Okullar açıldı, öğrenciler yeni bir heyecan ve umut içerisinde, eğitim-öğretime başlıyor… Milletimizin istikbali olan çocuklarımızı, yarınlara en iyi şekilde hazırlamanın sorumluluğu ve heyecanı içerisindeyiz.2025-2026 eğitim ve öğretim yılı vatanımıza, milletimize ve nesillerimize hayırlı olması dileğiyle, başarı ve huzurla, hoş gelsin, safalar getirsin…
Eğitim, her toplumun kültürel birikimini nesilden nesile aktarmada en önemli araçlardan biri olup, toplumların belleğini oluşturur. Eğitim sistemimizde bir dizi öngörülen yenilikler yanında, sistemin bütününü ilgilendiren temel sorunlarla da karşı karşıya kalındığı görülmektedir. Bir ülkenin en büyük umudu ve beklentisi, yetiştirdiği gençleridir. Ama biz, yıllardır bu umudu yeşertmekte zorlanıyoruz…
Ekonomik koşulların, milli ve manevi sorumlulukların, Türkiye’deki eğitimi şekillendiren sosyal, kültürel ve ekonomik sorunların gittikçe ağırlaştığı dönemde, herkes için zor bir eğitim- öğretim dönemi bizleri bekliyor. Velilerimizin sırtındaki ağır ekonomik yük, eğitim neferi öğretmenlerimizin, emeklerinin karşılığı olan saygınlık ve itibarın aşınması ve çocuklarımızın ruh dünyasını daraltan sınav odaklı anlayış, milli eğitim davamızın önündeki en büyük engeller olarak durmaktadır…
Sağlam nesiller yetiştirmek istiyorsak, yıllarımızı heba etmeden doğru teşhisle plan, program yaparak işe başlamalıyız. Birkaç yılda bir eğitim sistemini değiştirmek, yıllardır yap-boz tahtasına, kırk yamalı bohçaya çevirmek, ülkeye ve nesillerimize zarar veriyor. Kurtuluşu değişimde aramak yerine, şekilciliği ve taklitçiliği bir tarafa bırakarak, kendi özbeöz yerli kültürümüzle, çağın gelişimlerini sentezleyen bir sistem ortaya koymalıyız. Kısa ve uzun vadeli programlar yaparak, geleceğin muhteşem aydınlık medeniyet öncüsü Türkiye’sini oluşturmalıyız.
Eğitim; bilgi transferinden ibaret olmayan ahlakı, karakteri, milli kimlik şuurunu ve üretkenliği merkezine alan bir çerçevede olmalıdır. Genç dimağları sınavlarla değil, yaşamla ve değerlerimizle buluşturan bir anlayışın inşasını oluşturmalıdır… Eğitim-öğretimde, değerler sistemine dayalı birlik ilkesi olmalı, kendi kültürüne ters düşmemelidir. Yani tüm devlet örgütü içerisindeki kurumlar, aynı amaca yönelmelidir. Eğitim üzerinde söz sahibi olan tüm kurum ve kuruluşların, paydaşların aynı hedef ve gaye etrafında birleşmesi gerekir. Okuluyla, ailesi, çevresi, medyası, sinema, sanat ve tiyatrosuyla kendi kültürünün hizmetinde olmalı ki, kültürüyle zıddiyet değil, ayniyet arz etsin.
Bir milletin, ülkenin geleceğini inşa edecek olan nesillerdir. Bunlara yön veren de eğitimdir. Şu bir gerçektir ki, bir devlet adıyla anılan eğitimini milli yapar, tarihine, kültürüne, değerlerine bağlı öğretmenlerini iyi yetiştirirse, onların rol alacağı eğitim sistemi de gelecek nesiller de ona göre şekil alacaktır.
Ülkemizde eğitim, sorunlu olmaktan, sorun üretmekten kurtarılmalıdır. Ne eğitimi veren ne de alan mutsuz değil, mutlu olmalıdır. Eğitim politikaları konusunda iktidarın ve eğitimden sorumlu kurumların, görevlerini yerine getiremediklerini söylemeliyiz. Çocuklarımızı okullara emanet ederken beklenen; onlara başta eğitim, bilgi, beceri, ahlak, vizyon kazandırmak…Karşılığında; sadece iyi insan olmalarını, ülkelerine, ailelerine ve kendilerine faydalı, hayata hazır bireyler olarak yetişmelerini bekliyoruz…
Eğitim, beşikten mezara kadardır.
Çocuklar ve gençleri, yaşadıkları dönemin şartlarına uygun bir donanımla hazırlayarak, gelişmelere açık, değişime ayak uyduracak bir tarzda, eğiterek yetiştirmeliyiz. Hz. Ali “Çocuklarınızı kendi çağınıza göre değil onların yaşadıkları veya yaşayacakları çağa göre yetiştirin.” diyor. Çocuklarımızı bugünden geleceğe hazırlarken onlara milli ruh, inanç, ahlak, sevgi, saygı, barış, uzlaşma ve hoş gürü kültürünün gerekli olduğu bilinmelidir!
