Çelinmiş, Kuşatılmış ve Çalınmış Akıl, Felaketimizin Temel Sebebidir

İbadet; ahlak ve itikadın ayrılmazı olduğuna göre, ihlasla yapılması halinde, bizi insanların (kamunun) faydasına olan ‘ameli salih’ e yöneltir. Hayatın hallerine müdahil etmeyen ibadet, imandan kopmuş duygusal bir deşarjdır, alışkanlıktır.

Mustafa Demir

Ele aldığım konu, yıllarca yaptığım kitabî okumalarla, onunla örtüşmeyen toplumsal gerçekliğin ifadesidir. Aslına uygun gelişme gösteremeyen toplum, küresel emredicilerin ve özelde ‘Ilımlı İslam’ soysuzluğunun insanımızın özüne inip tahrip etmesinin siyah-beyaz bir fotoğrafı olacaktır.

Kendisi olmayanın ‘oldurulduğu’, kopuşla savrulup güdük hale gelmesi kaçınılmazdır. İman, çok boyutlu aksiyonu ve amel etmeyi gerektirir. Bu gerçek varken, imanının gereği yaşantıyı saf dışı bırakmış bir ibadetin, dini hayatı tekeline almış cingözlerle siyasî ve ticarî esnaflığa kapı aralamış durumu hüzün verici.

Her ülke için birincil zenginlik kaynağı insanıdır. Ama yetişmiş, entelektüel birikimi olan, şahsiyete ermiş, millî ve insanî bir değer haline gelen insanlarıdır değer ifade eden. Diğer kaynakların hepsi bu insan kaynağına bağlı olarak değer kazanır veya değer kaybeder. Ancak insanı sığlaştıran, hayattan koparan iğdiş mekanizmalarının olması ciddi bir felaket getirir topluma.

Hayatla değil, hayalle-muhal ile meşguliyetin hipnoz eden yapıları, insanımızı bozuyor, güçsüz, bilgisiz, iradesiz, yanlışı kadercilikle benimseten bir saplantıya mahkûm ediyor. Cehaletin felaketle taçlandığı bu veraset kurumları, din adına insanı güya Allah’a yaklaştırmanın bir tertibi olarak varlığını sürdürüyor. Cemaat ve tarikat yapılanması adı altında 1980 sonrası mensuplarını meçhul bir akıbete, zulme ve fahşaya razılığa, put üreten bir ibadet yoluna adeta mahkûm ediyor. Anlama ve sorgulamanın olmadığı, ölü yıkayıcısının elindeki bir ölü teslimiyetiyle her icraya tabi bir sürüleşme örneği olmuş durumdadır birçok bu cinsten kurumumuz. Bahis konusu edilecek sadece bunlar değildir elbet.

Milletin inancını aşağılayan aşağılık yapılar bu konunun şimdilik dışında tutalım. Bir de bu ve benzeri çoraklaşmanın, iğdiş, beyin göçüne sebep olanların, siyaset ile darbe planlayıcıların uzun boylu ilavesi de kritiğe muhtaç konulardır. Ama biz şimdi sadece mahkeme kararlarını yorumsuz olarak konu edinen “Şehvetiye Tarikatı Kitabı”, iletişim yayınları arasında çıktı. Okumaya utanılır şeylerin mahkemece azli, şikâyetlerin geri aldırılmasıyla devam ettirilen alçakça fiiller, mide bulandırır durumda.

 

Siz, Kötü Sonuçların Sebeplerini Hazırlayanları Tanıyabildiniz Mi?

Geleneğin izini güya takip etme adına, tamamen ticarette ranta, kirli siyasete oy deposu olmaya, cepçi aracıların tırtıklamalarından ve efendi edindiklerini destekleme karşılığında edindikleri bahşişlerinden nemalanan bu kapalı yapılar, insanları mistik bir kuşatmaya almış durumda. Günlük alışkanlıkları düzene koyma adına, vitrinde sergileyeceklerinin mensubiyet bağını pekiştirme, ekonomik çıkar sağlama alanını geniş tutma dışında, millete hükmeden her alanın din ile karartılması tercihlerin süslü yüzüdür. Oralara dâhil olmak, hayata müdahil olmaktan uzaktır. Bilenin koruyucu himmeti belayı defeder sanılmaktadır.

