Gazze’de aylardır süren İsrail’in soy kırımına, varlığı ile yokluğu tartışmalı İslam Dünyasının(!) İsrail’in Doha’ya saldırmasına kadar kayıtsız kalışı ve sadece stratejik bir gecikme değil, aynı zamanda bu dünyanın vicdani çöküşünün de göstergesidir.
Körfez ülkeleri, trilyonluk yer altı zenginliklerini ve mevcut servetlerinin önemli bir kısmını İsrail’in koşulsuz destekçisi ABD ve İngiltere gibi Batılı ülkelerin bankalarında, fonlarında ya da yatırım araçlarında değerlendirmektedirler.
80 tekneden oluşan Sumud(1) Filosu Gazze’ye doğru yelken açarken, gözler Doha’da toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı’na çevriliyor. O anlarda, yüzlerce kilometre uzakta, Gazze’nin özgürlük mücadelesini izlerken içimden bir soru geçiyor:
Aylardır bombalanarak yerle yeksan edilen Filistin/Gazze’de yaşanan bu kadar acıdan sonra ve de İsrail Maliye Bakanı Smotrich’in; “ABD ile paylaşmak için Gazze’de zengin emlak ganimeti var.” demecini duyduktan sonra, İslam dünyasının vicdanı nerede?
7 Ekim 2023’ten bu yana Filistin-Gazze’de insanlık dışı saldırılar uluslararası hukukun ve insan onurunun açıkça ayaklar altına alındığı bir süreç yaşanıyor. Bu durum, yalnızca bir savaşın değil, aynı zamanda insanlığın Gazze’deki imtihanında vicdanının da çöküşünü gösteriyor.
Filistin-Gazze’de sivil halkın sistematik olarak hedef alındığı, uluslararası hukukun hiçe sayıldığı bu katliam karşısında, ABD ve batılı ülkelerin İsrail’e koşulsuz destek vermesi, başta BM olmak üzere insan hakları savunucusu Uluslararası Kurumların varlık sebebinin sorgulanmasını gerektirir.
Ancak, daha da düşündürücü olan, Filistin halkının uğradığı bu zulüm karşısında, iki milyar nüfuslu 57 İslam ülkesinin birliği olan İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Ligi gibi bu coğrafyadaki yapıların, yaşanan insanlık dramı karşısındaki sessizliği ve etkisizliğidir.
1. İİT ve Arap Ligi’nin Doha’da Toplanması:
İsrail tarafından, Katar’ın başkenti Doha’da bulunan Hamas liderlerinin hedef alınmasının ardından, İİT’nin ve Arap Ligi’nin Doha’da acilen toplantı yapması, zamanlama açısından oldukça manidardır.
Toplantıya Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’la birlikte, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Es-Sisi, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda lider katılmıştır.
Toplantı sonucu yayımlanan bildiride(2); “İsrail’in 9 Eylül’de Katar’a düzenlediği saldırı kınanarak saldırının bölgesel barış ve istikrara darbe vurduğu…” uyarısında bulunulmuştur. “Tüm devletler, İsrail’in Filistin halkına karşı eylemlerini sürdürmesini engellemek için diplomatik ve ekonomik ilişkilerini gözden geçirmesi ve İsrail’e karşı hukuki süreçleri başlatması da dahil olmak üzere mümkün olan tüm meşru ve etkili tedbirleri almaya” davet edilmiştir.
Bildiride, uluslararası topluma İsrail’e karşı yaptırım uygulanması, silah ve askeri malzeme transferlerinin durdurulması ve diplomatik-ekonomik ilişkilerin gözden geçirilmesi çağrısı yapılırken, İsrail’in BM üyeliğinin sorgulanması ve askıya alınması yönünde girişimlerin başlatılması da önerilmiştir.
Bu bağlamda, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) İsrail yetkilileri hakkında çıkardığı tutuklama emirlerinin uygulanması gerektiği de hatırlatılmıştır…
Bırakın diğer ülkeleri, bildirinin altına imza atan ülkeler olarak bu kararlar uygulamaya konulsa kesinlikle İsrail bu kadar pervasızca zulmünü devam ettiremez. Bir örnek olması bakımından daha iki ay önce Mısır İsrail ile doğal gaz konusunda 35 milyar Dolarlık bir anlaşma imzalamıştır. Bu anlaşma ile İsrail’in Leviathan sahasından Mısır’a, 2040 yılına kadar toplam 130 milyar metreküp doğalgaz gönderilecektir.
