Evveet değerli okurlar, geçen yıl bizi genelden, geçtiğimiz ay da yerelden yönetecekleri seçtik. Bu iki seçimde gördüm ki genelde vekil, yerelde ise başkan adayı olan Çuvaldıza maalesef okurları bile oy vermemiş. Hadi genel seçimleri geçtim, kıyıp oylarınızı bana vermediniz. Peki ya bu seçimlerde, yine oylarınıza kıyamadınız değil mi? Rakiplerime nal toplatacakken bu seçimde de bana yine nal toplatan çok değerli okurlarıma kaygılarımla…
Geçim Değerlendirmesi
Başlığı siz yanlış görmediniz, biz de yanlış yazmadık. Evet, seçimler, bence bir geçim değerlendirmesi oldu. Evet, evet, bir geçim değerlendirmesi…
2004 yılıydı, Erdoğan, “bana BOP eş başkanlığı verildi” diye müjdeledi, ne vatandaşlardan ne de savcılardan bir ses bile çıkmadı.
Eş başkan eş başkanlığını yapmaya başladı, ABD ve müttefiklerinin Irak ve Suriye’yi hallaç pamuğu gibi atması için her türlü destek verildi, kimse ne oluyor yahu dahi demedi.
Ülkemizi bölmek için çoluk ve çocuk demeden masum insanları öldüren CIA imalatı PKK’ya “çözüm süreci” ile yol verilip köy, kasaba ve şehirleri köstebek yuvasına çevirmesine izin veren şahsa “sen ne yapıyorsun? diye soru bile sormadık.
Baştan başa güney sınırımıza beton duvarlar örülmüş, üzerlerine dikenli teller ve kameralar yerleştirilmişken milyonlarca Suriyeli sel olup ülkemize akmış, “ensar oluyoruz!” diye sevinip, “bu işin arka planında ne var?” diye soru sormaksa hiç aklımıza gelmedi.
Yunanistan, gasp ettiği on iki adaya ilave olarak burnumuzun dibindeki adaları birer birer işgal eder, bayrak çekip asker konuşlandırırken hiç ses çıkarmayanları ne yazık ki bizler de sessiz sedasız izledik.
Batı Trakya Türklerine çektirdikleri çileye son vermelerini Yunanlılardan, Doğu Türkistan’da Uygur Türklerine uygulanan mezalimi durdurmalarını Çinlilerden istemek için değil, ticareti geliştirmek için zalimlerle kucaklaşan Reise kardeşlerimizin hakkını arayın uyarısını yapmaksa nedense aklımıza hiç gelmedi.
“Dünya beşten büyüktür!” diye esip gürleyenin, hepsini beş yandaş şirkete yaptırdığı hiç geçmediğimiz köprüler ve otoyollar, gitmediğimiz hastaneler ve uçmadığımız havaalanları için biz marabalarından Deli Dumrul Vergisi tahsil etmesine aldırış etmedik. Ama, hazineyi tam takır edip de emeklilere verecek beş para bile bulamayan Reis, bakın bankalar promosyonları artırdı faizlerden payınıza düşeni alın, Tarım Kredi Marketlerin indirimlerinden yararlanın, trenlere ve hatta uçaklara da indirimli binin deyince film koptu, rüya bitti ve kel göründü. Demirel’in “boş tencere çok iktidar götürür” sözü gerçekleşti ve vatandaş haramzade bu iktidara ilk defa sarı kart gösterdi.
Sahi, Biz Seçim Mi Yaptık?
Çok sayın Çuvaldız, hem aday olup seçimlere katılıyorsun hem de tutup biz seçim mi yaptık diye soruyorsun. Gidip sandıklara oy atmadık mı?
Gidip sandıklara oy atmışlar. Sanki oyları bana attınız! Atmadınız. Demek ki siz bir seçim yapmadınız. Sadece siz mi, neredeyse herkes seçim yapmadı.
Evet, tıpkı daha önceleri olduğu gibi 31 Mart’ta da seçim yapılmadı. Evet, sandıklara gittik. Ama niçin? Reisin ve diğer parti yöneticilerinin önümüze aday diye koyduklarını oylamak için…
Size soruyorum, seçimlere kaç parti katıldı? Cevabınız AKP, CHP, MHP, İyi Parti, BBP vs. olur. Sadece bunlar mı? diye bir daha sorsam, “hee, bütün tv kanallarında gördüğümüz vallaha aha bunlar” der, biz başka parti bilmeyiz diye de ilave edersiniz, değil mi?
