Bir Asude İklim Ramazan

Muhammed RECEPLİ

Değerli okuyucu, Kadir Mevla her şeyi ama her şeyi yerli yerince yaratmış, var etmiş ve emretmiş. Derviş ve ermiş şair bunu ne güzel terennüm etmiş:

Deme şu niçin öyle

Yerincedir o öyle

Var sonunu seyreyle

Mevla görelim neyler

Neylerse güzel eyler. (Erzurumlu İbrahim Hakkı)

Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de; “Biz her şeyi bir ölçü/kader ile yarattık” (Kamer 54/49) buyuruyor. Yağmuru dahi bir ölçüye göre yağdırmaktadır: “Gökten uygun ölçüde su indirir, onu yeryüzünde tutarız. Şüphesiz bizim onu gidermeye de gücümüz yeter” (Mü’minun 23/ı8) İşte o ölçüdür ki dünyayı ve evreni hayat ve hayatın devamı için uygun bir ortam haline getiriyor. O ölçüdür ki; bilim ve teknolojinin temelini oluşturuyor. İlahi iradenin istediği ölçüye uymak, insanlar arası ahengi sağladığı gibi, insanla diğer canlı cansız yaratıklar arasında da bir denge kuruyor.

Kadir Mevla, zaman diliminde de mekân diliminde de örnek alanlar var etmiş. Mekân olarak Hicaz dediğimiz coğrafya parçasını tevhidin ve örnek insani yaklaşımın odağı haline getirmiş. Bu coğrafi alanda Mekke ve Medine özel bir örnekliğe büründürülmüş. Buralara tevhid akidesine aykırı inanışların girmesi hoş karşılanmamış. Mekke, daha özel bir statüye kavuşturulmuş, Mescid-i Haram ve nihayet Kâbe, sırasıyla en özel konuma sahip kılınmış. Buralarda ihramlı iken kuşa, kurda, yaprağa, çiçeğe, dala, budağa zarar vermek engellenmiş, yasaklanmış. Doğal hayatın ve doğallığın korunması için örnek bir alan oluşturulmuş. Bu örnek alanın bütün bir dünya coğrafyasına ve iklimine hâkim kılınması, insanlık için hayati derecede önem arz etmektedir. Peygamberimiz Aleyhisselam’ın; “İnsanlar! Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir; her türlü tecavüzden korunmuştur” (Veda Hutbesinden) uyarısı, çok, ama gerçekten çok önemlidir.

Ancak, bu hutbe, sınırlı bir zaman ve mekân diliminde irad edilmiştir; hac mevsimi. Ramazan atmosferi, bu sınırlı çerçeveyi bütün bir dünya sathına taşımaktadır. Recep’le başlayan, Şaban’la devam eden ve en sonunda Ramazan ile zirveye çıkan bu zaman dilimi, belli bir mekân ya da coğrafi alan ile sınırlı kalmayıp, bütün bir dünyayı kapsayan çok yönlü bir deruni atmosfer oluşturmaktadır. İnsanın maddi ve manevi bünyesine en uygun din İslam olduğu gibi insan bünyesini maddi ve manevi olarak kemale erdiren din de yine İslam’dır, İslam olmuştur. İnsanın ferdi ve sosyal bünyesinde maddi ve manevi derin yaralar açan alkol bağımlılığını insan bünyesine uygun bir strateji ile kökünden söküp atan İslam imanı, insanı, alışık olmadığı ama gerekli ve lüzumlu olan alana taşımasını da yine onun ruhi ve biyolojik yapısına uygun bir strateji ile ikame etmiştir.

Üç Aylar

Günümüzde insanların ulu orta tartıştıkları Üç Aylar, asude bir ibadet ve hayat ikliminin oluşması açısından son derece kıymetlidir ve bizler için önemli kazanımları barındırmaktadır. Allah Resulünün; “Allahümme barik lena fi Racebe ve Şa’ban ve belliğna Ramazan /Allah’ım Recep ve Şaban’ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a eriştir” duası, bütün yersiz tartışmaları ortadan kaldıracak yeterliliktedir. Demek ki, Üç Aylar diye bilinen bir vakıa vardır, bunu tartışmanın hiçbir anlamı yoktur. Ayrıca Recep ve Şaban aylarında Allah Resulünün ibadetlerine daha bir yoğunluk kazandırdığı, teheccüd namazlarına ağırlık verdiği, oruçlarına ağırlık verdiği bilinmektedir. Allah Resulünün teheccüd namazlarındaki secdeleri uzatması ve Aişe validemizin Peygamberimizin hayatından endişeye kapıldığı namazların Ramazan’ın mukaddimesi olan Recep ve Şaban aylarında olduğu bilinmektedir. Yine Aişe validemizin:

-Ya Resulallah, Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını mağfiret ettiği halde bu kadar namaz kılmandaki maksat nedir? tarzındaki sorusuna Peygamberimiz Aleyhisselam’ın;

-Ya Aişe, Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı, tarzındaki cevabı bu aylarda olmuştur.

