Siyasette Arınma: Kirlenen Siyaset Mi, İnsan Mı?

Bugün siyasette arınmadan söz ediliyor.

Fakat gerçek arınma, birkaç sloganla veya süslü söylemlerle gerçekleşmez.

Arınma; sistemi kirleten alışkanlıklarla yüzleşmeyi, ayrıcalıklardan vazgeçmeyi ve bedel ödemeyi gerektirir.

“Siyaset ya ibadet temizliğinde yapılır ya da yapılmaz.” A. Edibali

Son günlerde siyasetin en çok konuşulan kavramlarından biri: “SİYASETTE ARINMA.”

Ne kadar güzel, ne kadar umut verici bir ifade: Arınma…

Ancak insanın aklına şu sorular geliyor.Arınma ihtiyacı neden doğdu?Temiz olanın arınmaya ihtiyacı olur mu?

Eğer arınmadan söz ediliyorsa, ortada kabul edilmiş bir kirlenme de var demektir.

O halde önce şu soruya dürüstçe cevap vermek gerekir. Siyaseti kim kirletti?

Kirlenen Siyaset Değil, Hırsın Teslim Aldığı İnsandır

Siyaset, özünde millete hizmet etme ve devlet yönetimine katkı sunma sanatıdır.

İnsan, doğruluk ve dürüstlük çizgisini koruduğu sürece siyaset de temiz kalabilir. Ancak makam, mevki, şöhret ve güç tutkusu kontrolsüz, şeytani bir hırsa dönüştüğünde kirlenmenin kapısı aralanır.

Bir zamanlar ülkeye hizmet etmek için girilen siyaset, bugün bazıları için hayat boyu ayrıcalık ve ekonomik güvence sağlayan bir mesleğe dönüşmüş durumdadır.

Özellikle bizim gibi demokrasi kültürünün yeterince kökleşmediği toplumlarda makam büyüdükçe tevazu küçülüyor.

Yetki arttıkça hesap verme duygusu zayıflıyor.

Millet adına görev üstlenenler, zamanla kendilerini milletin hizmetkârı değil, milletin üstünde bir sınıf olarak görmeye başlıyor.

İşte siyasetin kirlenmesi tam da burada başlıyor.

Çünkü kirlenmenin kaynağı siyaset değil; kurumsal olarak denetlenemeyen güç ve bireysel bazda dizginlenemeyen hırstır.

Siyaset Neden Bu Kadar Cazip Hale Geldi?

Siyasetteki bozulmanın en önemli sebeplerinden biri, siyasi makamların sunduğu ayrıcalıklardır.

Çünkü siyaset artık fedakârlık üretmekten çok imtiyaz üretmektedir.

Şu sorunun cevabı verilmelidir: Cumhuriyetin ilk yıllarında öğretmen maaşıyla neredeyse eşit seviyede olan milletvekili maaşları bugün nasıl oldu da öğretmen maaşının dört-beş katına ulaştı?

Bir milletvekili ya da belediye başkanı; bir öğretmenden, doktordan, mühendisten, işçiden veya çiftçiden daha değerli hangi hizmeti vermekte ve fedakarlıkta bulunmaktadır ki bu kadar fazla ayrıcalığa sahip olmaktadır?

Milletin vergileriyle oluşan kaynaklar, milletin hizmetine harcanacağı yerde siyasi makamları cazip hale getiren araçlara dönüşmektedir.

Sonra da toplum şaşkınlıkla sormaktadır: “Neden herkes siyasete girmek istiyor?”

Çünkü Türkiye’de siyaset, hizmet kapısından çok fırsat ve imkân kapısı olarak görülüyor.

1995 yılında ABD’de bulunduğum sırada, üç dönem boyunca Arizona Senatörlüğü yapan Dennis DeConcini’nin,mahalli gazetede çıkan bir mülakatını okumuştum.

DeConcini, senatörlüğün ömür boyu sürecek garantili bir makam olmadığını, ailesinin geleceğini de düşünmek zorunda olduğunu belirterek yeniden aday olmayacağını açıklamıştı.

Görev süresi sona erince de kurucuları arasında bulunduğu hukuk bürosuna dönerek avukatlık yapmaya devam etti.

Bizde ise siyasetin bırakılması değil, son nefese kadar bırakılmaması haber değeri taşıyor.

Paranın Konuştuğu Yerde Erdem Susar

Siyasetteki en büyük çarpıklıklardan biri aday belirleme süreçleridir.

Birçok dürüst, ahlaklı, birikimli ve erdem sahibi insan daha yolun başında sistemin dışına itilmektedir.

Çünkü aday olabilmenin ilk şartı çoğu zaman fikir değil, maddi güç olmaktadır.

Parası olmayanın projesi de vizyonu da heyecanı da çoğu zaman karşılık bulmamaktadır.

Buna karşılık ekonomik güce sahip olanlar yarışa birkaç adım önde başlamaktadır.

Böylece siyaset hizmet alanı olmaktan çıkıp yatırım alanına dönüşmektedir.

