Türkiye tarihi misyonu ile, Ortadoğu ülkeleri arasında askeri, siyasi, ekonomik, kültürel alanlarda iş birliği ve birliktelikler oluşturmalıdır.
Yahya Demeli
ABD ve İran arasında başlayan gerilimin ilk gününden bu yana; bir tarafta dünyayı ateş çemberine çevirmekten ve haraç kesmekten çekinmeyen, hukuk tanımaz, demokrasi düşmanı Trump, diğer tarafta ise kendi halkına silah çeken 6 bin insanını katleden, despotik bir molla rejimi…
Avangelistlerle birlikte hareket eden bu çılgın adam, savaşları bitirme iddiasıyla gelmesine rağmen, İsrail’in Gazze’deki bebekleri, Amerikan silahlarıyla öldürdü diye övünen, Venezuela başkanı Maduro’yu derdest eden, Kanada’ya göz diken, Grönland’a el koymak için olmadık işler planlayan, şimdi de İran’a saldırı hazırlığında ve kelimenin tam anlamıyla zihinsel sağlık sorunları olan bir ABD başkanıyla karşı karşıyayız.
İran’da şu anda bir savaş yok, ama Trump yanında, İran’ın üzerine kâbus gibi çöken Molla rejiminin askerleri, pahalılığı protesto eden, özgürlükler için yürüyen sivilleri ve sokaklarda kendi insanını öldürüyor. Bunun İslamla, Cumhuriyetle ilgisi olabilir mi?
Kuşkusuz Trump’ın herhangi bir ülkeye, İran’a saldırmasını onaylamak elbette mümkün değil. O’nun hiçbir uluslararası hukuka riayet etmeden, egemenlik tanımadan, kafasına göre her önüne gelene saldırması bir insanlık suçu değil midir? Filistinlilere İsrail’in yaptıklarını desteklemesi ve İsrail’in yaptığı vahşete ortak olması karşısında, neden insanlık onuru taşıyan milletler ayağa kalkamaz?Maalesef, İslam ülkelerinin yeni tiranları özgürlüklerden, hukuktan çok korkar mı olmuşlar?!.. İdare etmeye değil de idare edilmeye, buyruk almaya amade olmuşlar…Bunun yanında, İran’daki Molla despotizmini de görmemezlikten gelemeyiz.
Gazze’de yetmiş binden fazla insan katledilirken katledenlere karşı kimsenin gıkı çıkmıyor! Irak’ta, Libya’da, Suriye’de, Yemen’de yüzbinlerce insan öldürüldü. ABD şimdi İran yönetimine katil diyor, bu molla katil de sen ondan yüzlerce misli katil değil misin?!.. Önce, İsrail’in yetmiş yıldır yaptığı katliama bak,kendi yaptıklarına bak, sizlere zalim demezler mi?.. Ortadoğu’da tüm planlar, bilinmesi gereken esas mesele, İbrahim anlaşmalarıyla İsrail’in güvenliğinin sağlanması, bölgeye olan hakimiyeti ve BOP projesidir, her şey bunun için yapılıyor!..
Bana ne İran’dan diyebilir miyiz?
ABD’nin çılgın başkanı Trumpın, yanı başımızdaki komşumuz İran’la yeni bir savaş çılgınlığına girişmesi, elbette çok tehlikeli ve ülkemizi de ilgilendiren can sıkıcı bir durum. Zira, İran hem komşumuz hem de tarihsel, kültürel ve dini anlamda derin bağlarımız olan bir ülke.İran, 1925 yılına kadar Selçuklu, Safevi, Kaçar, Afşar, Kızılbaş, Türkmen ve Azeri hanedanları tarafından yönetilmiştir. 1925’de Rıza Pehlevi darbesi ile yönetim Farisilerin eline geçmiştir. (Kaynak Vikipedi)
Siyonistlere göre,İran’dan sonra fethedilecek ülke ‘Edomdur’ diyorlar. Edom da Anadolu topraklarıdır. Türkiye, muharref Tevrat’ın telkinlerine göre arz-ı mevut toprakları içerisinde olduğundan İsrail’in hedefindedir.Bunu İsrail’in başkanı da söylüyor.Türkiye, ABD ve İsrail tarafından kuşatılmaya çalışılıyor, ama büyük Türk milletinin yerli vemilli potansiyeli buna engel olacaktır!..
İran’ın geleceği, birçok içsel ve dışsal faktör tarafından şekillenir. Bu faktörler arasında ekonomik durumu, siyasi istikrar, uluslararası ilişkileri ve sosyal değişimler yer almaktadır.Ekonomik durumbakımından İran, zengin doğal kaynaklara sahip olmasına rağmen, ABD yaptırımları ve yönetim sorunları nedeniyle ekonomik zorluklarla karşı karşıyadır.Siyasi İstikrar açısından, iç politikada huzursuzluk ve halk hareketleri, gelecekteki yönelimi etkileyebilir. Hükümetin reformları kabul etmesi veya halkın taleplerine cevap vermesi, ülkenin siyasi kararlılığında önemli rol oynayacaktır.