Recep ayında başlayan, Şaban ayında devam eden bir ibadet ve arınma yürüyüşü Ramazan ile zirveye ulaşmakta ve Kadir gecesi ile taçlanmaktadır. Mümin gönüller, oruç ayetinin nüzulünden beri Hicretin ikinci yılından bu yana oruç tuta gelmişlerdir. (*) İnsan bünyesine hiç zorluk vermeden tedrici bir arınma ve derinleşme adım adım ilerlemektedir. Bu, öylesine bir arınmadır ki; insan bünyesi ve ruhu kendi asli mecrasına dönmekte, büyüklerimizin ifadesi ile kuş gibi hafiflemektedir. Ramazan, İslam imanının mümin gönüllere ikram ettiği asude bir bahar iklimidir. Orada insanlar Allah’a yönelmelerinin huzurunu yaşamaktadırlar. Paylaşmanın huzurunu içlerinde hissetmektedirler. Ruhları arınmaktadır. Biyolojik bünyeleri, insana ağırlık veren fazlalıklardan arınmakta, hafiflemektedir.

Allah Resulü, Ramazan’da şeytanların zincire vurulduğundan söz etmişlerdir: “Ramazan geldiğinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar da bağlanır.” (Riyasü’s-Salihin, II, Hadis No: 225 Müslim ve Buhari’den naklen) Ramazan’ın getirdiği iklimle kendi asli mecrasına dönen insan, şeytanın oyuncağı olmaktan kurtulmakta, adeta melekleşmektedir.

Aile ve Kültür

Modern çağın zorlamaları ve kandırmaları sonucu kendi asli kültürümüzü ve medeniyetimizi ıskalamış durumdayız. Bu, bir hakikattir; korkunç bir hakikat. Bir millet ağır ağır kendi asli mecrasından uzaklaşmakta ve yabancılaşmaktadır. Bunun ne denli tehlikeli bir gidiş olduğunun farkında da değildir. Ramazan, bu konuda da bize bir uyarı fişeği göndermektedir. Bir milletin kültür kalıplarını aktardığı en uygun zeminlerden biri, ailenin bir araya geldiği sofradır. Modern hayat, bu iklimi ortadan kaldırmaktadır. Hemen herkes farklı bir dünyanın insanı haline gelmektedir. Ana baba ve çocuklar birbirlerini nerede ise görmemektedirler. Gelişler ayrı, gidişler ayrı, yemekler ayrı, ortak noktalar ayrı hale gelmiştir. İşte iftar vaktidir ki aileyi bir araya getirmekte, onları ortak bir noktada toplamaktadır.

Ulu orta tartışma konusu haline getirilen teravih namazları, mahalleyi bir araya getirmektedir. Kadınlar olsun, çocuklar olsun mahalle ve sokaklarda bir Ramazan hareketliliği görülmektedir.

Ülkenin en hareketli ve bereketli ekonomik ve sosyal faaliyetleri Ramazan’da olmaktadır. Ramazan alışverişleriyle, Bayram seyahatleri ile kocaman bir coğrafya bir baştan bir başa harmanlanmakta, kucaklaşmakta, bayramlaşmaktadır.

Zekât, fitre ve sadaka için keselerin ağzı açılmaktadır Ramazan’da. Yeterince olmasa bile, garip gureba Ramazan bereketinden nasiplenmekte, yüzlerinde tebessümler tomurcuklanmaktadır.

Ramazan paylaşmaktır; yiyecek ve içeceğimizi kardeşimizle, duamızı Yüce Yaratıcımızla.

Ramazan oruç ayıdır. Kadir Mevla, “Oruç benim içindir. Onun mükâfatını ben vereceğim” buyuruyor. (**) Oruç samimiyettir, ibadeti Allah’a has kılmaktır. Elbette her ibadet Allah içindir. Ancak oruçlunun tuttuğu orucu kendisi bilmekte ve o Allah ile onun arasındadır.

Orucu güneşin doğuşu ile başlatan ve hiçbir temeli olmayan sığ yaklaşımları tartışma konusu yapmaktan kaçınıyor, imsak tartışmalarını tamamen yersiz görüyor ve bu tip lüzumsuz yapay gündemler için Allah Resulünün tavsiyesine uyarak, “Ben oruçluyum.” demeyi tercih ediyoruz.

