ABD-İran Gerilimi ve Olası Çatışma Karşısında Türkiyenin Tavrı ne Olmalı?

Türkiye’nin izleyeceği strateji: Askeri tarafsızlık, aktif diplomasi, Ulusal çıkar odaklı esnek denge ne İran’ın arkasında ne de ABD’nin ileri karakolu olmamak olmalıdır. Açıkça ifade ile Türkiye, ABD’nin İran’a müdahalesinde savaşa girmeyen ama savaşı yöneten sonuçlara hazırlıklı, soğukkanlı bir denge politikası izlemelidir.

 

ABD–İran savaşı Türkiye için kazanımı olmayan bir senaryodur.

 

 

ABD-İRAN GERİLİMİ VE OLASI ÇATIŞMA KARŞISINDA TÜRKİYE’NİN TAVRI NE OLMALI?

 

İbrahim Halil SİPAHİ 

 

ABD–İran arasındaki gerginlik, tarihsel, ideolojik, güvenlik ve jeopolitik boyutların iç içe geçtiği çok kapsamlı ilişkiler yumağıdır.

Tarihsel Arka Plan ve Güven Bunalımı

Gerginliğin yapısal temeli çoğunlukla 1953 İran’da M. Musaddık’ı deviren CİA darbesine dayandırılır. Bu durum, İran’da ABD’ye yönelik bir güvensizlik yaratmıştır. Bu güvensizlik, 1979 İran İslam Devrimi ve ardından yaşanan ABD Tahran Büyükelçiliği baskını ile kurumsallaşmış; iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler tamamen kopmuştur.

1.      İdeolojik ve Kimliksel Çatışma

İran İslam Cumhuriyeti, dış politikasını anti-emperyalist ve anti-Amerikancı bir söylem üzerine inşa etmiştir. ABD ise İran’ı: Devrimci, statükoyu bozucu, liberal uluslararası düzene meydan okuyan bir aktör olarak görmektedir. Bu durum, realist çıkar çatışmasının ötesinde, kimlik ve rejim temelli bir karşıtlık üretir.

2.      Güvenlik ve Nükleer Program Meselesi

İran’ın nükleer programı, gerginliğin en somut ve teknik boyutunu oluşturur. ABD, İran’ın nükleer silah geliştirme potansiyelini bölgesel ve küresel güvenlik tehdidi olarak görür. İran ise nükleer programını: Egemenlik hakkı, enerji güvenliği, caydırıcılık çerçevesinde savunur.

3.      Balistik Füze Programı

ABD, İran’ın orta ve uzun menzilli balistik füzeler geliştirmesini, nükleer silah taşıma kapasitesi kazanma çabası olarak görmekte ve BM Güvenlik Konseyi kararlarını ihlal ettiğini iddia etmektedir.

 

4.      Bölgesel Güç Mücadelesi (Ortadoğu Boyutu)

 ABD–İran gerginliği, büyük ölçüde dolaylı çatışmalar üzerinden bölgede de endişe verici bir boyutta günümüzde artarak sürmektedir. Irak, Suriye, Lübnan (Hizbullah),Yemen. ABD, İran’ı bu bölgelerde: Vekil aktörler aracılığıyla nüfuz kurmakla, bölgesel istikrarsızlığı körüklemekle suçlamaktadır.

5.      Müttefikler ve Uluslararası Sistem

ABD’nin: İsrail, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri ile kurduğu stratejik ittifaklar, İran tarafından kuşatma politikası olarak algılanmaktadır. İran ise Rusya ve Çin ile ilişkilerini derinleştirerek çok kutuplu sistemde denge arayışı izlemektedir. Bu durum, gerginliği ikili bir sorun olmaktan çıkarıp küresel güç rekabetinin bir parçası haline getirmektedir.