Toplum yapısını oluşturan eğitim ve öğretimin ortaya konmasında, sadece eğitimi alan değil, veren tarafın da değerlendirilmesi gerekir… Öğretmenin değer kazanması, öğrencinin değer kazanması ve ülkenin kazanması için, kültürümüze, değerlerimize uygun olarak bir sistem ortaya konmalıdır. Çünkü eğitim; millete ve istikbale yapılan en değerli yatırımdır, ülkenin geleceğidir!
Eğitim; çocuklarımıza bilgi aktarımından, başarılı veya başarısızlığından evvel, onları hayata hazırlayan; ahlaklı, kişilikli, dürüst ve karakterli bireyler yetiştiren; milli kimlik şuurunu, değerler sistemini ve üretkenliği merkeze alan bir yapıda olmalıdır… Genç dimağları sınavlarla değil, yaşamla ve değerlerimizle buluşturan bir anlayışın inşası önemsenmelidir!.. Önemli olan çocuklarımızın, insani, millî, manevi, ahlaki değerlere bağlı saygın, girişimci, sorumluluk üstlenen bir ruha sahip olarak yetiştirilmesidir.
Çocuklarımızın yetişmesinde her çevrenin ayrı bir sorumluluğu vardır. Başta aile, okul, kurumlar ve yöneticiler çocuklarımıza insan, vatan sevgisi, inanç, ahlak, dürüstlük aşılamalıdır ki, çocuklar da onların gereğini göstersinler… Eğitimdeki problemleri halletmeye sistemden başlayarak başa doğru gidilmelidir. Eğitim sistemimiz, halen yabancıların etkisi altındadır. Eğitimi geliştirme dairesi, yabancılardan arındırılmalı kopyacı, ipotekçi değil yerli ve milli müfredatlar belirlenmelidir.
Eğitim Yabancılaşmaktan Uzak, Kültürel Zenginliğimizden Faydalanmalıdır.
Yap-boz tahtasına dönüştürülen eğitim sistemini, öğrenci için hayat memat meselesi haline gelen ve başarıyı bir kereye mahkûm eden “sınavlardan” kurtarmalı. Öyle bir sistem olmalı ki; LGS, OKS, SBS, YGS, LYS türü sınavlara gerek kalmamalı. Öğrenci ve velinin daha güzel hizmet alabilmek için, özel okul ve dershane arayışı söz konusu olmadan, eğitimde kalite artırılmalı ve fırsat eşitliği sağlanmalıdır…
Eğitim kurumlarını ve öğrencileri teknolojik imkanlara kavuşturmak; eğitim kurumlarının fiziki altyapısını modern hale getirme hususunda, azımsanmayacak kadar çalışmalar yapılıyor, ama özünden, kültüründen, çağdaşlıktan uzaklaşmadan…
Müfredat ve zihniyetlerde değişik yapılmadan, 12 yıl mecburi eğitim, bu millete yapılabilecek haksızlıklardan biridir. Sistemde büyük bir terslik var: Milli Eğitim Temel Kanununda Genel ve Özel Amaçlar incelendiğinde birbirine ters bir sürü madde var. Bu öğrencinin yetişmesine de yansıyor.
Eğitimdeki ana sıkıntı sistemin yabancılaşması, Batı kültür ve medeniyet değerlerine göre kurulmuş olması; sistemin de buna dönüştürülmesinin öngörülmesidir.
İnsanın düşüncesini, inancını alçaltırsanız, insan alçalacaktır. İnsanın düşüncesini, inancını yüceltirseniz insan yücelecektir. Eğitim; bir kafayı bir nesli bozma değil araştıran, düşünen, inançla, geleceğe güvenle hazırlanma yarışıdır. İdealle, değerlerle donanıp, haz kabiliyetlerini geliştirme amelesidir. Milli kültürü, dini, sorumluluğu ve vatanseverliği çocuklarımıza öğretmeden; öğretmen, doktor, mühendis, sanatkâr yapmakla iş bitmez. Yetiştirme, maddi ve manevi alanda bir bütünlük içinde olmalıdır. Bu anlayıştan uzak olanlar kör ve topal olarak yetişirler.
Devletin temel bir Milli eğitim sistemi olmalı. Bu şahıslardan veya iktidardan iktidara değişmeden, üzerine koyarak devam etmeli ki başarılı olsun. Bu sistem yerli, milli kültürle donatılıp, değerler eğitimiyle verildiğinde, toplumda güzellikler kendini gösterecektir. Bilgiden ziyade, çocukların değerler çerçevesinde eğitilmesidir. Üretkenlik, el becerileri sorumluluk, kendine güven ve kabiliyetlerini geliştirici resim, müzik, spor, sanat etkinlikleriyle kişiliklerinin gelişmesi sağlanmalı, yalandan uzak samimi, sözünde duran, çalışkan, üretken, katkı koyan bireyler hazırlamalıyız.
Milli Eğitimde Yapılabilecekler!
1. Çocuk ve gençlerimizi, küçük yaşta istikbale hazırlarken, temel eğitim mecburi olarak 8 yıldan fazla olmamalı. Yoksa çocuklarımız, zaman kaybı içerisinde harcanarak zanaatkar, sanatkâr olamıyor. Bu sahalarda boşluk ve ihtiyaçla böylece telafi edilebilir. Çırak kıtlığı da çözülmüş olur.
