Yeniden Milli Mücadele’den #5

Batı, Osmanlı İmparatorluğu’nun kontrolünde olan Ortadoğu’da ve zenginliklerine göz dikmişti ve Osmanlı’nın yıkılması gerekiyordu. İşte bu amaçla Lawrence işe başlar…

İNGİLİZ AJAN LAWRENCE ORTADOĞU’DA NASIL ÇALIŞTI*

1917 Birinci Dünya Harbi’nin bütün şiddetiyle devam ettiği yıllarda, Türkiye’ye karşı bütün Arapları ayaklandırmaya, disiplinden mahrum olan bedevi kuvvetleri birleştirmeye, aralarındaki devamlı rekabet ve mücadeleyi durdurmaya muvaffak olan Lawrence’dır.

Ortadoğu’da devlet kurtarıcı gözüyle bakılan İngiliz Lawrence’ı, Emir Abdullah’ın ziyareti sırasında İngiltere Hükümeti Temsilcisi Wilson şöyle takdim eder:

“Arkadaşımız Lawrence ile birlikte çalışırız. Sizi görmek istememizin sebebi, Arapayaklanmasında hükümetimizin teklifini iletmektir. Yaptığınız hürriyet mücadelesinden biz gurur duymaktayız. Hükümetimiz, Arap ayaklanmasında herhangi bir dış müdahale olursa, Arap bağımsızlığının geleceğinin daha etkili olacağını düşünmektedir.”

“Türkler, insanlığın insan olmayan numuneleridir. İnsanlığın bekası, Türklerin imhasına bağlıdır” idealini şekillendirdiği ve yön verdiği Batı toplumunun kinini şahsında toplayan Lawrence, ünlü tarihçi Prof. Toynbee’nin evinde, Prof. Dr. Yusuf Kemal Tengirşenk ile sohbeti esnasında Haçlı ruhunu şöyle dile getirir:

Sizi, Türkleri mahvetmek istedim. Muvaffak olamadım. Kürdistan devleti kurmak istedim, ona da muvaffak olamadım. Fakat Arabistan’ı teşkilatlandırmayı muvaffak oldum.

Aynı görüşme sırasında Prof. Tengirşenk ile Lawrence arasında şu konuşma da geçer:Ortadoğularda “Arap Birliği” sözleri dolaşmaktadır.

Tengirşenk:Bu birlik olursa, Britanya İmparatorluğu’nun adeta belkemiği olan Kızıldeniz etrafından bir imparatorluk olacak. Buna nasıl razı oluyorsunuz?”

Lawrence:“Bir değil, bütün Arapların, hatta iki Arap kabile-sinin birleşmeyeceğine kaniyim. Onun için bu birleşme sözlerine kulak asmıyoruz.”

Bu sözlerden, Arap Birliği, hürriyet, Bbğımsızlık” gibi sloganların, Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamak için ortaya atıldığını daha iyi anlayabiliyoruz.

Eğer Osmanlılar, parçalama tak-tiklerinin zamanında farkına varabilmiş ve Müslüman Arapları İslâm’ın prensipleri etrafında toplayabilmiş olsalardı, emperyalist Batı’nın hayali gerçekleşmeyecek ve büyük imparatorluk yaşayabilecekti.

Bir İngiliz’in dediği gibi:“Şayet Türkler Afrika’daki fırkaları bir arada tutarlarsa büyük imparatorluk kurabilirler.”

Yine bir İngiliz tarihçisi:“Araplar, Albay Lawrence adlı bir Oxford mezununun teşvikleri ile Türkler aleyhinde birbirini tutan kitle hâlini almış ve millî birlik ilhamı -Tanrı’nın güya kalplerine koyduğu fikirler- ile harekete geçmişlerdi.”

Lawrence’ın, Şam şehri merkez olmak üzere hayal ettiği “Büyük Arap Krallığı”, Fransız ve İngilizlerin “manda” ihtirasları yüzünden suya düştü ve sonunda bu “Arap Krallığı” parçalanarak, Hicaz’da şurada burada, küçük küçük, hayatlarında istikrar ve güvenlik olmayan; Arap krallık, imamlık ve emirliklerine bölündü. Eğer bunlar günün birinde tekrar birleşirse, uygarlıktan nasiplerini almak için mücadeleye girişirlerse, muhakkak ki bu, Batılıların himaye ve müzahareti ile olmayacaktır” demektedir.

Dostunu Ve Düşmanını Tanımayan Milletler Yok Olur

Gerçek olan kurtuluşa erişebilmek için öğrenilmesi gerekli ilk şey, millîliğin Batılı anlamının değil, ancak yerli tarihî anlamının milletleri kurtaracağıdır. Bu noktadan, Arap dünyasının tek ve şaşmaz müttefiki ancak İslâm âlemi olabilir. Gavura kızıp orucu bozma misali, yağmurdan kaçarken doluya yakalanan Müslüman Araplar büyük bir çıkmazın içine girmişlerdir. Arap âleminin ve topyekûn İslâm âleminin en büyük zaafı düşman ve dostunu tanıma hususunda, kesin bir yanılgıya düşmeleridir. Nitekim Batı’nın açık İslâm âlemine yönelen düşmanlık hareketleri, Müslüman toplulukların uyanmasına vesile olabilmiştir.

İngilizlerin, Fransızların, Müslüman ülkelerin kutsal yerlerini işgal etmelerinin Hindistan gibi diğer ülkeler tarafından duyulması, İngilizlere karşı bu ülkede tepkiyi meydana getirmiştir. Albay Wilson bu husustaki endişesini şöyle ifade eder: “…Bize sadece malzeme, silah ve para vererek yardım edecekmişsiniz. Oysa bizim uçak, top gibi savaş malzemeleri kadar uzmanlara, bize bilgi verecek teknik elemanlara da ihtiyacımız vardır… Bu durumda Türklerle sulh yapmak zorunda kalacağız.”