Sonuç: Yapısal ve Kalıcı Bir Gerginlik: Bütün bu etmenlere bakıldığında ABD–İran gerginliği; geçici liderlik krizlerinden değil, Tarihsel travmalar, ideolojik farklılıklar, güvenlik kaygıları ve bölgesel rekabetin birleşiminden kaynaklanan yapısal bir sorun olduğunu ortaya koyuyor. Bu nedenle kısa vadeli diplomatik açılımlar mümkün olsa da, uzun vadeli normalleşme, ancak karşılıklı tehdit algılarının tamamen ortadan kalkması, bölgesel güvenliğin yeniden tanımlanması ile mümkün görünmektedir.

ABD’nin İran’a Olası Askeri müdahalesi

“ABD neden İran’a saldırmak ister?” “Bu gerçekten ne kadar olası?” Bu uzunca tartışmaya açık bir husus. ABD yönetimi İran’a yönelik çeşitli askeri seçenekler üzerinde tartışıyor; bunlar doğrudan kara işgali yerine, hava saldırıları, hedefli vuruşlar veya stratejik baskı oluşturma gibi seçenekleri içeriyor.

Bu tür planlamaların yapılması, bunun yakın bir tarihte olacağı anlamına gelmiyor. Ancak masadaki kozları arasında olduğunu gösteriyor. Bu bağlamda Amerikan donanmasının bölgeye bir uçak gemisi grubu ve hava savunma sistemleri konuşlandırması bir gözdağı olarak gerilimi arttırsa da… Bu bağlamda hala tam teşekküllü bir çatışmanın ciddi riskler barındırdığı da bir gerçek.

Piyasalara Etkisi ve Risk Değerlendirmeleri

Bazı piyasa tabanlı tahminlere göre 2026 ortasına kadar ABD’nin İran’a doğrudan bir askeri müdahale olasılığı ulusal ekonomi uzmanları tarafından orta düzeyde değerlendiriliyor. Bunun, tamamen imkânsız olmadığı ama yakın zamanda yüksek olasılıkla beklenmediği şeklinde ifade ediliyor. Bu tahminler yatırımcı algısına dayandırılıyor ve siyasi kararlarla doğrudan eşleşmeyebileceği de ifade ediliyor; Tabi ki bunlar olasılık değil, piyasa beklentisi niteliğinde.

Diplomasi hâlâ masada: ABD yönetimi ile İran arasında temasların sürdüğü, bölgesel arabulucuların (Katar, Türkiye gibi) devrede olduğu ve Washington’un diplomasi kapısını tamamen kapatmadığı yönünde dünya basınında haberler var. Bu da doğrudan askeri çatışma riskini bir nebze azaltıyor.

İran Tepkisi Ve Bölgesel Riskler

İran liderliği, herhangi bir doğrudan saldırıya karşı şiddetli misilleme tehdidinde bulunuyor ve bunun hayata geçmesi ile bölgesel çapta bir çatışmaya dönüşmesi kaçınılmaz gözüküyor. Bu tür karşılıklı çıkışlar, gerginliğin boyutunun ciddiyetini hafife alınmamasının gerekliliğini açıkça ortaya koymaktadır.

Sonuç olarak: Olası bir askeri müdahale şu anki verilere göre, tam ölçekli kara operasyonu olasılığı düşüktür. Hava saldırısı veya sınırlı askeri vuruş gibi seçenekler daha muhtemel ama hâlâ yüksek olasılıkta beklenmiyor. Diplomatik çözüm çabaları sürüyor, bu gerilimi doğrudan savaşa dönüştürme ihtimalini bir miktar sınırlıyor. Her iki tarafta kamuoyu baskısını, enerji piyasaları ve bölgedeki ittifak dengeleri gibi faktörleri dikkate alıyor. Bu yüzden bugünkü tabloyu şöyle özetleyebiliriz: ABD’nin İran’a doğrudan askeri müdahale ihtimali mevcut ama şu anda ani ve büyük ölçekli bir savaş beklentisi nispeten düşük; taraflar arasında daha çok gerilimli bir “stratejik geri sayım” havası hâkim.

