Hangi mezhepten olursa olsun; Müslümanın rabbi Allah, kitabı Kur’an, peygamberi Hz. Muhammed, ibadetgâhı camidir. Çeşitli kültürel mekânlar varsa, o, orayı ikame edenlerin yeridir. Cemevi, kültürel bir mekân olarak etkinliklere ev sahipliği yapabilir.
“Milletimizi zafere taşımak; milletimizin siyasi, ahlaki, iktisadi ve askeri bütün problemlerini iyice bilmek, milletimizin ve milletlerin inanç, düşünce ve hareket temelleri hakkında açık bir fikir edinmekle mümkündür.” Aykut Edibali
Bize Bizden Daha Çok Düşkünler
Hümanizm, Avrupa’nın ve Avrupa fikir dünyasının ana ekollerinden biri. Demokrasi, insan hakları, özgürlük ve hatta laiklik bu fiyakalı kavramla ilgili.
Batı, Doğuya insanlık(!) getirmek için Haçlı Seferlerini düzenledi. Birinci Dünya Savaşında ve İstiklal Savaşında bize insanlık getireceklerdi. Çanakkale Savaşında da öyle. Genelde İslam coğrafyasına, özelde Anadolu coğrafyasına bir düşkünlükleri vardı. Bursa’nın işgalinde Yunan subayının, Irak’ın işgalinde oğul Bush’un, yine Birinci Dünya Savaşında Binbaşı Noel’in söylediklerine takılıp kalmayın siz. Ya da Çanakkale için İngiliz devlet adamı Gladstone’un Türklere söylediği sözlere; “Türkler, insanlığın insan olmayan numuneleridir.” Aynı anlayışın günümüzde Siyonist Netenyahu tarafından hayata geçirildiğini, bütün dünya koltuklarına yaslanmış seyrediyor.
Osmanlı coğrafyasına yayılmış yüzlerce misyoner okulları, bu coğrafyanın insanlarına insanlık getirmek için açılmıştı. Tarihi tek gözle okumak, ancak şaşıların işidir. Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile sadece medreseler kapatılmamıştır. Bunlarla birlikte Anadolu’ya kök salmış yabancı okulları da kapatılmıştır. (3 Mart 1924) , Zira sadece onlar kapatılsa idi, bir de onların koparacağı kıyamet ile uğraşmak gerekecekti.
Batı ve onunla aynı kulvarda düşünen Türk’e düşman unsurlarca Kırgız’ı, Kazak’ı, Azeri’si nasıl ayrı ayrı milletlermiş gibi Türk’ten ayrı sayıldılar ise, şimdi de mezhepler İslam’dan ayrı dinmiş gibi ayrıştırılmak isteniyor.
AB Bizi Bizden Çok Düşünür
Avrupa Birliğinin İlerleme Raporlarında Türkiye’de yapılan genel ve yerel seçimler için ayrı bir bölüm açılır ve bize birtakım nasihatlerde bulunulurdu. Hatta nasihatle yetinmeyip seçim zamanlarında Diyarbakır ilimize ya da başka bir ilimize elemanlar göndererek seçimi yerinde takip ederlerdi. Türk Devleti, seçimi nasıl yapılması gerekiyorsa, kanun ve nizam ne ise ona göre yapardı. Yapılan suç ve hatalar var ise, o, devletin değil; bir takım kişi ya da kişilerin olur haliyle. Zaten onların gelmelerinin sebebi de, bir takım güdülenmiş akımlara ‘Bak arkanızdayım’ mesajı vermekten başkası değildir.
İlerleme Raporlarındaki bir başka konu da Alevi-Bektaşi vatandaşlarımız için cemevlerinin ibadetgâh statüsüne alınması talebidir. Şurası hiç unutulmaması gereken noktadır: Batı dünyası, bizim için hiç akla dahi getirilmeyecek konuyu ajandasına alır. Gündeme getirir. Kimimiz güler, kimimiz ti’ye alırız; olur mu böyle şey diye. Karşı çıkarız. Onlar ısrarla ve ısıtıp ısıtıp gündeme getirmeye devam ederler. Bunun sonunda önceki tepkiyi vermez oluruz; kanıksarız. Onlar yine devam ederler; olur mu acaba demeye başlarız. Sonunda onların gündeme getirdiği, bizim karşı çıktığımız konular müzakere konusu olur ve en sonunda da onların dediği olur. Basiretsiz bir yönetim ve millet şuurundan habersiz bir toplulukta bunlar olur. Şahsiyetli millî politikaların ve millet bilincinin olduğu yerde ise, kendi gündemimizi kendimiz belirleriz. Bu söylediklerimizi Alevi-Bektaşi konusunda, bunun uzantısı olarak cemevlerinde görebiliriz.
Tekke ve zaviyelerin kapatılması ile bütün tarikat ve camaatlerin cami dışındaki organizasyonları kapatılmıştır. 25 Kasım 1925 tarihinde kabul edilen kanun ile tekke, zaviye ve türbeler kapatıldı. Türbedarlık, şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, babalık, seyitlik, şeriflik, çelebilik gibi unvanlar kaldırıldı. Bunlardan sadece Mevlana Müzesi kalmıştır.