Alacağı birkaç kilo meyve ve sebze için pazarlarda tezgâh tezgâh dolaşan vatandaşlar, iş kendini yöneteceklere gelince tv kanallarında gördükleriyle yetinecek, gidip onlara oy vermekle de vatandaşlık görevini yaptım diye avunacak, öyle mi?
Seçimlerin seçim olabilmesi için her şeyden önce vatandaşların adayları tanıması partiler hakkında bilgi sahibi olması gerekmez mi? Sakın ha, “yo, o dediklerin senin hüsnü kuruntun biz seçimleri böyle yaparız” demeyin!
Bizim “evet, böyle demememiz neyi değiştirecek ve de böyle gelmiş böyle gidecek” diye ilave etmeyin. Biz niye mücadele ediyoruz. Bu işlerin her ne kadar böyle gelse de böyle gitmemesi için değil mi? Evet, öyle de, o dediğinin olması için ne gerekir Sayın Çuvaldız? Ne mi gerekir? Yapılacak yegane şey, seçimlerin seçim gibi yapılması.
Seçim kanunları, hem genel hem de yerel seçimlerin hür ve adil bir şekilde yapılmasına imkan verecek şekilde değiştirilir, YSK, partilerin kanunlara uygun olarak hareket etmesini sağlar, kanunsuzlukları önler ve TRT, Tayyip Radyo ve Televizyonu olmaktan çıkar, milletin televizyonu olur, ekranlarını sadece iktidara ve yandaşlarına değil seçimlere giren bütün partilere açar, buyrun gelin eğitim, sağlık, sanayi, dış politika, ulaştırma, ekonomi, spor vb. konularında görüşlerinizi vatandaşa açıklayın der, vatandaşlar da kendine yutturulmaya çalışanı ve açıktan veya gizli olarak ellerine tutuşturulanları değil, hakikati söyleyenlere ilgi duyar ve gereğini yaparsa seçim seçim olur!
Kaybeden Kim, Kazanan Kim?
Vatandaşın iktidara Nisan bir şakası sonrası basın ve yayın organlarında yorumlar gırla. Ortak kanı ise şu: AKP kaybetti, CHP kazandı! Sahi, öyle mi?
Salt oy oranlarına veya kazanılan ya da kaybedilen belediye başkanlarına bakıldığında seçim sonuçlarını böyle yorumlamak mümkün.
Yani, seçimlerin kaybedeni AKP ve yandaşları, kazanı ise CHP oldu. Hadi diyelim ki öyle. Peki, seçimleri AKP’ye kimler kaybettirdi, CHP’ye ise kimler kazandırdı?
Erdoğan’a kaybettirenler, öncelikle emekliler ve özellikle Filistin’e duyarlı bir kısım vatandaşlar. Peki ya CHP’ye kazandıran kimler biliyor musunuz? Yo, yo, öyle tahmin ettiğiniz gibi Özel veya başka biri değil, bizim Reis. Evet, başka biri değil, bizatihi Reis.
Reislerine kızıp sandığa gitmeyen veya gidip de ampule “püfff” diyenler nedeniyle CHP kazanmadı, amma bir adım öne çıktı. AKP’nin İstanbul’u ve Ankara’yı geri alma, hatta İzmir’e de sahip olma hevesi, tekrar kursağında kaldı.
Bence seçim sonuçlarını şu şekilde değerlendirmek çok daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Göğüs farkıyla da olsa seçimleri kazanan CHP olmuştur. Ancak, kaybeden AKP değil, bizatihi milletin kendisi olmuştur.
Zira, kazanmak için her yolu mübah görenler, o minval üzere icraya devam edecekler ve yapılacak iş ve hizmetler ile belediye bütçelerinin bir kısmının birilerinin cebine akıtılacaktır. Zira, ülkede ne bir vatandaş denetimi ne de her ne kadar yapılıyor da olsa tarafları bağlayıcı bir Sayıştay denetimi de söz konusu değildir!