BAŞYAZI: İcazetli Politikalarla Güneydoğu Sorunu Çözülemez #15

Uyanış’ın Aziz Okuyucuları,

Yeni bir sayımızda buluşmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Hak ve millet davasının sesi olmaya devam eden dergimizinuyanışa çağıran sesinin, milletimizin tamamında karşılık bulmasını niyaz ediyoruz. Önceki sayımızdan bugüne kadar vatandaşlarımızın ekonomik kriz altındaki feryadı dinmedi. Narin kızımızın davası ve Yeni Doğan Çetesi sanıklarının yargılanmalarına başlandı. Faşist Netanyahu hükümetinin Gazze’deki soykırımı, Lübnan ve Suriye’ye saldırıları hız kesmeden devam etti. ABD seçimleri yapıldı. Trump yönetiminin getireceği politik değişikliklerin ne olacağı tartışıldı durdu. Bu ve benzeri gündemin içinde elbette ki Sayın Bahçeli’nin, terörist başı Apo’ya yaptığı çağrı, kayyum atamalarının gölgesinde kalsa da; gündemde tutmak için defalarca sözünün arkasında olduğunu yineledi.

Onların “Kürt Sorunu”, bizim ise “Milli Birlik ve Kardeşlik Yolu” dediğimiz konu, tüm bu gündemin içinde en önemli mesele olma özelliğini korumaya devam etti ve edecek. Burada bu meselenin Babanzade İsyanı ile başlayıp; PKK-PYD-YPG, PEJAK veya KYB, KDP’nin tarihsel gelişimini anlatacak değiliz. Üzerinde durmak istediğiniz konu karşı karşıya bulunduğumuz sorunun, esaslarını hatırlatmak.

Esasları hatırlamak

Bazı doğruların tekrar tekrar ifade edilmesi, o doğrunun içinin boşaltılmasına sebep olsa da, haklılığını ve doğruluğunu yitirmesine sebep olamaz. Onun için hayatımız boyunca iyi, güzel olan o doğruları tekrar etmek zorundayız. Ancak değerini, önemini koruyarak. Etnoloji ve/ya antropoloji biliminin verileri, saf ırka sahip bir topluluğun bulunmadığı gerçeğinin kabulünü gerektirmektedir. Aksini iddia eden kişi veya topluluklar hangi kavme saf olarak mensup olduğunu, tabiidir ki bilimsel verilerle ispatlamalıdır. Konunun azameti elbette ki bir makale boyutunu aşacak niteliktedir. Ancak en azından ana başlıklarla ifade etmek de zaruret.

Hemen açıkça ifade etmek gerekir ki; bütün insanların atası Hz. Âdem ile Hz. Havva’dır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de “O’dur ki sizi bir tek nefisten (candan/cevherden) yarattı, hem onun eşini de ondan (candan/cevherden) var etmiştir…” (Zümer-39/6) buyurulmaktadır.

Yine Hucurat 49/13’te “Ey insanlar! Bakın, Biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve sizi kavimler ve kabileler haline getirdik ki birbirinizi tanıyabilesiniz. Doğrusu Allahkatında sizin en üstün olanınız, en takvâlı olanınızdır. Muhakkak ki Allah, Alîm (herşeyihakkıyla bilen)dir, Habîr (herşeydenhaberdâr olan)dır.”

“İnsanlardan öylesi var ki dünya yaşayışı hakkında söylediği söz, seni şaşırtır, imrendirir, kalbindekine de Allah’ı tanık tutar. Halbuki o, düşmanların en yamanı, en inatçısıdır. O, yer yüzünde iş başına geçti mi orada fesâd çıkarmaya, ekini ve zürriyeti kökünden kurutmaya koşar. Allah fesadı sevmez.” (Bakara 3/204-205)

“Ey insanlar! Biliniz ki rabbiniz birdir, atanız da birdir. Bütün insanlar Âdem’den gelmiş, Âdem de topraktan yaratılmıştır. Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap’a, beyazın siyaha, siyahın da beyaza hiçbir üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük ancak takvâ iledir.” (Veda Hutbesi)

Yukarıda sadece bir kısmını verdiğimiz kutsal metinler, açıklamayapmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Öyle olduğu için de ilişkilerin kan, renk, ırk, dil esasına göre belirlenmediği, ilahi kaynaklı ve manevi bir ilişkiler bütünü olan (rahmetli bilge lider Aykut Edibali’nin ifadesi ile) “Manevi Bir Milliyetçilik” anlayışını kabul zarureti ortaya çıkmaktadır.

