Aklımızı yeniden hakikatlerin yolcusu haline getirmeliyiz. Yani, aklımızı Müslüman kılacağız. Şimdi bizim sadece ellerimiz ayaklarımız Müslüman, ama aklımız Müslüman değil.” Aykut EDİBALİ
Rönesans’la kastedilen, son ve ekmel bir din olan İslâm’da yenilik ve değişim değil, hurafelerden arındırılmış, İslâm’ın özüne uygun düşünce ve inanç sisteminin günümüz şartlarında canlı tutulmasıdır.
Bilge lider Aykut Edibali; ülkemizin ve İslam ülkelerinin içinde bulundukları durumun sahip oldukları İslam inancı ile tenakuz halinde olmasından dolayı sık sık İslam rönesansından bahsetmiştir. Müslümanların inançlarını ve yaşantılarını yeniden gözden geçirerek yeniden Müslüman olmaları gerektiğini önemle vurgulamıştır.
İslam dünyasının içinde bulunduğu durum ve İslam’ı temsil eden Müslümanların hayata bakışları ve yaşayış şekillerini incelediğimiz zaman Edibali’nin bu konuda ne kadar haklı olduğu görülmektedir. Müslüman olduklarını söyleyenlerin yaşam tarzlarının dinimiz İslam ile ne kadar uyumlu olup olmadığına bakmak yeterli değil midir?
Allah Rasulü (sav): “Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların zarar görmediği kimsedir. Muhacir ise, Allah’ın yasakladığı şeylerden uzak duran kimsedir.” Bazı rivayetlerde de “elinden ve dilinden insanların salim kaldığı kimse” buyurduğu halde Müslümanların bu tanıma uyduğunu rahatlıkla söyleyebiliyor muyuz?
İslam, barış ve kardeşliği ifade etmesine rağmen ona inananlar, teslim olanlar ve kendilerini Müslüman olarak tanımlayanlar bu kardeşliği niçin sağlayamıyorlar?
İnanmayan bir kişi günümüz Müslümanlarının yaşantısına bakarak İslam’ı din olarak seçebilir mi?
“Türkiye’mizin ve bu mübarek vücudun kılcal damarları olan Ortadoğu bölgesi, bugün çok ciddi sancı içindedir. Kaç kişinin öldüğünü, kaç ailenin sürgüne mecbur bırakıldığını, kaç hanenin söndüğünü tam olarak bilmiyoruz. Ama biliyoruz ki, İslâm Dünyası’nın bu durumu bütün vicdanları sızlatıyor, üzüyor. Kanlı gözyaşları döküyoruz.” (Aykut Edibali, Bayrak,Sayı 1280)
İslam; Rabbimizin din olarak seçtiği ve elçileri vasıtasıyla insanların inanç, ibadet ve muamelat konularında riayet edecekleri hususları bildirdiği yeganedinin adıdır. Müslümanlık ise bu dini benimseyen ve bu dine uygun olarak yaşamaya çalışan insanlara verilen isimdir. Dinde bir yanlışlık olmaz ama bu dine inandığını söyleyen insanların anlayış ve yaşayışlarında sorun olabilir. Müslümanların yaptığı bir hatayı doğrudan İslam’a bağlamak, bu dine yapılacak en büyük iftira olur. O halde Müslümanların anlayış ve yaşayışlarını yeniden düzenlemek için köklü bir çalışmaya ihtiyaç vardır. Bu çalışmanın adı da İslam Rönesansıdır. Edibali’nin İslam Rönesansı değerlendirmesi şöyledir:
İSLÂM RÖNESANS’I NEDİR?
“İslam Rönesans’ından bahsediyoruz. Rönesans, Batı kökenli bir kavramdır. Yeniden diriliş anlamına gelir. İslam Dünyasının, Müslümanların; bugün, yarın ve önümüzdeki asırların kılavuzu yeniden diriliş olacaktır. Çünkü insan, her gün yeniden dirilir. Biz bugün, dünkü biz değiliz. Her gün yeniden diriliyoruz. Her gün kendimizi yeniden inşa etmek mecburiyetindeyiz.
Peygamberimiz; bir günü, bir önceki ile aynı olan ziyandadır, buyuruyor. Yani bir günümüz bir günümüze eş, benzer olmayacak. Bugün, düne göre daha güçlenmiş olmalıyız. İlmimiz, bilgimiz, tecrübemiz, kararlılığımız, Allah’a yakınlığımız eskiye göre daha da artmış olacak. İşte o zaman biz Peygamber Efendimizin istemiş olduğu Müslümanlar oluruz. Sadece fert olarak değil, toplum olarak da kendimizi geliştirmeliyiz. Müslüman ebu’lvakt’tir. Yani vaktin önderidir, önündedir.