Bütün dünya bilmektedir ki; Hıristiyanların ibadetgâhı kilise, Musevilerin Sinagog, Müslümanların camidir. Hıristiyanların birbirinden derin çizgilerle ayrılan mezhepleri olmasına rağmen her birinin ibadet mahallinin adı kilisedir. Yine Yahudilerin çeşitli mezhepleri olmasına karşın her birinin ibadet mahallinin adı sinagogtur. Müslümanların da cami. Hangi mezhepten olursa olsun, Müslüman ise, onun ibadet mahallinin adı camidir.
Çeşitli kültürel alanların olması, ibadetgâh dışında başka bir alandır.
Muhammed’siz ve Ali’siz mi?
Belli merkezlerin üfürüp, o üfürüklerin rüzgârının tozu dumanı birbirine katmasının sonucunda Muhammed’siz bir İslam tezgâhlamaya çalışıldığı ortadadır. İlim ehlince bunun nokta kadar kıymeti yoktur. Muhammed Aleyhisselam adına, olmayan uydurukları piyasaya sürenlerin de bu zıt yaklaşımda payları vardır. Kısaca iki yanlış zıt akım birbirlerini körüklemekte ve sonuçta doğruya salvolar yapılmaktadır.
Alevi-Bektaşi cenahında yapılmak istenen de bundan farklı değildir. Hz. Peygamber Aleyhisselam’ın amcasının oğlu, damadı, onun daveti ile ilk şereflenenlerden ve onun halifesi Hz. Ali Kerremallahü Veche namaz kılan, namaz kıldıran bir sahabidir. Camide namaz kılarken, kıldırırken hayatına kastedilen bir İslam büyüğüdür. Alevi-Bektaşi anlayışını namazdan ve camiden uzaklaştırmak, bilinmelidir ki Hz. Ali gibi bir İslam büyüğünü katledenlerin varmak istedikleri bir hedeftir.
Adım Adım
Diyanet İşleri Başkanlığında Alev-Bektaşi anlayışını ayıramayınca Kültür Bakanlığında bu iş kotarılmaya çalışılmıştır. Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültürü ve Cemevi Başkanlığı kurulmuştur. Bu başkanlık, 112 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile 9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulmuştur.
Çok yönlü bir yürüyüş başlatılmıştır. Ağustos ayında Nasreddin Hoca’nın hocası Seyyid Mahmud Hayrani, Akşehir’de anılmıştır. 7 Ağustos’da Haydar Eren Kültür ve Eğitim Vakfı, Alevi Vakıflar Federasyonu, Seyyid Hacı Kureys Dergâhı ve Seyyid Büklü Dede Dergâhı tarafından düzenlenen etkinlik Kültür ve Turizm Bakanlığı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığınca desteklendi. Akşehir Seyyid Mahmud Hayrani Derneğinin ev sahipliğinde yapılan etkinliğin önümüzdeki yıllarda da yapılmaya devam edeceği belirtildi. Seyyid Mahmud Hayrani Türbesi bahçesinde yapılan etkinliğe Akşehir Kaymakamı, Akşehir Belediye Başkanı, Konya İl Emniyet Müdür Vekili, Konya İl Kültür ve Turizm Müdürü ve davetliler katıldı. Etkinlikte konuşmalar, ikramlar ve deyişler vatandaşlarla buluştu. Sorular sorulara karıştı.
Eylül ayının ilk haftasında da İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisince cemevlerinin ibadetgâh statüsünde kabul edilip yardım edileceği haberi, haber bültenlerinde yerini aldı.
Soru Çok
Bu konularla ilgili sorulacak soru çok. Ancak fazla uzatmadan birkaç noktaya değinerek konuyu tamamlayalım.
Öncelikle cemevleri kültürel mekânlardır. Buraları ibadetgâh olarak belirleme yetkisini İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisine kim vermiştir. Öteki tarikat ve cemaatler için de aynı uygulama düşünülmekte midir? Düşünülüyorsa bunun sayısını saptayabilmek mümkün müdür? Bunu kim yapacaktır? Bir takım tarikat ve camaatleri haklı haksız töhmet altında bırakan açıklamalar yapılırken, birilerinin yolunun açılmasının hikmeti var mıdır? Varsa nedir? Hz. Ali için bir cemevi, Hacı Bektaş-ı Veli için ikinci bir cemevi var mıdır?
Herkesin yaklaşımı kendisinedir. Ama net olan bir nokta vardır. O da şudur: Hangi mezhepten olursa olsun; Müslümanın rabbi Allah, kitabı Kur’an, peygamberi Hz. Muhammed, ibadetgâhı camidir. Çeşitli kültürel mekânlar varsa, o, orayı ikame edenlerin yeridir. Cemevi, kültürel bir mekân olarak etkinliklere ev sahipliği yapabilir. Ama cemevini ibadetgâh olarak lanse etmek, düz mantıkla anlaşılması olanaksız bir serüvendir.
Konuyu iki alıntı ile sonlandıralım:
Graham Fuller. “PKK’sız kürt sorununun çözümü yok. Türkiye Kürtlerle federasyonu görüşmelidir. ABD bunun hakemliğini yapmalıdır. Yoksa savaş yıllarca sürer.” (Oktay Fakıoğlu, Tarihe Takılanlar, İstanbul-2010, s.135)
ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Erick Edelman: “21. yüzyılda ABD’nin en önemli stratejisi İslam’da reform olacaktır.” (Oktay Fakıoğlu, Tarihe Takılanlar, İstanbul-2010, 152)
Çok laf deliye söylenirmiş. Aklını başına alanlara selam olsun.