İcazetli politikalarla güneydoğu sorunu çözülemez

Öncelikle ifade etmek gerekir ki, karşılaştığımız bir sorunun adının doğru konulması ile sorunun çözümünde önemli bir yol kat edilmiş olur. Bu değil bir sonunun çözümünde, bir nesnenin ele alınmasında bile son derece temel bir kuraldır. Bir nesneyi doğru yerden tutmaz isek, yere düşer, kırılır. Onun için adının doğru konulması başlangıç noktasının doğruluğu açısından son derece önem arz etmektedir. Soruna, adına her ne denirse densin mantığı ile yaklaşılamaz. Ancak bir sorunun olduğu da ortada. En azından bir kısım vatandaşlarımızda böyle bir algı var. Bu sorunun veya algının elbette ki politik, tarihi, kültürel, sosyolojik boyutları olduğu gibi; ehliyet ve liyakat sahibi olmayan yönetimlerin etkisi ve emperyalist yönlerinin olduğu dainkâr edilemez. Ancak bu sorunun çözümünün birinci şartı öncelikle taraflarının doğru tespiti ve tüm tarafların özgür, bağımsız, samimi, ehliyet ve liyakat sahibi, muktedir olması zaruret. Bu şart, aslında olmazsa olmazları bünyesinde barındırıyor. Şundan dolayı öncelikle tarafların doğru tespiti o kadar önemli bir başlangıç noktası ki, bu baştan doğru tespit edilmezse, ondan sonraki şartlar yerine getirilse bile çözüm imkânsızhale gelir. Öyleyse baştan şu soruların doğru cevaplandırılması gerekecektir. Bu sorunu çözmek isteyen yöneticiler, doğru kişiler mi? Aynı şekilde sorunun varlığını düşünen veya böyle bir algıya sahip olan muhataplar doğru kişiler mi? Üzülerek söylemek zorundayız ki maalesef her iki tarafta da doğru kişiler bulunmuyor.

Bir ülkede iktidara gelen siyasi partiler eşit, adil ve demokratik olmayan bir seçim sistemi ile işbaşına gelmişlerse; vatandaşın reyi, iradesi iğfal edilerek, haksız ve adaletsizce, bir yığın acımasız, vahşi manipülasyonlarla, aldatmalarla, yalanlarla, şeytani siyasetle alınmış ise; hele hele bu zulmün arkasında emperyalist güç odakları varsa bunların sorunun çözümünde başarılı olması mümkün değildir. Bir de bu yöneticiler özgür, bağımsız değillerse; emanet, ehliyet ve liyakat sahibi değillerse muktedir olmaları da mümkün olamayacaktır. Bu şartlarda çözüm beklemek boşuna bir bekleyişe dönüşecektir.

Diğer taraftan sorunun varlığını iddia eden veya böyle bir algıya sahip olan kişi, kuruluş veya eli kanlı silahlı terör örgütü yöneticilerinde bahsini ettiğimiz nitelikler yoksa, ki olmadığını dünya âlem biliyor, yine bu sorunun çözümü imkansızdır. Bu sorunun varlığına inanan örgütler, emperyalist güçlerin taşeronluğunu yapıyorlarsa, varlıklarını ister demokratik görünümle yabancı dernek veya vakıflara borçlularsa veya açıkça emperyalistlerin silahlandırdığı antidemokratik terör örgütü niteliğinde iseler, sorunun bunlarla çözümü de mümkün değildir. Demek ki yöneticilerin ve muhatapların doğru tespit edilmesi kaçınılmaz bir gereklilik.

Birtakım vakaları ortaya koymadan da sorunun çözümü mümkün görünmüyor. Hemen ifade etmek gerekir ki bölgedeki vatandaşlarımızın büyük çoğunluğunun devleti ile bir sorunu bulunmamaktadır. Ne var ki ülkenin uzunca bir zamandan beri ilimle, hikmetle adaletle, hakkaniyetle yönetilmemesi sorunu var. Tıpkı Türkiye’nin genelinde olduğu gibi…Kötü yönetimler ne yazık ki vatandaşlarımızı sahipsiz, kimsesiz, yalnız bırakmışlar ve adeta sade ve samimi vatandaşlar terör örgütünün kucağına atılmıştır. Vatandaşlarımızın can ve mal güvenliği sağlanamamış, hür iradeleri ile sandığa gidecek güven ortamı bir türlü oluşturulamamıştır. Diğer yandan kötü yönetim, taşeronlar tarafından hoyratça istismar edilmiş, bir bakıma terör örgütünün söylemlerine çanak tutulmuştur. Dolayısı ile sayılan niteliklere sahip yöneticilerin muhatabı terör örgütleri veya bu örgütlere sırtını dayamış, uzantısı durumundaki yapılar olamaz. Hele hele bebek katili terörist başı Apo olamaz.

