Balıkçılık alanında Karadeniz’de, Marmara’da ve diğer denizlerimizde, göllerimizde ve akarsularımızın bulunduğu yerlerde ziraat mühendisleri ve işin ehli kişiler devletin öncülüğünde kurulacak olan balık üretimi çiftliklerinde çalıştırılarak bu müesseseler geliştirilmelidir.
Günümüzde tarım, hayvancılık, balıkçılık ve benzerleri eski ilkel yöntemlerle artık yapılması mümkün olmayan bir endüstri haline gelmiştir. Tarım, hayvancılık, balıkçılık endüstrisi ancak bir devlet millet iş birliği ile gerçekleştirilebilir.
Ülkemizde on binlerce yetişmiş ziraat fakültesi mezunu ziraat ve mühendisi gencimiz var.
Devletimiz Harran, Fırat, Dicle, Mezopotamya, Konya, Seyhan, Ceyhan, Çarşamba, Bafra, Iğdır, Bayburt, Erzincan, Ergene ovalarının ve yaylalarının ve diğer büyük ovalarımızı ve yaylalarımızı bu gençler için tahsis etmelidir. Devlet profesyonel yöneticiler eşliğinde bu ziraat mühendislerini buralarda çalıştırmalı ve böylece tarım ve hayvancılık alanında çok büyük bir hamle gerçekleştirmelidir.
Aynı şekilde balıkçılık alanında Karadeniz’de, Marmara’da ve diğer denizlerimizde, göllerimizde ve akarsularımızın bulunduğu yerlerde ziraat mühendisleri ve işin ehli kişiler devletin öncülüğünde kurulacak olan balık üretimi çiftliklerinde çalıştırılarak bu müesseseler geliştirilmelidir.
İşletmelerde çalışan genç ziraat mühendisi arkadaşlarımız devletle ortak olmalı, devlet genç mühendisler ortaklığı ile işletmeler yürütülmeli, verimli bir şekilde Türkiye’nin tarım, hayvancılık ve balıkçılık potansiyeli çok büyük bir oranda artırılabilmelidir.
Bu konu arıcılık, ipek böcekçiliği, ormancılık ve diğer alanlarda da çeşitlendirilerek gerçekleştirilmelidir.
Devlet millet iş birliğiyle kurulacak bu büyük işletmelerin diğer yan sanayi, pazarlama, dağıtım işleri de dikkate alındığında çok geniş bir iş alanı açılabilecektir. Böylece çalışmanın, üretmenin, bolluğun ve zenginliğin önü açılmış olacak, işsizliğin giderilmesi konusunda da büyük mesafeler alınabilecektir.
“Kalkınmanın temel gücü:
Daha insancıl, anlayışlı, insanlık meselelerini müdrik, barışçı bir dünya, Türkiye’nin sağlıklı kalkınmasında hızlandırıcı bir faktör olacaktır. Böyle bir faktörün önemi açık olmakla birlikte, kalkınmanın temel gücü Türk toplumudur.
Kalkınma bir toplum hareketidir:
Kalkınma olayı demokratik, adil, verimli bir toplum hareketi olmalıdır.
Kalkınma bir zümre hareketi olamaz. Nimet ve külfetlerin adalet ölçülerine uygun dağılımı esas olmalıdır.
Kalkınmanın maddi, beşeri ve manevi elemanlarının seferber edilmesi:
Makro planda büyüme için esas olan meziyetler; emek, çaba, para- kredi, sermaye, tabii ve coğrafi imkânlar, bilgi, hüner, ehliyet ve yönetim gücünün gerekli verim ve işbirliği içinde büyüme hedefine sevk edilebildiği söylenemez.
Emek, bilgi, yönetim kapasitesi, sermayenin karşısında gerekli korunma vasıtalarından mahrumdur.
Makro planda da, mikro planda da emek, sermaye ile birlikte katıldığı müşterek eserin sermaye kadar önemli yapıcı unsurlarından biridir ve bu sıfatla müşterek hasıladan rizikosuna katlanarak pay almalıdır.