Temkin İbadete Verilen Önemi Gösterir

Sahurdaki imsak ile sabah namazı arasında temkinli davranmak, ibadete verilen önemi göstermesi bakımından dikkate alınmalıdır. Allah için gün boyu aç kalacak oruçlunun kısa bir süreyi önemsiz görmesi düşünülemez. Onun için temkini dikkate almak yerinde bir hareket olacaktır. Şu hadis-i şerif, bu konuda bir fikir verecektir: “Zeyd b. Sabit’ten (ra) rivayet edildiğine göre o, şöyle demiştir: Biz Resulullah Sallallahü Aleyhi Vesellem ile sahur yemeği yedik, sonra sabah namazını kıldık. –Namaz ile sahur arasında ne kadar zaman geçti, diye sordular. –Elli ayet okuyacak kadar, cevabını verdi.” (Riyasü’s Salihin. II, Hadis No:  235. Hadis Buhari ve Müslim’den naklen)

Disiplinin Temeli Sabırdır

Belli hedeflere ancak sabır ve sebatla varılır. Sabır, sebat ve gayretsiz bir temenni, kuru bir hayalden başka bir şey değildir. Sabır eğitiminin şahika örneği oruçtur. Oruçta deruni bir sabır ve dayanma iradesi vardır. Oruç, sabrın yarısıdır. Ramazan’da kazanılan sabır kazanımı, hayatın tüm alanlarına taşınmalıdır. Sabırsız insanlar, dayanaksız metaller gibidir. En beklenmedik yerde yamulurlar. O yamukluk, beraberinde başka kayıpları getirir. Gençlerimizin dijital medya karşısında savunmasız yem durumuna gelmesini önlemek için sabır ve metanet eğitim ve dayanıklılığının geliştirilmesi şarttır. Kolay başarı hevesi, kalitesiz bir sosyal bünyenin sebebidir. Bundan kurtulma gereği açıktır.

Ramazan ve Kur’an

Kur’an-ı Kerim, Ramazan ayında Kadir gecesinde inzal edilmeye başlanmıştır (Kadir 97/ı-5): “1. Biz onu (Kur’an’ı) Kadir gecesinde indirdik.

  1. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin?
  2. Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır.
  3. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar.
  4. O gece, esenlik doludur. Ta fecrin doğuşuna kadar.”

Kadir Gecesini bin aydan hayırlı kılan, onda nazil olmaya başlayan Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’an, böylesine katsayısı yüksek bir değere sahiptir ve onu yoldaş kılan, böylesine katsayısı yüksek bir değere sahip olur. Bu, ne kıymetli bir kazanımdır.

Peygamberimiz Aleyhisselam her Ramazan ayında Cebrail Aleyhisselam ile Kur’an’ı karşılıklı okumuşlar, birbirlerine arz etmişlerdir. Peygamberimizin irtihalinden önceki son arzda bu işlem iki kez yapılmıştır. Bu haliyle Ramazan bir Kur’an ayı; Kur’an’ı okuma, anlama, idrak etme, yaşama ve hayata geçirme ayı olmalıdır.

Zaman zaman Kur’an’ın yeniden yorumlanması gerektiğinden, İslam dünyasının geri kalmışlığının sebebinin bu olduğundan söz edilir. Bunun aslı yoktur. Elbette Kur’an her dem yeniden idrak edilmelidir. Ancak İslam dünyasının geri kalmasının sebebi; Kur’an’dan uzaklaşmaktır. Yeniden iman ettiğimiz ve sımsıkı sarıldığımız zaman, bizi tutacak kimse olmayacaktır. Diğer tüm tartışmalar, boş vakit kaybından başkası değildir. Kur’an’ı da Kur’an’ın öğretmeninin öğrettiği gibi öğrenip yaşadığı gibi yaşayacağız.

——————————————- 

(*) Bakara 2/183. Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.184. Sayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı). Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğüne rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.

(**) Resulullah (sav) şöyle demiştir: Aziz ve Celil olan Allah buyurdu ki: Oruç hariç, ademoğlunun her ameli kendisinindir. Oruç ise benim içindir ve onun mükâfatını ben vereceğim. Oruç, ateşe karşı bir kalkandır. Sizden biri, oruçlu olduğu halde kötü söz söylemesin, kavga etmesin. Şayet biri ona küfreder veya ona sataşırsa “Ben oruçluyum” desin. Bu canı bu tende tutan Allah’a yemin ederim ki, oruçlunun ağız kokusu Allah nezdinde, misk kokusundan daha hoştur. Onun için iki sevinç anı vardır. Birisi, iftar ettiği zaman, diğeri de orucunun sevabıyla Allah’a kavuştuğu andır. (Riyasü’s salihin, II, Hadis No: I220 Buhari ve Müslim’den naklen)

Related posts

BAŞYAZI: Yargı sopasıyla toplumsal muhalefet yok ediliyor #34

Avrupa Birliği Ordu Kurabilecek Mi?

Siyasette Arınma: Kirlenen Siyaset Mi, İnsan Mı?