Rönesans, diriliştir. Biraz daha geniş manasıyla kendi kaynaklarına dönmek ve onları yeniden yorumlamaktır. Nasıl yorumlayacaksınız? Çağın getirdiği, toplumun veya ferdin problemlerini çözmek için çaba göstereceksiniz.” (Aykut Edibali, Bayrak, Sayı 1281)
Rönesans’la kastedilen, son ve ekmel bir din olan İslâm’da yenilik ve değişim değil, hurafelerden arındırılmış, İslâm’ın özüne uygun düşünce ve inanç sisteminin günümüz şartlarında canlı tutulmasıdır.
Rönesans, kelime anlamı olarak “yeniden doğuş” demektir. Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere, tüm dünyayı etkisi altına almış tarihi bir dönemin de adıdır. Orta Çağ’dan sonra Avrupa’nın kültürden sanata, politikadan ekonomiye kadar her alanda görülen bir yenilenme dönemidir. 14. yüzyıl ile 17. yüzyılı içeren bu yenilenme dönemi de Rönesans dönemi olarak adlandırılmıştır.
Rönesans’ı anlayabilmek için Orta Çağ’a gitmek ve o çağda yaşanan olayları bilmek gerekir. O dönemde kilisenin insanların yaşam ve düşünce tarzına o kadar çok baskısı var ki insanlar bu baskıdan kurtulmak için arayışlara girmişlerdir. Bu arayış sonrası gerçekleşen Rönesans çalışmaları ile kilise etkisini kaybetmiş ve Avrupa yeni bir döneme giriş yapmıştır. Avrupa’da Rönesansın gerçekleşmesinde rol alan Müslümanların bu çalışmalara etkisini Edibali şöyle değerlendirmektedir;
Avrupa Medeniyeti Rönesansını Nasıl Gerçekleştirdi?
“Avrupa’nın bugünkü medeniyetinin iki temeli vardır. Birincisi Rönesans’tır. Kendi kaynaklarına dönüş, onları öğrenme. İkincisi de reformdur. Avrupalılar için reform, İslam medeniyetine benzemek için yaptıklarıdır.
Çünkü Müslümanlar, Batı medeniyetini, tahrif edilmiş Hıristiyanlık inancındaki tasvirler, sembollere tapınmaları, inancın tahrif edilmiş oluşu sebebiyle tenkit ediyorlardı. Bu yapılan tenkitler karşısında Avrupa putperestlikten belirli ölçüde kurtuldu. Bizans’ta uzun bir dönem put kırıcılar dönemi yaşandı. Yani İslam’ın o büyük, mübarek tesiri, bütün medeniyetlere hakikate, hakka nasıl ulaşılacağı konusunda öğretmenlik yaptı. Onun için Hunke diye bir Macar şarkiyatçısı, doğu bilimcisi bir kitap yazdı. Kitabın adı, “Hilalin Gölgesindeki Avrupa”. Avrupa Medeniyeti dediğimiz medeniyetin tüm kaynağı, Müslümanlardır, İslam’dır.
Şimdi ne haldeyiz, şimdi bunlardan bir hayli uzaktayız. Aklımızı yeniden hakikatlerin yolcusu haline getirmeliyiz. Yani, aklımızı Müslüman kılacağız. Şimdi bizim sadece ellerimiz ayaklarımız Müslüman, ama aklımız Müslüman değil. “(Aykut Edibali, Bayrak, S.1280)
Rönesans hareketi, batıda ruhban ve kilise dayatmalarına karşı gerçekleşmişti. İslâm’da batıda olduğu gibi bir ruhban sınıfı yok ama İslâm’ın yanlış anlam ve yorumlanmasından kaynaklanan, olağanüstü güçlere sahip olduklarına inanılan masum ve hatasız nice şeyhler, tarikat liderleri vardır. Liderlerinin Allah ve resulle konuştuklarına inanan müritler vardır. İslâm ile alakası olmayan bu yapı, ancak İslâm dünyasında gerçekleşecek Rönesans çalışmaları neticesinde Müslümanların öze dönmeleri ile değişebilecektir. Bunun için Kur’an’ı ve Sünneti doğru anlamak ve doğru yorumlamaktan başka çare yoktur.
Peygamber Efendimiz ve arkadaşları tarihin seyrini değiştiren medeniyetlerin temelini atmışlardır
Allah Rasulü (sav) kendisine vahiy geldiği andan itibaren verilen tebliğ ve irşat görevini tüm engellemelere, beşerî ve ekonomik tüm ambargolara, boykotlara rağmen devam ettirmiştir. İnanç ve yaşantısında hiçbir zaman taviz vermemiştir. Davasından vaz geçmesi karşılığı teklif edilen; ekonomik zenginlik ve siyasi liderlikleri ‘bir elime ayı, diğer elime de güneşi verseniz; bu davadan asla vaz geçmem’ diyerek geri çevirerek kararlılıkla davasında devam etmiştir.