ABD’nin İran’a Askeri Müdahalesinin Türkiye’ye Etkileri

ABD’nin İran’a olası bir askeri müdahalesinin Türkiye’ye olumsuz etkileri birkaç başlıkta toplanabilir. Kısa cevap: ekonomik, güvenlik ve diplomatik riskler ciddi olur. Biraz açayım:

1-      Ekonomik Etkiler

En hızlı ve sert etki buradan gelir. Bunun için ekonomi uzmanı olmaya gerek yok. Türkiye’nin ekonomik politikası ve yapısı bu kriz ve etkiye çok müsaittir. Enerji fiyatları artar, İran’a müdahale, Hürmüz Boğazı’nı riske sokar. Türkiye–İran ticareti (enerji + sınır ticareti) zarar görür. Petrol ve doğalgaz fiyatları fırlar, Türkiye’nin enerji faturası artar, enflasyon yükselir, cari açık büyür, ticaret daralır, turizm ve yatırım güveni azalır, Bölgesel savaş algısı yabancı yatırımcı ve turist açısından risk kabul edilir.

2-      Güvenlik Riskleri

Sınır güvenliği zorlaşır, İran’ın istikrarsızlaşması, Türkiye’nin doğu sınırında güvenlik açıkları yaratır. Vekil aktörler devreye girer. İran’ın desteklediği milisler (Irak, Suriye hattı) hareketlenebilir. Bu, Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki askeri dengelerini daha karmaşık hale getirir. Terör riski artabilir, Bölgesel kaos, radikal gruplar için uygun zemin yaratır.

3-      Mülteci Meselesi

İran’dan Türkiye’ye yeni bir göç dalgası ihtimali doğar. Türkiye zaten yüksek mülteci yükü taşırken bu, sosyal ve siyasi gerilimi artırır.

4-      Diplomatik Denge Sorunu

ABD ve İran arasında kalan Türkiye’nin yanlış bir pozisyon alması çok müşkül bir duruma düşürme riskini arttıracaktır. Bir tarafta NATO üyesi ABD ile ilişkiler, diğer tarafta Komşu ülke İran’la ilişkiler. Ne  ABD’ye karşı, ne İran’dan taraf, diğer tarafta Rusya ve Çin gibi aktörlerle, hassas dengeyi kurabilmek. ABD ile gerilim ya da İran/Rusya ekseninde sorunlar yaşayabilme. Türkiye için “Tarafsız kalmak” bile ciddi diplomatik efor gerektirir.

5-      İç Politika Yansımaları

Ekonomi bozuldukça iç siyaset gerilir, Güvenlik söylemi sertleşir, Dış politika, iç politikada daha baskın hale gelir.

Sonuç olarak: ABD–İran savaşı Türkiye için kazanımı olmayan bir senaryodur. Türkiye açısından bu tür bir müdahale: Daha pahalı enerji, daha fazla güvenlik riski, daha fazla göç ve daha zor diplomasi demektir.

ABD’nin Olası İran’a Askeri Müdahalesi Karşısında Türkiye’nin Tavrı Ne Olmalıdır?

Bu tür bir senaryoda Türkiye’nin tavrı büyük olasılıkla çok yönlü, temkinli ve denge odaklı olur. Net bir “destek” ya da “karşı çıkış”tan ziyade, çıkar odaklı ve krizi yönetmeye dönük bir politika izlemek olmalıdır. Ana başlıklar halinde özetlemek gerekirse.

Bu soru Türkiye açısından yüksek riskli ama aynı zamanda stratejik manevra alanı olan bir senaryoya işaret ediyor. ABD’nin İran’a olası bir askeri müdahalesi halinde Türkiye’nin tavrı tek boyutlu değil, çok geniş kapsamlı ve seçenekler içermek zorunda. Mesele “taraf olmak” değil, krizi Türkiye’nin aleyhine derinleştirmemek üzerine kurulmalıdır…

 

Türkiye Cumhuriyeti kuruluşu itibari ile dünyada ve bölgede “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” ilkesini düstur edinmiştir. Bu ilke ile yola çıkarsak meseleyi özetle şu başlıklarda ele almak gerekir.