Sorunun çözümünde emperyal güçlerin kalben, ruhen, madden ve manen azad kabul etmez kölesi olanlar eliyle çözülmesi; gerçek birlik, barış ve kardeşliğin tesisi asla mümkün değildir.

Türkiye CumhuriyetiDevleti kaynağını nereden alırsa alsın ve neye dayanırsa dayansın, hangi ütopyayı temel alırsa alsın, ister dini, isterse de ırkçı ham hayaller uğruna vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğüne zarar verecek her türlü girişime,bünyesi üzerinde ameliyatlar yapılmasına izin veremez. Yine TürkiyeCumhuriyeti Devleti, sömürgecilerin etnik veya dini kökenli aparatlar kullanarak; asli unsurlarının, organlarının çalınmasına sebep olacak oyunları, tuzakları boşa çıkarmak mecburiyetindedir.

Kardeş kavgalarının sona erdirilmesi için tüm kesimlerin üzerine düşen görev ve sorumluluklarını yerine getirmesi gerekir. Aksi halde ruhunu ve kalbini satmamış bütün etnik köken veya mezhep mensupları yeni kurtuluş savaşları vermek zorunda kalacaklardır. Bu topraklarda Türk’ü ile Kürt’ü ile bir ve beraber iken dahi yoğun yok edici saldırılara maruz kalmış ve topyekûn bir Kurtuluş Savaşı vermek zorunda kalmış isek; bölünüp, parçalanmamız halinde tarihin tozlu sayfalarında yer almamız mukadder olacaktır.Şayet bu hakikati idrak edip tedbirlerimizi almaz isek Türkiye sınırları içindeki Türk, Kürt, Arap vatandaşlarımız milli benliğini, dinini ve varlığını kaybedecek, köleleşecek ve yok olacaktır. Bosna’da, Kosova’da, Türkistan’da, Gazze’de yaşadıklarımız yeterince ibret verici değil midir? Araplar Osmanlı’dan ayrılırken kendilerine ne vaatlerde bulunulmuştu değil mi? Bugün Filistin’deki soykırıma, insanlık suçuna seslerini bile çıkaramayacak haldedirler. Veya tarihi Türk boyları Uzlar, Kumanlar, Peçenekler silinip gitmişlerdir. Ayrıca böyle bir felakette Türk Dünyası, İslam Dünyası tamamen savunmasız kalacağından, bunların sonu ne olur, Allah bilir.

Onun için milletimizin asli unsurları soy, sop, etnik, bölge, kan, din, mezhep ırkçılığını şiddetle reddetmeli, mensubu oldukları ‘Millete İbrahime Hanife’ye sımsıkı sarılmalıdırlar. Bazı kesimlerin Türk ırkçılığı yaptığını iddia ederek, kendileri Kürt ırkçılığı yapmalarına itibar edilmemelidir. Biz inandık ki Hz. Peygamberin ayaklarının altına aldığı ırkçılığın her türlüsü bizim de ayaklarımızın altındadır. Tıpkı Atilla İlhan’ın Allah’ın Süngüleri isimli romanında olduğu gibi Cündullah görevini üstlenmiş, tüm kardeş topluluklarla yeni bir barış medeniyetine insanlık muhtaçtır. Yeryüzündeki kan, gözyaşı, zulmün sona ermesi bu görevin hakkıyla yerine getirilmesine bağlıdır.

Ülkenin her tarafında olduğu gibi bölgedeki vatandaşlarımız da Millet Partisi’nin ortaya koyduğu Muhteşem Türkiye hedefine susamışlar ve hasretle yolunu gözlemektedir. Değilse “bedeli her ne olursa olsun, ne pahasına olursa olsun” diyerek iktidar peşinde koşanların, aziz milletimize bedel ödetmelerine izin verilemez. Yardım alarak iktidar olanların, iktidardayken de buyruk ile iş görmeleri sonunda bu sorunların çözümüne imkan ve ihtimal bulunmamaktadır.

 

Related posts

BAŞYAZI: Kanserli Hücre Yasasını Kabul Edenler Derhal İstifa Etmelidir! #36

Vekil Güçler Girdabında Türkiye

Çerçevenin İçindeki Af Yasası