Toplumsal hayat için çıkış yolu bilmezlerin, çarede çaresizlerin, birikimi olmayanların, nefis terbiyesi adına sahte bir iç coşku ile bağımlı kılınması, din adına insan avcılığıdır. Dünya ve ahiret sabotörlüğüdür. Bunlar; avını çoğaltmak ve pazarlarda yüksek bedelle oy satmanın dışında bilinçli bir din-dünya görüşünden de beri kılmanın tuzak kurumudurlar. ‘Kolla beni, kollayayım seni’ demektir bu! Bunun içindir ki; adananların veya kabule razı olanların edinimleri; toplumsal, kültürel, siyasal, sosyal bir katkıyı, değeri ifade etmez. Çünkü olmuşu ve olanları anlamaları değil, izlemeleri, hatta görmemeleri yapılanmalarının özüdür.

Kalabalık toplulukların, kitleye rabıtayla dâhil olmuş insanların oylarını kullanırken bile, aklını tercihinde kullanmaması, demokrasi adına utanç verici bir tiyatrodur. Bu da sadece kitle partilerine sağladığı avantaj, onları mutlu etmeye yetiyor. Fikir ve irade olmanın dışındaki bu seyir, benimsenmiş bir köleliğin tesisini sağlıyor. Bu güdük, talimatla tercih üretme cambazlığı, asla hakiki kulluğa ve insan özgürlüğüne yol vermez. Kendimizi inkâr, kabiliyetimizi geliştirmeme, aile ve toplum huzurunu hiç akla getirmeme oyununa teslimiyettir. Bu toplanan ve iradesi bloke edilenler, hemşerilik derneklerinden tutun da vakıf, diğer dernek, sivil-sefil kuruluşlar ile diğer benzerleri de amir güçten kadro ve ulufe almanın maratonu içinde olurlar.

 

Fikir, Mücadele, Sabır, Şükür… Tevhid Kaynaklı Hayat İlkelerinin Takibi Olan Zikir…

Ülkemizin kurtuluşunu hala zikir halkasında görüyorsak, gösteriyorsak daha çok çekeceğimiz var demektir. Nefsin terbiyesine itirazımız yok. Nefsini terbiyesinin sadece bu yoldan olacağını iddia eden; kendini selden, felaketten, depremden, işgalden, soğuktan koruyamaz. Çünkü nefis terbiyesi; dünya kurtuluşunu, ahiret selametini kapsayan çabalarla olur. Aklı kıvamına getirmemiş ve aklı rehberiyle tanıştırmamışın nefis terbiyesi mi olur Allah aşkına?

Nefis terbiyecileri, kötülüğü emredenlere, ‘zinayı yasayla suç olmaktan çıkaranlara’, ‘eş başkanlara’ neden hiç dokunmazlar? Kötülüğü emredenin emri altında nefis terbiyesi, kuru bir iddiadır, aldatmadır, zulmü gizleyerek zalime onaydır. Kötülüğü emredenin gölgesinde, desteğinde nefis terbiyesi, ya gizlenmiş bir korkunun veya keyif veren ortaklığın adı olmuştur.

Nefse karşı en büyük silahlardan birisi, idrak ve kararlılığın, çözülmemenin sabrıdır. İradesi olmayanın miskinliği sabır olmaz. Sabır iradeye bağlı bir frendir. Savrulmamızı önler. Sabır; aksiyonu akideyle birleştirme mayası ve çözüm bekleyişidir. Sabır; yeni hamleler için, doğru ölçmek ve biçmenin hazırlığıdır.

Allah’ın (CC) emirlerinin hâkimiyetinin şahıs üzerinde kurulması; imanla, iradeyle, salih amelle ve kulluğu yaşatan ibadetle olur. Bu ibadetlerle; dinginliğin, sükûnetin, kulluk bağını anbean tazelemenin bizdeki pratiğidir. Nefsin arzularının kıvamında ve meşruiyet dâhilinde olması, helâl-haram bilincini, emre iradi teslimiyetle sorumluluğu icranın sabrını gerektirir.  Orucun sabır ibadeti olması haşa boşuna mıdır?

 

Değerli Oluşumuzu; Kendimizi Tanımamız, Amaçlı Kılmamız ve Geliştirmemiz Belirler.