Yatırım mantığıyla girilen yerde ise yatırımın geri dönüşü aranır.

İşte rant ilişkileri, kayırmacılık, ihale ağları ve çıkar düzeni tam da bu noktada filizlenir.

Sonrası ise kamuoyunun hafızasında yer eden o meşhur görüntüler…

Çikolata kutuları, ayakkabı kutuları ve içlerinden çıkan Dolarlar, Eurolar ve servetler…

Demokrasinin Önündeki Engel: Aday Belirlemede Lider Sultası

Siyasetin kirlenmesi sandıkta değil, aday listeleri hazırlanırken başlamaktadır.

Demokrasilerde esas olan milletin tercihidir.

Ancak milletvekilliği, belediye başkanlığı ve üst düzey kamu görevleri hizmet makamı olmaktan çıkıp imtiyaz kapısına dönüştüğünde, bu görevlere talip olanların amacı da değişmektedir.

Bugün birçok partide adayların kaderi vatandaşın değil, birkaç kişinin veya parti genel başkanlarının iki dudağı arasındadır.

Bu anlayış demokrasiyi güçlendirmez; tam tersine zayıflatır.

Milletin tanımadığı, benimsemediği isimler listelere yerleştirilirken toplumun içinden çıkan birçok nitelikli, erdemli insan sistem dışında bırakılmaktadır.

Sonra da siyasete duyulan güvenin neden azaldığı sorulmaktadır.

Oysa güven, dayatmayla değil, temsi edilme hakkının adil inşa edilmesi ile sağlanır.

Kamu Malını Emanet Değil Ganimet Gibi Görenler

Siyasetin en tehlikeli hastalıklarından biri, kamu kaynaklarının kişisel mülk gibi görülmesidir.

Makamını kullanarak akrabasını koruyan, yakın çevresini, siyasi yandaşlarını kollayan ve çevresine ayrıcalık sağlayanlar yalnızca hukuku değil, milletin emanetini de çiğnemektedir.

Ne yazık ki toplumun en derin yaralarından biri budur.

Çünkü vatandaş vergisini hizmet üretilsin diye verir, birilerinin nüfuz alanı genişlesin diye değil.

Kamu görevi kazanç kapısı değil, ağır ve kutsal bir emanettir.

Bu emaneti kötüye kullananlar yalnızca seçim sandığında değil, hukuk önünde de hesap vermelidir.

Gerçek Arınma Bedel Ödemeden Olmaz

Bugün siyasette arınmadan söz ediliyor.

Fakat gerçek arınma, birkaç sloganla veya süslü söylemlerle gerçekleşmez.

Arınma; sistemi kirleten alışkanlıklarla yüzleşmeyi, ayrıcalıklardan vazgeçmeyi ve bedel ödemeyi gerektirir.

Demokrasi kültürünün geliştiği toplumlarda seçmenin iradesi reklam bütçeleriyle değil; fikirlerle, projelerle ve liyakatle şekillenir.

Bu nedenle siyasetin gerçekten arınabilmesi için:

  • Seçmenin iradesini etkilemeye yönelik astronomik propaganda ve reklam harcamalarına son verilmelidir.
  • Kamu adına yetki isteyen herkes, projelerini ve hedeflerini, tüm adaylara eşit imkân sağlayan TRT aracılığıyla halka anlatmalıdır.
  • Fikren zayıf, mali olarak güçlü partileri ayakta tutan “hazine yardımları” kaldırılmalıdır.
  • Yerel yönetim kaynaklarının siyasi faaliyetleri finanse etmesinin önü tamamen kapatılmalıdır.
  • Samimiyet varsa önce siyasi makamlara tanınan ayrıcalıklar azaltılmalıdır.
  • Aday belirleme süreçleri parti merkezlerinin değil, halkın denetimine açılmalıdır.
  • Siyasi etik kuralları tavsiye niteliğinden çıkarılıp yaptırıma bağlanmalıdır.
  • Mal varlığı beyanında şeffaflık istisna değil, kural haline getirilmelidir.
  • Siyaset bir zenginleşme aracı değil, millete hizmet sorumluluğu olarak görülmelidir.
  • Devlet kadrolarında sadakat değil; ehliyet, liyakat ve adalet esas alınmalıdır.
  • TBMM’nde vekil sayısı 600 yerine 400’e indirilmelidir.

Çünkü arınma; kirlenmiş düzeni koruyarak değil, onu değiştirme cesareti göstererek mümkündür.

Millet artık söz duymak değil, örnek görmek istiyor.

Eğer siyasette arınma gerçekten isteniyorsa; önce aynaya bakılmalıdır.

Dr. Kadir ÇETİN

 

Related posts

BAŞYAZI: Egemenlik ve tam bağımsızlık hakkından taviz verilemez #37

Mekke Paktı Stratejik Başarı Mı, Tehlikeli Bir Girişim Mi?

Kanun Kılıflı Mağduriyetler: Bu Kaçıncı Soygun?