Makro ve mikro alanda kalkınma elemanlarının hürriyetçi koordinasyonu:
Gönüllü, demokratik ortaklıklar içinde her meslek grubunun özellikleri gözetilerek tayin edilecek nispet ve şartlar çerçevesinde çalışanların sermayenin ve yönetimin adil ve verimli iş birliğini ekonomik, sosyal ve insani açıdan zaruri telakki ediyoruz. Ekonomik bakımdan üretimi, işçi- patron ilişkisine indirgeyen sistemlerin, ekonomik çabanın tüm sorumluluğunu ve yönetimini bir zümreye tahsis etmek, müşterek eserle insan arasındaki manevi ve maddi ilişkiyi keserek ve nihayet çalışanı sabit bir gelire bağlamak suretiyle sınırlamak gibi büyük mahzurları bulunmaktadır.
Bu durumda üretim artışı, üretimin kalitesinin iyileştirilmesi, müşterek ürünün daha iyi şartlarda pazarlanması, işletmenin artan verimlilik ve kârlılıkla yönetilmesi gibi kişiyi eserine ve müessesesine bağlayan psikolojik bağlar yıkılmaktadır.
Bu bağların tesis edilmesi elzemdir.
Müşterek ürünü meydana getiren tüm işletme faktörlerinin müşterek eser ve işletme ile ekonomik ve psişik bağlarının tesis edilmesi elzemdir. İnsanların, başarısından fayda umacakları, zararından mutaazzır olacakları, kısaca ferden veya müştereken çaba gösterdikleri bir iş ilişkisi yoksa, gelişme ve büyümeyi ancak tesadüflere terk ettiğimizi söyleyebiliriz.
Kişiler başkaları için değil ama kendileri için artan bir gayretle çalışabilirler. Kendileri için çalıştıklarını çalışmalarının semeresini gördükleri andan itibaren çalışma şevki ve çalışmada verimlilik artacak, fert yükselmek ve gelişmek ihtiyacını duyacaktır.
Bir müşterek eserin meydana getirilebilmesi için bir işletme bütününde bir araya gelen fertlerin hür, verimli adil bir işbirliğini tesis için ticaret kanununa gerekli ve uygun şirket nevilerini ilave etmeliyiz.
Böylece emek, para, teşebbüs gücü asgari maliyetle bir araya gelecektir. Maliyet enflasyonu sıfıra yaklaşacak, faizli kapitalist sisten son bulacak; üretim, iç ve dış pazarda rekabet imkanı artacaktır.
Spekülatif sermaye ve kredinin doğrudan üretim ve hizmet alanlarına yöneltilmesi:
Kredi kurumlarının da doğrudan üretime katılmasında zaruret vardır.
Banka ve kredi kuruluşları plan ve proje kredisi verecek ve verdikleri kredi ölçüsünde işletmelere ortak olacaktır. Bu ilke, bankaları ve kredi kuruluşlarını tefeci kredisi veren kuruluşlar olmaktan çıkaracak, üretimin kalitesini, sürümü, ucuzluğu, yatırım isabetini, artırırken işletme yönetimini de daha çok ihtisaslaşmaya sevk edecek, para ile işletmeler arasında ucuz kredi bağlantısı tesis edilmiş olacaktır.
Banka ve kredi kuruluşlarının üretim ile yakın iş birliği, sanayi, tarım ve hizmet sektöründe ortalama ve büyük işletmelerin kuruluşunu hızlandıracak ve böylece modern ticaret hayatının gerektirdiği orta ve büyük çaplı şirketler görülmeye başlayacaktır.
Hammadde, kredi-yatırım, üretim, işletme, iç ve dış pazar ilişkisi süratlendirilerek, pazara göre üretim ve üretime göre pazar ilkeleri çerçevesinde verim ve kazanç artacaktır.
Kapitalist ekonomide bir işletmeyi meydana getiren emek, sermaye, bilgi ve teşebbüs sadece sermayeyi ortaya koyan sermayedar tarafından alınmakta diğer şirketi meydana getiren unsurlar ise sadece ücretlendirmektedir.
Sosyalizm de ise bir parti devleti kurulmak suretiyle bir parti devleti tahakkümü söz konusu olmaktadır.
Bizim milli modelimizde ise emek sermaye bilgi ve teşebbüs bir müesseseyi meydana getirirken herkes katkısı oranında üretilen eserden ortak şekilde pay alması esasına dayanmaktadır.
Dolayısı ile sermaye, arazi temini ve bazı unsurların devlet tarafından karşılandığı bu müesseselerde çalışan ziraat mühendisleri müessesede ücretli çalışan olmak yerine otomatikman müessesenin ortağı olacak; kazanç oranında kazançtan paylarına düşeni alacaklardır.