Yaşadıklarımız ve yaşattıklarımız; fikrî, iktisadî, kültürel, siyasî ağırlığımızı belirler. Ülkenin güçlü olması veya zayıf olmasının altında hain bir etki, bir maya veya asalet mayasını bozma çabası vardır. Ezası bizden, toplumun kendisinden, gönül ve imkân verdiklerimizden kaynaklanan örtülü sorunlardır bunlar. Bu melül, bu zavallı, bu sefil, bu cehaletin girdabındaki inleyişimizin sebebi; devlet erkinin muvazaalı tavrının sonucudur. İnsanlarımızla ilgilenenlerin zavallılığından, ilimsizliğinden, insanımızı budayıp yanlışa bende etmelerinden kaynaklanıyor. İnsan adına yapılan bu insafsızlığın, din adına Cennetle kurtuluşa taşıdığını söyleyip bataklığa taşıyan bezirgânların, mide bulandıran iş ve ilişkileri, hukuk devletinin işletilmemesinden, ilim dışılıktan beslenen bu yapılar, diyanetin murakabesinin enselerinde olmamasından kaynaklanır. Diyanetin murakabesi de kendini ilimle ve ehliyetle teçhiz, gerçek İslam’ı gaye edindikten sonra geçerlidir.

Kamu iradesi, toplumu parselleyenlerin içlerindeki cepçileri ayıklaması, cinsel sapıklığın örtülü perdelerini parçalaması, bâtıni sapkınlıkları denetimlerle-müeyyidelerle cezalandırılması, kontrol altına alınması gerekir. Yasal düzenlemeler, icraya gücü yeten bir denetimin kudretiyle insanımız; din ve ilim zihniyetinin engeli olan bütün kötü çabaları durdurulmalı.  Aklımızla gözümüzü körleştirerek toplumsal değeri yok eden bu yapıları ur temizler gibi temizlemeliyiz.

Tövbeyi ve arınmayı, ilimle sahih kılacak bir devlet müdahalesine ihtiyaç yoksa Evrenosoğlu ve Oktar gibi şarlatanlar, şantajcı tacirlerden kurtulamayız. Bunların akasındaki din tahrip merkezleri bilinmeli ve etkileri yok edilmelidir. Dinî duygulardan faydalanarak holdingleşen, şartlandırdıklarıyla devlet tahribine çanaklık eden ve edecek ihanet şebekelerine dönüşmesini engelleyecek kararlılıkta olması şarttır. 15 Temmuz’u doğuran felaketin benzerini sessizce devam ettiren, etkin gruplara bazı bakanlıkların imkânlarını peşkeş çekme durumu, ‘Bekâ Davası’ güdenler için çok ciddi bir kaygı nedenidir. Devletin milletsiz, milletin devletsiz kalacağı bir serkeşliğin girdabında debelenme, var olmak değildir.

Aklı ve Vicdanı Islah Olmayanın Nefsi Asla Islah Olamaz.

Bunun için diyoruz ki; nefsi biraz bastırarak bazı kötülüklerden sakınanlara ve bu sathi kaçışı yeğleyenlere insanı kâmil denilemez. Aklı ıslah olmayanın, net bir aksiyon ve itikada sahip olmayanın nefsi de ıslah olamaz. Çünkü nefsin direksiyonunda imana bağlı akıl vardır. Sözde nefis terbiyesi adına yapılanlarla sadece nefisler bastırılır. Bu baskılama işi de kurgu korkudan azade kılan bir gölge oyunudur. Halden, hayattan koparıp, muhakemesiz ve murakabesiz kılar sadece.

İlahi emri, müjdeyi ve azabı idrak ediş, akılla ve imanla olur. Mesela namaz dosdoğruysa; fahşadan korur, hak sahiplerinden korkar. Namaz, zekât, oruç; Allah’ı anmadır. Boyun eğme, itaat etme emridir onlar. Bunun için “Namaz müminin miracıdır” buyurulmuştur. İbadet, şahsın üzerindeki faydası kendisine olan arınma temelli tekrarlardır. Sonucunu biz tartamayız, bilmeyiz. İbadetler, inanan herkesin birey olarak görevidir. İbadetinde samimiyse yapanın kendisi kazanmayı umar. Biz ondan bir şey kazanıp kaybetmeyiz. Bizim kazancımız; o kişinin topluma dönük hak-hizmet ve işlerde insan hakkına, yanlışın vebaline karşı göstereceği tavırdır. Hak için beyan edeceği çözümdür. İbadet; ahlak ve itikadın ayrılmazı olduğuna göre, ihlasla yapılması halinde, bizi insanların (kamunun) faydasına olan ‘ameli salih’ e yöneltir. Hayatın hallerine müdahil etmeyen ibadet, imandan kopmuş duygusal bir deşarjdır, alışkanlıktır.