Söz ve davranışları ile örnek bir hayat yaşayan Peygamber Efendimiz ve arkadaşları, cahiliye toplumunun içinde büyük bir inkılâp gerçekleştirerek tarihin seyrini değiştiren medeniyetlerin temelini atmışlardır.
Mekke’de başlayan İslami tebliğ, Medine’de devlet haline gelmiş, Mekke’nin fethi sonrası ise insanlar akın akın İslam’a girmişlerdir. Sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen ilk Müslümanlarla başlayan mücadele bu inancı benimseyenlerin fedakâr çalışmaları sonucunda kısa zaman içerisinde geniş bir coğrafi alanda kabul görmüştür.
İlk Müslümanların ekonomik ve sosyal durumlarını analiz ettiğimiz zaman; ekonomik bakımdan zayıf, sosyal statü olarak Mekke aristokratlarından uzak, Mekke’nin ileri gelenlerinden olmadıklarını görürüz. Tek güçlü oldukları nokta; imanları, Allah’a ve resulüne olan bağlılıkları idi. Bu teslimiyet ve inançtaki samimiyet, müşriklerin tüm engelleme çalışmalarını boşa çıkarmıştır. İlk Müslümanlarla günümüz Müslümanlarını kıyasladığımız zaman ekonomik yönden onlarda olmayan büyük zenginliklere sahibiz. Altmışa yakın İslam ülkesi ve bunların siyasi liderleri var. Bu ülkelerde binlerce radyo, televizyon, basın ve sosyal medya platformlarında İslam anlatılıyor. Kitaplar neşrediliyor. İlk Müslümanların bire bir yaptıkları tebliğ faaliyetleri dünyanın her tarafına aynı anda ulaştırılabiliyor. İmkân ve vasıtalarımız ilk dönem ile kıyaslanamayacak kadar fazla. Bu imkanları yeterince kullanabildiğimizi söyleyebiliyor muyuz? Müslümanların kendi aralarındaki dağınıklığı, parçalanmışlığı ve özellikle birbirlerine karşı düşmanlığını, dinimiz İslam ile uyumlu olduğunu söyleyebiliyor muyuz?
Nicelik olarak dünyanın dörtte bir nüfusuna sahip olan Müslümanlar, etkili olamıyorlarsa burada bir yanlışlık vardır. Demek ki önemli olan, nicelik değil, niteliktir. Basın-yayın ve eğitim faaliyetleri ile Müslümanlar İslam’ı öğrenmişlerdir. İman esaslarını, ibadetlerin eda ediliş tarzlarını bilmişlerdir. Bunlarla ilgili sualleri kime sorsanız cevabını alırsınız. Önemli olan bilmek değil, yaşamaktır. İblis de Allah’ın varlığını biliyordu. Rabbim diyordu ama bilgisini iman ve teslimiyet noktasında değil, isyan noktasında kullandığından bu bilgisi ona bir fayda sağlamamıştır. Bilginin teorikten pratiğe geçmesi ve hayata uygulanması gerekiyor. Vahyin ve nebevi öğretilerin özünün anlaşılması gerekiyor. İlk kaynaktan günümüze geçen zaman içerisinde kaynak arı duru bir şeklide gelmemiş, kaynak bulandırılmaya çalışılmıştır. Tevhid inancında, ibadetlerde, İslam’ın fert ve toplum hayatı ile ilgili yaşam tarzlarında meydana gelen yanlışlıkları düzeltmek, tashih etmek ve doğru bir İslam anlayışını Müslümanlara ve insanlığa takdim etmek gerekir. Bunun için İslam Rönesans’ını gerçekleştirecek çalışmalara, organizasyonlara ihtiyaç vardır. İmanımızı gözden geçirip yeniden Müslümanlığımız ile yüzleşerek yeniden Müslüman olmaya ihtiyaç vardır.
Rabbimiz iman edenleri yeniden iman etmeye çağırarak şöyle buyuruyor:
“Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse derin bir sapıklığa düşmüş olur.” (Nisâ, 4/136)
Edibali, İslam Rönesansının geçekleşmesinde Müslümanların ferdi olarak inanç anlayış ve yaşayışlarında olduğu kadar devlet yönetiminde de yeni bir anlayış ve yapılanmaya gidilmesi gerektiğinin üzerinde önemle durmuştur.