Davaya Sahip Çıkmak

 

 

 Çağımızın ideologu ve dava adamlarının liderliğini yapmış, Millet Partisi Genel Başkanı Sayın Aykut Edibali’nin dünyadan ukbaya irtihali üzerinden iki yıl geçmiş bulunmaktadır. Onun dünyada bıraktığı, bir lider olarak dünyada bıraktığı, ideolojisinin hayat haline gelmesini sağlayacak tespitlerini ve ilan ettiği devasa hedeflerini, unutulmadan emanet ettiği millet mücadelesini, kardeşleri olarak üstlenmek ve takip etmek üzerimize borç olarak yazılmıştır.

 

BÜYÜK HEDEFLER BİR ÖMRE SIĞMIYOR

 

1967 yılında Konya’da attığı ilk ideolojik temelde fikirleri ayıklayan o günkü milli mücadele ilkeleri; “Antikomünist, antikapitalist, antisiyonist, milli değerlere bağlı ve İslam’a saygılı mücadeledir.” Diye tanımlanmıştı. Yarım asırlık mücadele ile tespit edilen fikir ve hedefler imbikten süzülmüş, olgunlaşmış, milletin iktidarına talip bir siyasi hareket haline gelmiştir. İnandığımız hak doktrinin siyasi hedefleri tespit edilmişti. Milletimizin içine yuvarlandığı; siyasi, ekonomik, sosyal, ahlaki ve ideolojik problemlerin, bunalımların çözüm yolları tespit edilmiş, siyasi bir program halinde kadroların önüne konmuştur. Sadece ülke meselelerinin çözüm yolları değil, bütün dünya insanlığının buhranlardan kurtuluşunu gerçekleştirecek çözümler tespit edilmiştir. Ecdadımızın at koşturduğu Asya ve Avrupa kıtalarından başlayarak, Amerika kıtasına kadar uzanan yedi kıtada yaşayan insanların bunalımdan kurtulup, huzur ve mutluluğa kavuşmasının anahtarları çağımızın insanlarının önüne konmuştur. Hayatını milletin mutluluğu uğruna, özlemle beklediği muhteşem çağı muştulayan Sayın Aykut Edibali, tam anlamıyla bir dünya siyasi lideri olarak çağımızın kutup yıldızı olmuştur. Onun gösterdiği yolda sebatla ve imanla yürüyen kardeşleri olarak, arkasından övgüler anlatmakla yetinme yerine gösterilen muhteşem hedefleri gerçekleştirmek üzere çalışmak gerekir. Çözüm, milletin teşkilatlanması, mücadeleye sevk edilmesi ve demokratik yollardan iktidara geçmesi diye gösterilmişti. Gösterilen muhteşem hedefler mutlu geleceği işaret eden o kadar büyük ideallerdir ki, bir koca çınarın ömrü bunları görmeye yetmemiştir. Büyük hedefler ve büyük idealler tarihimizde büyük liderlerimizin ömürlerine sığmamıştır. Bunun en bariz örneğini insanlığın lideri Hz. Peygamberin haber verdiği şu cümlelerde görülmektedir: “Kostantiniyye elbette fethedilecektir. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandandır! Onu fetheden askerler ne güzel askerlerdir!” Bu övgüye layık olabilmek için sekiz asır boyu 1453 yılına kadar Kostantiniyye’yi fethedip, İstanbul yapmak için nice seferler yapılmıştır.

Sayın Edibali’nin emanet ettiği “Muhteşem Türkiye” hedefini bu nesil gerçekleştirme şansını kullanamazsa Muhteşem Türkiye’yi kurmak, kim bilir hangi komutana nasip olacaktır? Muhteşem Türkiye’nin kuruluşu, sadece kendimizin kurtuluşu değil aynı zamanda insanlığın da kurtuluşu ve yücelişi olacaktır. Çilekeş davanın canla başla savunma ve yaşatılması görevini yapacak, davasını yeni nesillere emanet edecek millet evlatları olarak vazife başına geçmek gerekir.  Muhteşem Türkiye herkesin ulu orta dillendirdiği bir çağrı değil, bütün bir egemen milletin kabul edeceği ve bütün siyasilerin uyacağı uzun vadeli milli devlet politikasıdır. Bu milli devlet politikası Türk milletinin medeniyet hamlesinde zaferlerini gösteren eşsiz bir programdır. Milli Devlet politikası haline gelmiş olacak temel ideal ve hedefler Anayasa maddeleri haline getirilip, hiç kimsenin değiştiremeyeceği hayati konular olacaktır. Millet mücadelesinin temel karakteri ve tarihimizi izah eden faktör kültürlerin ve medeniyetlerin kavgası ve ilişkilerinden ibarettir. Emperyalist düşman amaçlarını görmezlikten gelmek, asırlardır devam eden başarısızlıkları Türk milletinin şahsında temayüz etmiş davasına yöneltmek tarihin en büyük bühtanıdır. Mağlubiyet ve başarısızlıkları, cehalet ve geri kalmışlık gibi utandırıcı özelliklerle izah etmek büyük haksızlıktır. Batı taklitçiliği Türk milleti için büyük bir talihsizlik olmuştur. Kendi varlığının sebebi kültür ve inancını inkâra götüren taklitçilik, milletin şahsiyetine, tarihine, millet ve kültür değerlerine saldırmak, alaya almakla sonuçlanmıştır. Böylece ekonomi ve teknoloji bakımından Türkiye’nin sömürgeleşmesi, yabancıların eline geçen milli sanayimizin yıkılışının hızlandırılması sağlanmıştır. Yabancı hakimiyetinde bulunan sanayi ve üretim vasıtalarının sahibi olan millet evlatları, ırgatlaşmaya başlamış, köleliğe mahkum edilmiştir.