2. İİT Üye Ülkelerinin Ahlaki ve Vicdani Çöküşü:
Gazze’de aylardır süren İsrail’in soy kırımına, varlığı ile yokluğu tartışmalı İslam Dünyasının(!) İsrail’in Doha’ya saldırmasına kadar kayıtsız kalışı ve sadece stratejik bir gecikme değil, aynı zamanda bu dünyanın vicdani çöküşünün de göstergesidir.
Yıllardır süregelen İsrail-Filistin çatışmasında, Filistin halkı sürekli kan ve gözyaşı dökerken, bu örgütlerin neden etkili bir biçimde harekete geçmediği sorusu artık cevapsız bırakılmamalıdır.
Toplantılar yapılıyor, yayımlanan bildirilerde kınamalara yer veriliyor, ancak bunlar sahada ne siyasi ne ekonomik ne de diplomatik olarak bir karşılık bulmuyor. Yani Doha’da toplanan İİT ve Arap Ligi toplantısının ardından yapılan açıklamaların, İsrail için hiçbir anlamı yoktur ve yaşanan zulmü durdurmamaktadır.
İİT’nin toplantısının hemen ardından, İsrail’in Gazze’yi karadan işgal harekâtını başlatmasının anlamı açıktır. İsrail için İİT’nin ve Arap Ligi’nin varlığının caydırıcı hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur.
3. Ekonomik Güç Niçin Kullanılmıyor?
Körfez bölgesi ülkeleri Dünyanın en büyük enerji rezervlerine ve trilyonlarca dolarlık servete sahiptir. Ancak bu ülkelerin, sahip oldukları bu ekonomik varlıkları ile bölgedeki siyasi ağırlıkları ters orantılıdır.
Oysa ABD başta olmak üzere Batı ülkeleri ve bölgenin baş belası İsrail var olan ekonomik imkanlarını düşman olarak kabul ettikleri ülke ve toplumlara karşı sonuna kadar kullanmaktadırlar.
Ne yazık ki körfez ülkeleri, trilyonluk yer altı zenginliklerini ve mevcut servetlerinin önemli bir kısmını İsrail’in koşulsuz destekçisi ABD ve İngiltere gibi Batılı ülkelerin bankalarında, fonlarında ya da yatırım araçlarında değerlendirmektedirler.
Burada soru açık ve nettir. Neden bu ekonomik koz, İsrail’e destek veren başta ABD olmak üzere batılı ülkeleri caydırmak için kullanılmamaktadır?
Ve İİT’ye üye ülkeler, İspanya’nın yaptığı gibi İsrail ile ticari ilişkilerini niçin kesmemektedirler?
Bu soru ve soruların muhtemel birkaç cevabı vardır:
1) Siyasi Bağımlılık ve Koltuklarından Olma Tehditleri: Körfez ülkelerindeki bazı rejimler, iktidarlarını sürdürmek için Batı ile olan iyi ilişkilerine muhtaçtır. Bu konuda “Ortadoğu’da haritaların değişeceği ve iktidarınızı ve menfaatlerinizi korumak istiyorsanız sesinizi çıkarmayın.” diyen Netenyahu’nun tehditleri…
2) Ekonomik Çıkarlar: Bugün konforlarının kaynağı gerek yeraltı zenginliklerinin gerekse finansal sistemin çarkları içinde, Batı’daki yatırımlarının güvenliği, bu ülkelerin ekonomik çıkarları için vazgeçilmezliğini muhafaza etme düşüncesi…
3) Liderlik Eksikliği: Ortadoğu ülkelerinde, halklarının taleplerini dikkate alan, vizyoner ve cesur liderliklerin eksikliği gerçeği…
Bu cevapların anlamı açıktır. ABD ve batılı ülkelerin zenginliklerine körfez ülkeleri büyük katkıda bulunmaktadırlar. Bu ne büyük bir çelişkidir.
Yani körfezden kazandıkları serveti İsrail’in koşulsuz destekçisi ABD ve İngiltere İsrail’e silah ve mühimmat desteği vererek Filistin’de soy kırım uygulanmasına sebep olmaktadırlar…
Anadolu insanının deyimi ile bunun anlamı; “Çayın taşı ile çayın kuşunu vurmak ”tır. Acı olan ve İslam ülkelerindeki yöneticilerin vicdanlarının çürümüşlüğü tam da budur.
İsrail tarafından bombalanan okullarda, hastanelerde ve ibadethanelerde Gazze’li çocukların, kadınların ve sivil halkın soykırıma uğraması, değil İslam Dünyasında, insanlık vicdanında affedilemez.