İran, rejim ihraç etmek için ülkemizdeki bazı terör örgütlerini kurdu ve destekledi. Bizlerin İran halkı ile değil, ama İran rejimi ile problemlerimiz olsa da bölgesel barış ve komşuluğumuz açısından İran’ın egemenliğine sahip çıkmalıyız. Bütün bunların sonucunda İran halkı masum, fakat faturayı ne yazık ki halk ödüyor…
Uluslararası alanda dostluk ve işbirliği hergeçen gün daha fazla aranan,sorunların çözümünde aktif çabalara daha fazla ihtiyaç duyulan dış politikayla, küresel barışa somut katkılar yapmaya çalışan Türkiye’nin çalışmaları önemlidir.Türkiye her zaman mazlum ve mağdurların yanında olmuştur. Milletler, Türkiye’ye tarihi misyonuyla güvenmektedir. Siyonist ittifak; NATO, Birleşmiş Milletler, tüm operasyonları Türkiye üzerinden yapmaya çalıştı. Müttefikiz, barış getireceğiz dediler, milyonlarca insan katledildi, vatanlarından, canlarından, namuslarından oldular. Siyonist ve Siyonizm’e hizmet edenlerin dostu da müttefiki de olmaz…
Dikkat edilmesi gereken konu ne Tramp ne İran ne de Maduro meselesidir.Hedef İsrail’inOrta doğuda korunması ve hakimiyet meselesidir.!Siyonistlerle ittifak yapan Trumpın, hiçbir kararı dinlemeden,uluslararası hukuka aykırı ve savaş ilanı sayılan, her istediğimi yaparım, güç bende demesi, dünya barışı ve egemenliğini yok saymasıdır!
Türkiye tarihi misyonu ile, Ortadoğu ülkeleri arasında askeri, siyasi, ekonomik, kültürel alanlarda iş birliği ve birliktelikler oluşturmalıdır. Türkiye bölgede oyun dışına itilemez. Oyun kurucu, denge unsuru, barış temsilcisi, güven veren, güçlü ülke olmak zorundadır. Bunun için iç barışı kuvvetlendirip, bölgesel etkinliğini her yönüyle göstermelidir. Ortadoğu’nun barışı, huzuru, güçlü Türkiye ile olacağı bilinmelidir.
Türkiye ve İran ilişkileri; bölgesel iş birliği, ticaret, güvenlik ve kültürel bağlar gibi birçok alanda önemli bir rol oynamaktadır. İran’la, ülkemiz arasındaki ilişkiler,bölgesel stratejik hedefler, komşuluk ilişkileri içerisinde iki ülke menfaatine uygun yürütülmelidir. Ülkelerin kültürel, tarihi ortak noktaları vardır. İran’ın üçte biri Türk nüfusuna sahiptir. Bu özelliklerin korunup, halklar arasındaki dostluk artırılmalıdır.Ticaret hacminin de arttırılması, enerji kaynakları ve diğer ekonomik potansiyellerin birlikte değerlendirilmesi ülkelerin yararına olacaktır.
Türkiye, BOP Projesinin parçası olamaz!
ABD’nin “Büyük Ortadoğu Projesi”,sözde demokrasi ve istikrarı teşvik etme, söylemlerini ve projelerini, bölge ülkeleri, kendi ulusal güvenliklerine bir tehdit olarak görmelidirler. Bu proje, tamamen İsrail’in yayılma projeleri ve ABD’nin ülkelerin yeraltı kaynaklarına çökme, İsrail’in su kaynaklarını ve petrol kaynaklarını kontrol altına alma projeleridir.
İran ve Türkiye’nin geleceği, çeşitli dinamiklerin etkileşimine bağlı olarak şekillenecektir. Türkiye, bölgesel güvenlik açısından paktlar, anlaşmalar yapmalıdır. İki ülkenin de kendi ulusal çıkarları ve iç politikalarındaki farklılıklara saygı gösterilmesi ve uzlaşma yollarının aranması önemlidir. Bu yaklaşımlar, Türkiye ve İran arasındaki ilişkilerin yönetimi ve geliştirilmesi açısından olumlu bir zemin hazırlayabilir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün, İran politikasına baktığımızda, daha çok Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası konumunu güçlendirmek ve bölgedeki istikrarı sağlamak amacıyla şekillenmiştir. Atatürk, Türkiye ile İran arasındaki dostluk anlaşmasına önem verdiği ve iki ülke arasında olduğu gibi diğer devletlerle de iş birliği ve dayanışma içerisinde barışçıl, dostane ilişkilerin teşvik edilmesine yönelik adımlar içine girilmesi gerektiğini savunmuştur. Bu konuda 8 Temmuz 1937 de Türkiye-İran-Irak ve Afganistan arasındaki Sadabat Paktını kurdu. Türkiye’nin bağımsız ve güçlü bir devlet olarak yerini sağlamlaştırması hedeflendi.
Bu bağlamda, Atatürk’ün politikaları, milli egemenliğin ön planda tutulduğu bir anlayışa dayanmaktaydı. Dolayısıyla hem Türkiye’nin hem de İran’ın bağımsızlık mücadelesi, Atatürk’ün dış politikası açısından önemli bir yer tuttu. Komşuluk ilişkileri ve bölgesel meselelerde iş birliği yapılması, ulusal çıkarları gözeten bir dış politika anlayışıyla şekillendirilmiş, ortak güvenlik çıkarlarını da güçlendirmiştir…
Gelecek ilişkilerin nasıl şekilleneceği, tarafların birbirlerine yaklaşımı, müzakerelerin başarı durumu ve bölgesel dinamikler gibi birçok faktöre bağlı. Türkiye rol model ve barış medeniyetinin varisi olarak, oyun kurucu olmak zorundadır. Tam bağımsızlık, barışçıl tutum, akılcı ve ilkeli yerli ve milli siyasetin uygulanması, denge politikalarında önemli yeri olacaktır. Türkiye, bölgesel güç etkisini göstermeli, tarihi görevlerine sahip çıkmalıdır. Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. O satıhta Misak-ı milli topraklarıdır!