Bizimle sınırlı ibadetin hedefi olan iyiliği yayma, dışımızla alakalı olan ve değer kazanan da “faydalı olmaya” hazırlıktır. Namazla, oruçla, hac ile sınırlı kılınan bir din anlayışı yanlıştır, egoistliktir, el etek çekme ile sorumluluğu inkârdır. İnsan kurtuluşuna kapalı bir sığlıktır, bütünden sapmadır.

Eksikten, günahtan kim beridir? Her yaptığının neticesini bilen, amelleri mutlak hayra dönüşmüş kim olabilir ki? Sakınan ve sakınmayı bilenler kabul ümidine daha yakındır. Sakındırmanın meşru hayatını ve edebini inşa edenlerdir bunlar!

İbadet ve dua, fiili ve kavlidir, “Yan yatıp” el açma ezberi değildir. Önce sorumluluğumuzu icra ederiz, hayırlı netice için talebimizi Allah’a arz etmemizle olur. Ekilmemiş tohum için tarlada mahsulü beklemek, abestir. Arz etmeye çalıştığım da haşa Allah, aciz olduğu için değil, bizlerin, varlığın fıtratına şart olarak belirlediği değişmez kanununu saymayıp abesle meşgul olmamızdır. Haşa Allah’ı hizmetimize çağırmak (yardımımıza değil) ibadet etmek, iman kılıklı bir şirktir. Emirleri, bildirilenleri böle böle bir parçasında yoğunlaşmak, insanın kendi eliyle hazırladığı hem dünyası hem de ahireti için bir felakettir. Bunun için kullukta kemalin, dünyada galibiyetin, işlerde başarının sırrı: “gerçekten iman etmektir” ve imanın gerektirdiği hayatı yaşamaktır. “Gerçekten iman” etmeye bizi yakın kılmayan, hayattaki sorumluluklarımızı rafa kaldırtan bu nefis terbiyesi adındaki toplum iğdişini, aslına rücu ettirecek, devletin eğitimle müdahalesine ihtiyaç vardır. Bunlar, bu zihniyette olanlar; millet ve devletin ne düşmanı ne de hasımlarıdır. İhmalimizdir, heba ettiğimiz ama mutlaka kazanmamız gereken sermayemizdir. Bırakın koca bir topluluğu heba etmeyi, bu ülkenin bir çakıl taşını heba edecek lüksü olamaz. Millî, ilmi, dini gerçeklere göre kıymetlendirilen her insan; insanlığa hayır sağlayacak bir büyüklük ve kıymete erişir.

 

“Deveyi Yardan Uçuran Bir Tutam Ottur” Derler.

Müslüman, başkasının ibadeti ve kıyafetiyle değil, kendisiyle meşgul olur. Düşüncesini iyiden yana değiştirmeye yarayanlarla, işinin ve yaptıklarının doğruluğuyla alakadar olur. İşin yanlışını muhakeme eder, mahkeme ettirir. “Yıkayan eldir”, lanetle dışlayan değildir. Yani aklı yola girmişin işi düzgün olur. Teşekkül etmiş akıl, anı değil; sonrayı, toplumsal faydayı esas alır. Davranışlar; sahih düşünce ve fikrin eseri olur. İnsanları, ülke birliği için kıymetlendirir.

Arızalı davranışın, çıkarcılığın, hukuksuzluğun dayanağı ve kirlenmiş düşünceye rehberlik eden sıhhatli bir iman olamaz. Âlimin velayetini kerih, cahil ama abid olanın velayetini, ‘Allah dostluğunu’ sahih görmenin ayartılmış bir yalan olduğunu söylemek yanlış olmaz. Dinin cahillere ve abidlere, züht örtüsüyle has kılınması, ilmi farz kılan bir dine, “Mutlak âlim olan, ilmi farz kılan Allah’ın” şanına hakarettir. Allah’ın en sevgili kullarının, veli olanın, kâmil insanın, sadece bu tekellerde olması çirkin bir ruhbanlıktır. İsevî’leşmenin sapkınlığı sayılan bir kutsiyet icad etmektir.

