Açılım süreçleri, barış değil teslimiyet getiriyor. Her defasında kazanan terör örgütü olurken, kaybeden ise maalesef milletimiz olmuştur.
Beşinci kez sahnelenen aynı oyun: Açılım süreçleri, barış değil teslimiyet getiriyor. Her defasında kazanan terör örgütü olurken, kaybeden ise maalesef milletimiz olmuştur.
Ahmet KARA
Slogan olarak kimsenin karşı çıkamayacağı ama içeriği öğrenildiğinde aklı başında olan kimsenin kabul edemeyeceği yeni bir sürecin içindeyiz. “Yeni bir süreç” diyoruz; çünkü bu açılım, çözüm ve barış adı verilen girişimler beşinci kez (2007-2009, 2010-2011, 2012, 2013-2015, 2025) tekrarlanıyor. Beşinci kez sahnelenen aynı oyun: Açılım süreçleri, barış değil teslimiyet getiriyor. Her defasında kazanan terör örgütü olurken, kaybeden ise maalesef milletimiz olmuştur.
Meclis’te kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” sürecin takipçisi ve yol haritasının belirleyicisi olarak karşımıza çıkıyor. Ancak alınan kararlar milletten gizleniyor, açıklanmasına on yıl yasak getiriliyor. Kararlar ve pazarlıklar halktan saklanırken, terör örgütü temsilcileri ve onların yurt dışı bağlantıları gelişmelerin tamamından bilgi sahibi oluyor.
Sürecin gizlenmesinin temel sebebi, toplum desteğini kaybetme endişesidir. Oysa sonuç ortadadır: terör yandaşları elde ettikleri kazanımlarla örgüte daha fazla destek sağlamakta, milleti ise belirsizliğe sürüklemektedir. Nitekim örgüt, 1984’te başlattığı terör eylemlerinin yıldönümünü “Başkan Apo’nun ve büyük direniş tarihimizin zaferi” olarak kutlamış; bölgede havai fişekler patlatılmış, Türk askerine kurşun sıktıkları gün bayram ilan edilmiştir. Bu ihanet karşısında sessiz kalınması, adli bir işlem yapılmaması kabul edilemez.
Herkes biliyor ki PKK kendi başına ne karar verebilir ne de harekete geçebilir. Yaşananlar, bir bakıma kedinin farelerle helalleşme hikâyesine benziyor. Kedi bir gün farelere, “Ben hacca gidiyorum, gelin helalleşelim” der. Bu teklif farelerde sevinç yaratır. İçlerinden biri, daha önce kuyruğunu kediye kaptırmış güdük fare, bunun bir oyun olduğunu anlatmaya çalışsa da kimseyi inandıramaz. Fareler topluca odaya girince kedi içeri dalar ve “Un çuvalını kim deldi?” diye hesap sorar. Sonuç malum: farelerin sonu kedinin midesidir. Kedi ile farenin helalleşmesi mümkün mü? Açılım süreçleri, milletin değil terörün bayramı oluyor.
Kedi fıtratı gereği fareyi yemek zorundadır. Terör örgütü de, kendisini kullanan emperyalist güçlerin emelleri gerçekleşinceye kadar silahı bırakmayacak; zaman zaman stratejik sebeplerle “barış” süreçlerini bir araç olarak kullanacaktır. Bu oyunu görmek ve milletimizin geleceğine kurulan tuzaklara karşı milli bir politika belirlemek artık ertelenemez bir zorunluluktur. Emperyalizmin piyonu terör örgütüyle masa başında değil, milletin iradesiyle hesaplaşılır.
Terörün uluslararası bağlantıları kesilmeden, içeride alınacak tedbirler tek başına yeterli olmayacaktır. Kısa vadeli “barış” görüntüleri, uzun vadeli kayıpların habercisidir.