumu ilgilendiren, çöken kolektif ahlakı, çürüyen vicdanıve devlet mekanizmasının büyük güven kaybını ortaya koymaktadır.
Diploma ya da herhangi bir resmî belge elbette sadece bir kâğıt parçası değildir. Sahte belgeler yüzeysel olarak gerçeğini taklit etse de arkalarındaki değer,emek, meşruiyet ve toplumsal sözleşme açısından gerçeğiyle arasında devasa uçurumlar barındırmaktadır.
KAYGI VERİCİ BAKIŞ AÇISI, BİTMEYEN SKANDALLAR
2024 yılı Küresel Yolsuzluk Endeksi’ne göre Danimarka 90 puanla birinci sırada iken Türkiye 180 ülke arasında 34 puanla ancak 107. Sırada yer alabilmiştir.
Türkiye OECD Ülkeleri arasında yolsuzlukta sondan birinci sıradadır.
“Daha diploma skandalının etkisi soğumadan başka bir utanç dolu olaya ulaşıyoruz.
Sağlıkta henüz yenidoğan çetesinin yaptığı insafsızlıkların hesabı görülmeden benzer başka bir skandalla daha karşı karşıya kalıyoruz.
Bakın bir çete, depremde ölmüş olan doktorların hesaplarıyla reçete düzenleyip uyuşturucu etkisi olan ilaçları satmış. Çetenin içerisinde eczacılar da var doktorlar da… Bakın 1301 reçete ve 585 bin kapsül yeşil reçeteli haptan bahsediyoruz.” (Murat Ağırel)
Değerlerin, ölçülerin bu kadar alaşağı olmasında, insani zaafları, ama bunun çok ötesinde genel ahlaki erozyonu, bu erozyonu oluşturan eğitim sistemini ve eğitim sistemini idare eden siyasi gücü yadsıyabilir miyiz?
Muhtemelen “Benim memurum işini bilir”diyen siyasetçiler, “Bal tutan parmağını yalar” gibi yanlış atasözlerinin rolü olabilir, fakat bu ahlaki çöküşte AKP iktidarının başat rolü asla inkâr edilemez.“Çalıyorlar ama çalışıyorlar” parolası ile yolsuzluğun ve yozlaşmanın normalleştirildiği bir dönemde yaşıyoruz. “Başarılı olmak için yasal olmayan yollar gerekir” mottosunun hızla yaygınlaştığına tanık oluyoruz. Sosyolojik olarak yorumlandığında,önemli bir çoğunluğun yasal olmayan yolları meşru görmesi, sıradan bir zaaf değil, bir çürümedir.
RADARA YAKALANANLAR
Suçlu kim?
Şüphesiz herkes kendi vicdanından sorumludur ve sahte belge sahiplericeza kanunlarına göre müeyyidesi belli olan bu suçu işlemişler isecezasını da mutlaka çekmelidir. Ancak bu nihayetindetekil bir suçtur. Oysa sahte belgeyi düzenleyenler, belgeleri onaylayanlarve bu sahtekarlığa göz yuman siyasiler, bürokratik kalkan oluşturanlar daha büyük suçludur! Ayrıca tepkisizliği nedeniyle toplum ekseriyetini de suçlamak yanlış mıdır? Sahte belge, bireysel bir hile değil, zincirleme bir erdemsizliktir. Bu zincirin halkaları birlikte pas tutmuştur. Paslıerdem yoksunları toplumsal ahlakı daçürütmektedir.
Sonuçta, ‘hak eden değil, kurnaz olan kazanır’ algısı yayılıyor; liyakat yerine torpil ve sahtekarlık norm haline geliyor. Devlete, kurumlara ve adalet sistemine güven azalıyor. Sahte belgeler, bir ülkenin yalnızca eğitim sistemini, bürokrasisini, siyasal yapısını değil ahlaki omurgasını da çürütüyor. Liyakati savunması gerekenler, sahte belgelerle koltukları dolduruyorlar.
Diploma, bireyin yetkinliğini kanıtlayan bir toplumsal sözleşmedir.Ülkenin en üst düzeyinde yönetiminde bulunanların dahi diplomalarının yıllardır tartışılıyor olması Türkiye’deki etik değerler için yeterli bir kaygı sebebi değil midir?
“Suçlu kim?” sorusunun cevabı: Pasif kalan her birey, göz yuman her kurum, koruyan kollayan her siyasetçi!
HASTALIĞIN SEBEPLERİ VE SONUÇLARI
Sahte belgeler, “sosyal enfeksiyon” gibi,toplumsal dokuyu kemiren bir “ahlaksızlık virüsü” gibi hızla yayılmış her kuruma, her makamabulaşmıştır.Soru şu: biz bu hale nasıl geldik?
Ahlaksızlık virüsü önceahlaken yeterince sağlıklı olmayan bireylerde, cezasızlıkla bir suistimal olarak ortaya çıkıyor; ardından hızla “ben de yapabilirim” psikolojisiyle besleniyor, büyüyorve sahtekarlığa dönüşüyor. Akabinde güven adlı toplumsal bağışıklığıçökerterek, yetersizlik ve haksızrekabet semptomlarını tetikliyor.Gitgidebu virüs, kayırmacılık kanalıyla kurumlara sızıyor ve kolektif güven hastalığımetastaz yapıyor.
Hastalığın tedavisi mümkün mü?
Tedavi ancak şeffaf denetim (teşhis), caydırıcı yaptırım (karantina) ve etik eğitimle (aşı) mümkündür. Emek, hakikat ve adaletilaçları hastalığa derman olabilir!
Sahte bir belge, sıradan bir kâğıt parçası değil; ahlaksız bir ihanetin belgesidir. Toplumun sırtını dayadığı ‘güven’ kavramı, bu sahtekârlık sarmalında çatırdarken, sadece diplomaların itibarı kaybolmuyor; adalete olan inanç, hakkaniyet duygusu ve nihayetinde insanlık onuru yitip gidiyor.
AHLAK VE ERDEM BAYRAĞINI YÜKSELTELİM
Esas itibarıylaçözüm; temiz toplum olmakla mümkündür. Temiz toplum temiz yöneticileri işbaşına getirir. Toplumsal iyileşme, tabii ki kolektif bir mücadele gerektirir:
Tabii ki konu devlet politikası olarak çalışmayı gerektirir. Burada detaya girmeden üçlü madde ileçözüm önerilerimizi özetleyebiliriz:
1) Şeffaflık:
Her diploma, sertifika, ehliyet blok zincir teknolojisi ile kayıt altına alınmalı.
Sahtekarlığa bulaşan herkes, yapılan tüm sahte belgeler deşifre edilmelidir.
2) Hukuk devleti
-Sahte belge düzenleyenlere ve kullananlara caydırıcı ağır cezalar verilmesi
-denetim mekanizmaları siyasetten bağımsız hale getirilmesi
3) Etik değer eğitimi
-Sahtekarlığın “zekâ” değil “hırsızlık” olduğu gerçeğini, her şeyden önce erdemle, ahlakla yükseleceğimizin anaokullarından başlayarak herkese öğretilmesi
-Liyakat odaklı rol modelleri öne çıkarılması
-İnsanları yüksek diplomaların sahibi yapmaktan önce, yüksek ahlaklı insanlar haline getirmenin eğitiminin verilmesi.
İnanıyoruz, yarınlar bugün dürüst kalabilenlerin omuzunda yükselecektir!