2-Herkesin lise ve yüksek okul diplomalı; üretimden, çalışmaktan uzak, boş gezen gencini, bu dinamik kaynağını, yıllarca heba etmesi ülke için kayıptır. Temel eğitimden sonra usta-çırak ilişkisi ve Ahilik anlayışı içerisinde gençlerin meslek edinmesi, ara eleman ihtiyacının bir kısmını da karşılanmış olur. Meslek liseleri de amacına uygun vasıflı eleman yetiştirdiğinde kalifiye elaman açığı da kapanabilir.
Bu konuda, ülkemizdeki azınlık denenlere baktığımızda, çocuklarını 5 yaşından itibaren bir mesleğe yönlendirerek, ticaret erbabı, zanaatkâr veya sanatkâr yaptılar. Belli piyasada söz sahibi oldular…Buna benzer örnekler halen yaşanıyor.
- Eğitim sistemi zaman ve mekâna bağlı olmadan kişiye “meslek edinme hakkı ve çeşitliliği” sunmalı. “Spor ve sanatta etkili insan” yetiştirmeli. Ülkenin Temel eğitimden sonra okumak isteyenler, yüksek öğretimde, açıktan öğretim olduğu gibi liselerde de açıktan öğretim oluşturulursa zaman kaybı, iş kaybı, kabiliyet kaybı yaşanmaz, birçok yetişmiş elamanı da kazanma fırsatı doğar.
- Bizler, hala her çocuk üniversite okuyacak diye yıpranıyoruz. Bu herkes için şart olmamalı. Bu anlayış, insanların algılama, öğrenme ve meslek edinme kabiliyetlerine terstir. Çocukları kendi yetenek ve potansiyeline göre değerlendirip; hayata, sanayiye, ticarete erkenden yönlendirmezsek zaman içerisinde kaybederiz. Herkes yetenek, kapasite ve potansiyeline göre bir meslek seçtiğinde daha mutlu ve başarılı olacaktır.
5.Üretime yönlenmiş, sınıfa yıllarca bağlı kalmayan çocuklar, boş kalıp sorun çıkarma yerine kendine, ailesine daha verimli, üretken, ekonomik katkı sağlayan fert olarak, ailedeki iletişim ve sorumluluk bağlarını artırıp, bazı sorunları da azaltacaktır.
Boş gezen gençler, meslek edinme ve meslek liseleriyle ziraat, hayvancılık, ormancılık, doğa vb. yıllarca ihmal edilen alanlar canlanacak hayat bulacak. Bölgesel kalkınmaya da katkı sağlayacak, şehirlere göç azalacaktır.
- Kılık-kıyafet yönetmeliğinde değişikliklerin uygun olacağıdır. Öğrenciler açısından imkanlara göre, iyi giyinen var giyinemeyen var. Bir ayrımcılık oluşmaması ve aidiyet duygusu oluşturması için her okulun kendi belirleyeceği bir üniforma olmalı. Öğretmenlerin, kişilik oluşturma ve rol model olma konusunda, kültür ve örflerimize uygun, yakışan giysileri için, asgari şartların belirlenmesi gerekir.
Bunlara ilaveler yapılabilir, samimiyetle bir yerden; başta pilot il veya bölgeler seçilerek başlanmalı ve geliştirilmelidir. Bütün bunların daha kolay olmasını sağlayacak bir geçiş sistemi formülü ortaya konmalıdır.
Eğitim Yerli ve Milli Olmalıdır!
Milli ve yerli bir eğitimin bu ülkeyi ve gençleri, geleceğin umut dünyasına doğru kanatlandırır, heyecanlandırır, üretkenliği artırır. Ülkeyi, “Muhteşem Türkiye” yapar. Eğitim ve öğretimin problemlerini masaya yatırıp kamusal, parasız, bilimsel ve eşit eğitim hakkından tüm yurttaşlarımızın yararlanabilmesi mutlaka sağlanmalıdır.
İstişareler yaparak, eğitimdeki başarısızlığın çözümü için, tüm paydaşların görüşü alınarak hazırlanacak, bilimsel düşünmeye, sorgulamaya, üretmeye ve değerler sistemine dayalı bir eğitim sisteminin gerekliliği ortaya konmalıdır!
Böylece her alanında ehil, dürüst ve ihtisas sahibi yetkin insanlar yetiştirmiş oluruz.
Millete ve istikbale yapılan en değerli yatırım olan eğitim-öğretim yılına başlarken, kökleri derinlere inmiş sorunları görerek çözümler üretmek geleceğimizi kurtaracaktır.
Bu düşüncelerle; bu eğitim-öğretim yılının milletimize, eğitim camiamıza, tüm öğretmen, veli ve öğrencilerimize başarı, huzur ve umut getirmesini diliyor, eğitim şehitlerimizi rahmet ve minnetle anarken, görev başındaki tüm eğitimcilerimize, kolaylık ve başarı dileklerimi sunuyorum.