1.      Askeri ve Güvenlik Boyutu: “Dahil Olmadan Korunmak”

Türkiye doğrudan askeri müdahaleye asla katılmamalı. Bu hem İran’la sıcak çatışma riskini artırır hem de Türkiye’yi bölgesel hedef haline getirir. İncirlik, Erhaç ve benzeri üslerin operasyonel kullanımına sınırlama veya net siyasi koşul getirilmesi gerekir. Aksi bir tutum İran’dan gelebilecek füze/siber saldırısı, PEJAK, milis ve diğer güdümlü terör unsurlarını harekete geçirebilir. Bu da sınır güvenliği tehdidini ortaya çıkaracaktır, bu riske karşı savunma refleksi güçlendirilmelidir. Sözün özü, “Savaşın parçası değil, sınırlarının bekçisi pozisyonu almak.

2.      Diplomasi: Arabuluculuk ve Denge Siyaseti

Bu Türkiye’nin en güçlü olduğu alan, açık biçimde askeri müdahaleye karşı olduğunu vurgulamak ancak, ABD ile köprüleri yakmadan, İran’la Diplomatik kanallar kesintisiz açık tutulmalıdır. Mezhepsel veya ideolojik bir dil kullanılmamalı. Aynı anda, ABD, AB, Rusya ve Çin ile çok taraflı diplomasi yürütülmeli. Bu tavır ile Türkiye kendini “Savaşı engellemeye çalışan, sonuçlarını yönetebilecek nadir aktör.” konumuna koymalıdır. Bu rol Türkiye’nin uluslararası ağırlığını artırır.

3.      Ekonomi ve Enerji

 Bu en hayati cephedir. Zaten dar boğazı bir türlü aşamayan ekonomi yönetiminin iflası olabilir. İran’a yönelik olası yeni yaptırımlar, enerji arzını, ticaret yollarını, enflasyonu doğrudan etkiler. Bu nedenle, enerji çeşitlendirmesi hızlandırılmalı, alternatif enerji temini yeni sağlayıcılar ile anlaşmalar yapılmalıdır. İran’la ticarette uluslararası hukuka uygun ama minimum kayıp stratejisi izlenmelidir. Hürmüz Boğazı riskine karşı lojistik senaryolar önceden hazırlanmalıdır.

4.      İç Politika ve Toplumsal Denge

İran ve Türkiye’deki hassasiyetler göz önüne alınarak Mezhep eksenli söylemlerden kesinlikle kaçınılmalı. “ABD-İran savaşı” iç siyasette bir kutuplaşma aracı yapılmamalıdır. Mülteci ihtimali (İran’dan olası göç) için önleyici planlama yapılmalı. Hala etkisini yaşamakta olduğumuz Suriyeli mülteci sorunu göz önünde tutulmalıdır.

5.      Stratejik Çerçeve

Türkiye’nin izleyeceği strateji: Askeri tarafsızlık, aktif diplomasi, Ulusal çıkar odaklı esnek denge ne İran’ın arkasında ne de ABD’nin ileri karakolu olmamak olmalıdır. Açıkça ifade ile Türkiye, ABD’nin İran’a müdahalesinde savaşa girmeyen ama savaşı yöneten sonuçlara hazırlıklı, soğukkanlı bir denge politikası izlemelidir.

Özetle: Türkiye, ABD’nin İran’a müdahalesinde savaşa girmeyen ama savaşı yöneten sonuçlara hazırlıklı, soğukkanlı bir denge politikası izlemelidir.

Related posts

BAŞYAZI: Yargı sopasıyla toplumsal muhalefet yok ediliyor #34

Avrupa Birliği Ordu Kurabilecek Mi?

Siyasette Arınma: Kirlenen Siyaset Mi, İnsan Mı?