Cennet-cehennem bahşeden (haşa) bu yapı, ilâhlık iddialarını okus-pokusla fark ettirilmeyen, mistik bir coşkuyla kafa bulandırma oyunlarıdır. Bu nedenledir ki, millet düşmanları 1980 sonrası bu toplumsal çürük tarafımızı keşfetmiş, onunla ilgilenmiş, onları yönetmiş ve desteklemiştir. Bunlar Hampher ve Lawrence’den beri bildiklerimizdir, şaşılacak şeyler değildir. Dünya nimetini reddederler, sadece uhrevi görünürler ama dünyevî edinimlerin, çıkarların tamamına karşı da azgın kapitalistlerden daha aç ve saltanat erbabı gibi yaşarlar.

Ruhaniliği ruhbanlığa kılıf kılmanın şartları topluma benimsetilmiştir. Yasal dini kurumların dışındaki bu yapı, her türlü akademik çabayı bile kendine halat attırır. Dinin görevlilerine karşı dinin sahibi, has adamı bunlardır. Tıpkı İranlılardaki ruhbanlık gibi…Çünkü onlarda din adamı olan baş imam yanılmaz. Emri, İlahi’dir. Emirleri, beyanları (haşa) Allah adınadır. Çünkü onları imandan önce kurtaran imamdır. Dini temsil yetkisi onlarındır. Allah’ın maksudunu sadece onlar bilebilir, gayrısı değil! Kim gibi, Hristiyanlıktaki papalar ve papazlar gibi. Onlar şimdi biraz daha etkisiz, payına düşeni alıp biraz sükûta erdiler. Hıristiyanlıktaki ruhbanlık da buna zenginleşmiş bir şirkle ilave edilebilir. Yahudilikteki Allah’ın en has kavminin Yahudiler olduğu yalanı, tahrifi, hep aynı şirkin farklı sürümleridir. Bütün bunlara inanmanın, teslimiyetin yanlışlığını, sapkınlık olduğunu bilelim. Nerede ve ne hallerde olduğumuzu da bir gözden geçirelim.

Demek ki sağlıklı bir din anlayışına ihtiyacımız var. Devletin okullarıyla, Diyaneti ve bilumum gücüyle sahteleri ayıklaması için toplumun asıl derdini anlamasına, doğruya yönlendirmesine ihtiyaç vardır. Ayrıca ıslah olmayanları, diş mihraklarla çalışanları adaletin kudret eline vermesi de gerekli. Yoksa aklı, nefsi, nesli bozucu bu yapıdan çekeceğimiz var, fetodan çektiğimiz gibi…

Bir tutam dünya çıkarı, mevkii, rütbesi için tabi olduğumuz aldatılmış, amaçsız kalabalıklar, yardan uçuran bir tutam ottan (yalancı kurtuluştan) başkası değildir. Bu büyük milleti, bu nefis ve ecnebi kuklası yapılara karşı korumak; dini, ilmi ve milli görevimizdir. Demek ki insanlığa ve insanımıza İslam lâzım, ama tam İslâm! Kâfirin zulmünü destekleyen değil, durduracak, iradesini, kendi irademize tabi kılacak çaba, örneklik, inanç ve fikir gerekli.

 

İmanın Sahih, Amelin Salih Olması, ‘Allah’a Dostluğun’ Kendisi Değil Belirtileridir

Kul olmak, mümin olmak bunu gerektirir zaten. Bunun kardeşine karşı bir üstünlük sayılması, toplumu bloke edip peşine dizme gevşekliğine nedendir. Her Müslüman Allaha dosttur, emrine razıdır. Değilse imanın faydası olmaz. İnsana takvası Allah indinde değer kazandırır zaten. Bunun reklam malzemesi kılınması acayip bir hâl!

Kâfirler, müşrikler; Allah’ın emrinin düşmanıdır. Ama iman edenlerin hepsi ise kardeştir. “Allah dostu” ne demek? Allah’ın emrine uyan herkes Allah’ın kulu ve dostudur. Bilinmez mânâ âleminin bilinir bu temsilcileri olan bunlar, hiç çalışmadıkları halde Karun kadar neden zenginler? Hiçbir meslek ve sanatları olmaksızın tabi… Allah dostu; iç ve dış aksiyonu (amel ve uygulamayı) birleştirendir. Kimin amelinin makbule layık görüldüğü ise her Müslümanın meçhulüdür, Allah’ın bileceği bir akıbettir nihayet. Allah’ın bildiğini bilmek, bizi nasıl Allah dostu yapar Allah aşkına? Vitrindeki Allah dostlarında cihat yok, maişetini eliyle kazanmak da yok! Ama haşa bunlar cenneti hak ettiren imanı bahşediyorlar! İman felaketinin önündeki bu iman selameti yalanı, din adına zulümdür, felakettir. Üzerimize yağan pislikler bunların eseridir.