4. Stratejik Sessizlik mi, Acizlik mi?
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına karşı başta İspanya’da Sanchez Hükümeti olmak üzere SUMUD gibi Batı’da sivil toplumda çok ciddi protesto hareketleri yükselirken, İslam dünyasında sokaklarda öfke olduğu ancak yönetimlerin pasifliği, stratejik bir tercih midir, yoksa gerçek bir acizlik mi? sorusunu sorduruyor ister istemez…
İsrail’in yürüttüğü soykırım politikası karşısında,İİT’nin bugüne kadar aldığı kararlar sembolik düzeyde kalmıştır. Oysa bu örgütün, askeri, ekonomik ve diplomatik anlamda çok daha etkili olabilecek potansiyeli vardır. Ortak bir ekonomik yaptırım mekanizması, askeri destek fonu ya da diplomatik baskı aracı oluşturulabilirdi. Ancak tüm bu yollar, “koltuklarını kaybetme korkusu” yüzünden tercih edilmemektedir.
5. Halklar ve Yöneticiler Arasındaki Uçurum:
Sokaklarda Filistin’e destek yürüyüşleri yapılırken, İslam dünyasının saraylarında derin bir sessizlik hüküm sürmektedir. Bu durum, yöneticiler ile halklar arasında ciddi bir meşruiyet krizine işaret etmektedir. Bu kriz sürdükçe, Filistin yalnız bırakılmaya devam edecek, İslam dünyası ise kendi içinden çürümeye mahkûm olacaktır.
Sonuç ve Değerlendirme
Doha’da toplanan İİT ve Arap Ligi, yukarıda özet olarak verdiğimiz sonuç bildirisinde belirtilen hususlarda samimi ise, öncelikle aşağıda altı başlık altında belirtilen faaliyetleri hemen başlatmalıdır.
· Uluslararası Hukuk Girişimleri: Soykırım suçu işleyen İsrail ve İsrail’e destek veren ülkeler soykırım suçuna iştirakten dolayı uluslararası platformlarda gündeme getirilmeli.
· Ekonomik ve Ticari Yaptırımlar: İİT’ye üye ülkeler İsrail ile ticareti sonlandırmalı ve petrol kozu da kullanılmalı.
· Güvenlik İşbirliği: ABD ve Batılı ülkelerin İsrail’e silah yardımına karşılık, İİT ülkeleri de Filistin’e askeri yardım kartını gündeme almalı…
· Kamuoyu Kampanyaları: İİT, küresel kampanyalar düzenleyerek farkındalık artırılmalı ve Filistin’e insani yardımlar genişletilmeli.
· Filistin’in Tanınması: Filistin’in bağımsız bir devlet olarak uluslararası düzeyde tanınırlığı ve temsiliyeti için lobi faaliyetleri yürütülmeli.
· Mülteci Destekleri: İİT, uzun vadede Filistin’e yönelik kalkınma projeleri geliştirmeli ve halkın yaşam standartlarını iyileştirecek sosyal yardımlarda bulunmalıdır.
Sonuç olarak, İİT’nin alacağı somut tedbirler dini söylemlerden bağımsız ve “Temel İnsan Hakları”bağlamında gündeme getirilerek batı kamuoyunun da desteği sağlanmalıdır. Böylece İsrail’in dünya kamuoyu nezdinde soykırım suçunu işlediği ilan edilerek tedbirlerin etkililiği, hem uluslararası diplomasi hem de bölgesel işbirlikleri çerçevesinde şekillendirilebilir.
Ancak bu tür faaliyetler, uluslararası hukukun ve diplomatik ilişkilerin sınırları içinde kalmak kaydıyla etkili olabilir. Aynı zamanda, İİT’nin kendi içinde bir strateji birliği oluşturması, bu tedbirlerin başarılı olabilmesi için hayati önem taşır.
İİT’ye düşen, sadece konuşmak değil, böyle somut adımlar atmaktır. Eğer vicdanlarını kaybetmedilerse, Sumud Filosunun amacını daha iyi anlamalı ve bu halkın yanında yer almalıdırlar. Çünkü Gazze’nin vicdanı, tüm İslam dünyasının ve insanlığın vicdanıdır.
İİT ve Arap Ligi gibi kurumların varlık sebebi, bu tür insani trajedilere karşı ortak bir duruş sergilemektir. Havada kalan söz değil artık, eylem zamanıdır. Ekonomik baskı, siyasi diplomasi ve duyarlı kamuoyunun iradesi ile yeni bir sayfa açılabilir.
Belki de artık şu soruyu yüksek sesle sorma zamanı gelmiştir: Eğer insanlığın öldüğü Gazze için birleşilmeyecekse, ne zaman birleşilecek?
_____________
(1)Sumud Arapça “direniş, sebat, kararlılık” demektir.
(2)https://www.aa.com.tr/tr/dunya/iit-arap-birligi-gazze-temas-grubu-toplantisi-ortak-bildirisi-yayimlandi/3536012