Niyetleri Ortadoğu’yu parçalamak ve Osmanlı’yı imha etmek olan İngilizler, Arap yöneticilerinin taleplerini canlarına minnet sayarak, her türlü yardıma devam ederler.

Böylece İngiliz Lawrence, Arap ordusuna mensup öncü kuvvetlerin sevk ve idaresini eline alır. Osmanlı İmparatorluğu için hayati önemi olan ve Arabistan’dan geçen tek hatlı demiryolunu imha planlarını bizzat kendisi hazırlar ve tatbik eder. Bunun için Kral Abdullah hatıratında Lawrence’in hizmetini ve ihtisasını şu cümle ile takdim eder:“…Yüzbaşı Lawrence daha çok sabotaj ve istihkâm faaliyetleri için bir uzman sayılıyordu.”

Emirleri Başkalarına Dikte Ettirenler, Yok Oluşlarını Kendileri Hazırlarlar

Müslüman Araplar ve Osmanlı’nın yönetim kadrolarında vazife almış İngiliz hayranlarına emirlerin dikte ettirilmesi, gerek Osmanlı’yı gerekse Arapları bugün bilinen badirelerin içine itmiştir.

İngiliz ajanı Lawrence, Arabistan’da bulunduğu müddet içeri-sinde Arapların maddi imkânlarını ve kuvvetlerini bizzat kullanma imkânına sahip ol-muştur. Kral Abdullah, Lawrence’ın Arapları harekete geçiren ve her türlü imkânlarını kullanan profesyonel bir ajan olduğunu ifade etmekten kendini alamaz. Ve şöyle anlatır:

“Lawrence, kardeşim Faysal’ın ordusunda dilediği gibi hareket ediyor, emrindeki altın ve parayı dilediği gibi kullanıyordu. Az zamanda bazı birlikler arasında Arap ayaklanmasının manevi kuvveti ve Arapların taçsız kralı gibi karşılanmaya başlanmıştı. Öylesine tertipçi ve kundaklayıcıydı ki bir ara babamla aramı açmaya, bizi birbirimize düşürmeye çalıştı…”

İngiliz hükümetinin yapmış olduğu yardımı ise Lawrence, Seven Pillars of Wisdom adlı eserinde şöyle açıklar:“…Lawrence Mezopotamya’da İbni Suudi, Filistin’de Haşimoğullarından Hüseyin’i elde etmiştir.

Çöl savaşları İngiltere’ye on bir milyon sterline mal olmuştur. Her yıl Mekke Şerifi Hüseyin’e yüz yirmi bin sterlin tutarında ödeme yapılmıştır.”

Ortadoğu’nun esrarengiz ajanı Lawrence’ıLord Allenby ise hatıratında şöyle anlatır:“Lawrence parlak bir harp adamı, Arap ihtilalinin meşalesi, hakikî ve esrarengiz bir filozof ve bir emirdir.”

Emperyalist Batı devletlerinin Osmanlı’ya karşı kurmuş oldukları ve 7. Haçlı ordusu diye adlandırdıkları bu saldırlar sonuç vermeye başlamıştı. Bu sal-dırıyı İngiliz Albay Richard Meinertzhagen hatıralarında şöyle anlatır:“Şimdiye kadar olanla-rın en iyisi, 7. Haçlı ordusu, Hıristiyanlığın mukaddes yerinden kiracı Türkleri çıkartıyor.”

Yapılan faaliyetler meyvesini vermiş ve böylece Osmanlı İmparatorluğu paylaşılmış oluyordu. Hürriyet, müsavat ve azınlıkların bağımsızlık naralarıyla İstanbul sokaklarında yürüyenleri İngilizler şöyle alkışlar:“Herkes neşe ile hürriyeti kutluyor… Papazlar ve imamların sokaklarda nutuk söylemesi insana garip geliyor. Yeni bir mucize doğuyor. Şu gözümüzün önündeki manzaranın böyle olacağını kim tahayyül ederdi?”

Bütün bunlardan anlaşıldığı gibi Batılılar, Osmanlı sınırları içeri-sindeki gayrımüslim unsurları bir koz olarak kullanmış, onları Osmanlı’ya karşı kışkırtmış ve genişlemekte olan imparatorluğun bütünlüğünü böylece parçalamıştır.

Netice

Bütün bu belgeler göstermektedir ki, senelerce İslâm’ın prensipleri etrafında birlikte yaşayan Müslüman toplulukları ve Osmanlı yöneticilerini çıkmaz içine sürükleyen; aynı inancın ve idealin insanlarını karşı karşıya getirip binlerce Müslümanın kanının dökülmesini temin edenler İngilizler olmuştur.

Zamanımızda Ortadoğu ve benzeri ülkelerde devam eden esir milletlerin kurtuluş mücadelesi ve yürütücüleri, geçmişte düşülen hatalara bugün düşmemelidirler.

Toplumların kurtuluşunu emperyalist Batı’nın ve komünist blokun yardımlarında gören her hareketin arkasında bir düşman parmağının, bir ihanetin yattığı artık unutulmamalıdır.

Temennimiz, yüzyılımızda devam eden hadiselerin, milletlerin uyanışında ve kendi kaderlerini tayin etmesinde bir vesile olmasıdır.

 

* Yeniden Millî MücadeleDergisi,Sayı 346, 10 Eylül 1976, Sayfa 10

 

 

 

 

Related posts

BAŞYAZI: Kanserli Hücre Yasasını Kabul Edenler Derhal İstifa Etmelidir! #36

Vekil Güçler Girdabında Türkiye

Çerçevenin İçindeki Af Yasası