Cihad dinimizde önemli bir kavramdır. Cihad; hakkın ölçüleriyle hayata katkı sağlama, bireysel ve toplumsal sorunu çözen müdahalenin adıdır. Bunlarda bu da yok! Barış ve güvenlik için olmayan savaş din kılıklı bir zulümdür. İrşadın, hak ve hukukun şifa vermediğine gözdağı verme halidir. Hukuku olan bir savaş, imhayı değil, zulmü imha hedefindedir. Yani ezbercilerin bildiği gibi savaş, sadece kılıç kalkan oyunu değildir! Öyleyse sorumluluk akılla başlar. Kurtuluş için donanmayan, kurtuluşu aramayan akıl, kurtuluşa rehberlik etmeyen akıl çökmüştür. Oyalayanı kovalamak milletin mülkü olan devletin işidir, bize sadece söz düşer.

İman; Hayatı, Kâinatı, Eşyayı Doğru Anlamanın Ardından Teşekkül Eder!

Yaratılışın gayesi insanda teşekkül etmeden, sahih bir Allah inancı de teşekkül etmez. Bu inancın karşısında Lat, Menat, Uzza yok ama başka çelici putlar var. Makam, menfaat, korku, nefis, haz, konfor gibi gizlenmiş şirk bobinleriyle örtülmüş bir dış dünya, çevre var. Yani medet umulan yeni, farklı putlar var. Hadid Suresi “Katımdan indirdiğim iki değer: demiri ve adaleti” ferman buyurur. Demirin ve adaletin ilmihali farklı. Maddenin ilmihali ilimdir, tekniktir! Bizim yüz çevirdiğimiz ilim yani…

Dinin kaynaklarıyla oluşan inanç ve sistemin adı, İslam’dır! Onunla ıstırap gününün azabından kurtulmaya çaba sarf ederiz. İslam ki; insan içindir. İnsanı anlamayanlar, İslam’ı anlayamaz. İslam’ı anlamayanlar da insanı anlayamaz. Bunun için deriz ki; Allah’ın emrine uymayan dua, geri döner. Sebepleri ve gerekleri anlamak, yapmak gibi bir sorumluğumuz var. Öyleyse çabamız kadar idrakimiz, âlemi ve olayları kapsayacaktır. İdrakin aydınlığına, iç aydınlığa feraset diyebiliriz. O da imanın, doğru bilginin, iradenin, kararın, çabanın, sabrın, şükrün alametidir. İnsan; bilgi, irade, karar ve sabırlı mücadele ile sağlıklı imana kavuşur. Şükretmeyense nankördür. Aklımızla şükretme; aklımızı bilmeye, bulmaya memur etmektir.

“Bundan, şundan, ondan” … dolayı irademiz gümledi. Didişmenin seyri bir virüs gibi sosyal, siyasal, iktisadi çabamızı kapladı, kastı. Biz tıkandık cehaletle, inkârlarla, kolay yollardaki seyirle… Akıl ve irade bankası kuramadık ama darbelerle ihraç ettik, borsasını kurduk. Tefeci usullerle bizi güdük bırakan yapıyı kalabalık saflarda alkışladık. Bunlara destek olduk. Sormadan, sorgulamadan, özgürlüğümüzü sahte reylerle kiraya verdik. Demokrasiyi mahkûm eden azman siyasetin azad kabul etmez bendesi olduk. Hâlbuki inancımız ve kültürümüz, istikametimizi belirleyecek düzeye gelmemişse, reyimiz boştur. Okuduklarımız boştur. Faydasız işten, ilimden arınmak da nasuh bir tövbeyi ve kararlı bir silkinişi gerektirir.

Bu gerçekliği anlayan beri gelsin!

 

Related posts

BAŞYAZI: Yargı sopasıyla toplumsal muhalefet yok ediliyor #34

Avrupa Birliği Ordu Kurabilecek Mi?

Siyasette Arınma: Kirlenen Siyaset Mi, İnsan Mı?