 

MUHTEŞEM TÜRKİYE

 Muhteşem Türkiye’de kapitalizm ne de sosyalizm gibi sistemler bir kurtuluş reçetesi olamazlar. Muhteşem Türkiye millet ideolojik yapısının ilimleşmesi, hareketlenmesi ve devlet politikası haline gelmesi demektir. Böylece geleceğin dünyasının mimarı olunabilir. Bununla Türk milleti cihanşümul hükümranlığının başlangıcını yapabilir. Bu tarihi misyonun Türk milletine verildiğine inanıyoruz. Bir yüceliş hareketi, vasıtaların ve gücün mekanik toplamı ile sağlanamaz. Bir yüceliş hareketi, yücelişi yapacak insanda derinlemesine bir değişim ve inkılâp meydana getirerek sosyal bir enerji ortaya çıkarır. İmanla kükreyen yüreklerin hâsıl ettiği ulvi hedeflere varma azim ve inancıyla dolan insanın yapamayacağı bir şey yoktur. Davanın ulvi hedeflerine yönelen çalışmalarda, imkânsızlıklara göğüs geren, sıkıntılara ve meşakkatlere, zenginliklere, fakirliklere aldırmayan sosyal bir inkılâp, inanç ve ahlak inkılâbı şarttır. İnanmayan insanın mücadeleden kaçmak için bahaneleri çoktur.  

Hiçbir millet dünyada tek başına değildir. Dünya, içinde bulunan farklı milletlerin ortak yaşamlarını sürdürdükleri bir alandır. Milletlerin yeryüzündeki hayatları, yaşantıları diğer milletler tarafından takip edilmektedir. Kısaca dünya farlı insan toplulukları arasında taksim edilerek, bölüşülerek yaşanan bir alandır. Kültürleri, inançları, gelenekleri, töre ve idealleri aynı olan insan toplulukları bir arada yaşadıkları toprakları vatan edinerek bir millet olmayı sağlamışlardır. Hayat idealleri, millet olma özellikleri aynı olan milletlerin birlik içinde dayanışma sağlayarak yaşamaları ve ortak düşmanlarına karşı tek yürek tek yumruk olmaları önemlidir. Bunu sağlayacak olan siyasi ve ekonomik muhteşem program Türk milletinin önündedir. Bu muhteşem program bin yıllık Türk ve İslam tarihinden süzülmüş, Türk milletinin yedi düvele karşı kurtuluşunu sağlayan eşsiz bir programdır.

YENİDEN MİLLİ MÜCADELE

 Tarihimizin o hazin dönemini hatırlayalım. Birinci dünya savaşında İtilaf devletleri adıyla birleşen batı dünyası, Anadolu’ya sıkıştırılmış Türk milletinin vatan topraklarını paylaşmışlardı. Doğu Anadolu’yu Ermeniler, batı Anadolu’yu yunan kuvvetleri, güney Anadolu’yu Fransızlar işgal etmişlerdi. İşgal edilen Anadolu’da matem vardı. Anadolu’nun on misli vatan toprakları kaybedilmiş, milyonlarca şehitlerin mezarları terk edilmiş, her türlü zenginlikler, ata yadigârı camiler, mescitler, medreseler terk edilerek Anadolu’ya sığınılmıştı. Düşman işgalleri vatanın üzerinden kavurucu bir alev dalgası halinde geçmiş, yaraları hala sızlayan mukaddes bir kin ve nefret halinde hissedilen milli matem hikâyeleri tarihimize yazılmıştır. Bu korkunç işgale maruz kalan vatan topraklarını, misak-ı milli sınırlarını korumak, düşmanları vatan sathından temizlemek için başlatılan milli mücadele zaferle sonuçlanmıştı.  Her cephede binlerce şehit kanı dökülerek kazanılan milli mücadele ruhunu yeniden kazanmadan bir kurtuluş gerçekleştirmek mümkün değildir. Milli mücadelenin arkasından kurulan Türkiye cumhuriyeti ilkeleri ile savaşın yaraları sarılmış, harpten çıkmış yaralı bir millet yeniden dirilerek ayağa kalkmıştı. 1970 li yıllara gelindiğinde, Türk milletinin yeniden tarihi misyonunu kazanarak yaşaması için başlatılan mücadele, Sayın Edibali’nin “Yeniden Milli Mücadele” adını verdiği haftalık yayınlanan bir dergi çalışması olarak başlatılmıştı. On yıllık yayın hayatında siyasi mücadelemizin kadroları eğitilmiş, iktidar olabilecek bir siyasi kadro haline getirilmişti. Siyasi hareketimizin başarılarını görme ve yaşama arzusu millete adanmış bir ömrün içine sığmamıştır. Milli mücadele kadrolarının görevi tespit ve tayin edilen bu zaferi gerçekleştirmek ve yeni nesillerin medeniyet inşasında basamak olarak kullanmak bir görevdir.

Milletimizin zafere giden yolculuğunda çalışmak, görev yapmak bir ata emanetidir, korunacaktır!

Related posts

BAŞYAZI: Yargı sopasıyla toplumsal muhalefet yok ediliyor #34

Avrupa Birliği Ordu Kurabilecek Mi?

Siyasette Arınma: Kirlenen Siyaset Mi, İnsan Mı?