Demokrasi Mi, Diktatörlük Mü? Elbette Demokrasi…

Demokrasi elbette milletin kendi seçtikleri ile kendi kendini yönetmesidir. Demokrasi; insana değer veren, insanın değerlerini önceleyen, insanların mutluluğunu esas alan ve halkın hür iradesi ile seçtiği, yönetme görevi verdiği insanların hizmetini alan ve denetleyen bir yönetim şeklidir. Demokrasilerde devlet ve devleti idare edenler, insanın hizmetinde olup insanların huzur ve refahını, bağımsızlığını temin etmek için vardır.

Demokrasisi bozuk olan ülkelerde ise milletin kendisine hizmet etmesi için seçtiği temsilciler, kendilerini hem milletin hem de devletin sahibi zannetmeye başlarlar. Her şeyin hâkimi, yegâne karar vericisi ve sahibi kendileri olduğunu, makamların da ilanihaye kendilerine ait olduğunu sanırlar. Makamlara, koltuklara ve imkânlara dünyanın en sağlam yapıştırıcıları gibi yapışıp kalmanın yollarını ararlar. İşte tam bu sırada, kısmi demokrasiye yakınlığı bulunan yönetim diktatörlüğe evrilmeye başlar. İnsanların seçimle iş başına getirdiklerinden beklentileri, dilek ve temennileri, arzuları ve ihtiyaçları unutulur; bütün imkânlar kişilerin iktidarı için kullanılmaya başlanır.

Demokrasilerde saltanat olmaz

Diktatörlüklerde ise bütün insanlar, idare edenleri mutlu etmek ve onların emirlerini ifa etmeye âmade hâle gelirler. Devlet her şeydir; insan ve millet onun emrinde hizmet eden insan topluluğudur. Huzur ve refah, devleti idare eden kişiye bağlıdır ve her şey o kişinin iki dudağı arasındadır. Bu ister monarşi olsun ister gösterişten ibaret seçimli yönetimler olsun, her ikisinde de yönetim çoğu zaman babadan oğula geçer. Mülkün sahibi odur. Tâ ki halk, millet o kişiyi oradan indirene kadar. Bazen de milletin başında nesiller boyu iktidarlarını devam ettirirler.

Diktatörlüklerde ve diktatörlüğe giden yönetimlerde iktidara sadece devletin başındaki kişi mi hâkim olur? Elbette hayır. Genellikle onun en yakın eşi, evlatları ve sair yakınları devletin bütün kurum ve kuruluşlarına oturur; devletin yetkilerini kullanır ve imkânlarından sonuna kadar istifade ederler. Devlet idaresinde herhangi bir payesi olmayan eş, oğul, kız; sanki devlette bir payeleri varmış gibi davranmaya, iktidarı kullanmaya başlarlar ve kimse de buna müdahale etmeyi kendinde bir yetki ve güç göremez.

Korku İmparatorluğu…

Gün olur, tıpkı Kuzey Kore’de olduğu gibi halk emirle ağlar, emirle güler ve emirle yaşar. Çin’de olduğu gibi her eve bağlanan milyonlarca kamera ile insanların 24 saati kontrol altına alınır. Kiminde ise devletin imkânları kullanılarak insanların üzerinde kurulacak baskı ile bir korku ortamı meydana getirilir ki insanlar iktidar ve yönetimde bulunanlar aleyhinde bulunmasın, bulunamasın. Bulunanlara da güvenlik güçleri ve yasalar tarafından mobbing uygulanır ki rahat nefes alma imkânı olmasın ve muhalefet yapamasınlar.

Bazı yönetimler kendileri refah içinde yaşarken halkları kuru bir ekmeğin derdine düşer. Venezuela gibi, Afrika’nın pek çok ülkesi gibi. Afrika’da bir devlet başkanına, sahip olduğu 70 milyar doları halkı ile niçin paylaşmadığı sorulduğunda; “Geri ödemiyorlar.” diye cevap veriyor. Bir devlet başkanının, sadece devlet başkanı olduğu için, halkı yiyecek ekmeğe muhtaçken 70 milyar doları olabilir mi? Elbette olmaz, olamaz, olmamalı. Peki bu kişi bu miktarı hangi ticaretle veya üretimle kazanmış olabilir?

İktidarı ve Muhalefeti Düzenlemek!

Demokrasiden diktatörlüğe doğru kayan iktidarlarda genellikle iktidar, kendi yerini sağlamlaştırmak için karşısındaki muhalefeti de düzenlemek veya düzenletmek zorundadır. Genellikle karşısında güçsüz ve kontrol edilebilir bir muhalefet isterler. Hatta kontrol ettikleri yapay bir muhalefet meydana getirmek için yasal düzenlemeler yaparlar ki seçimler hep istedikleri gibi çıksın ve hayal kırıklıklarına meydan vermesin. Tıpkı hep düşeş gelen zarlar gibi.

Devlet Adildir, Yetki Varsa Sorumluluk da Var

Devlet ve devlet adamı adil olmalıdır. Devlet adamı, milletinin hizmetinde olduğunu asla unutmadan düşmanına bile adaletle davranmalıdır. Devlet adamı kurtla yiyip çobanla ağlayamaz. Olayları meydana getirip sonrasında hiçbir şey olmamış gibi davranamaz.

Tek adam rejiminde her şeye hâkim bir devlet başkanı; fakat onun ne diyeceğine bakan, sorumluluğu olan ama yetkisi olmayan devlet adamları topluluğundan bahsedebiliriz. Devletin her kademesine hâkim bir kişi ve yaptığı her şeyi yukarıdaki yöneticisine beğendirmek zorunda olan, devletin başındakini diline pelesenk etmiş devlet adamları… “Sayın Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle!”, “Sayın Başkanımızın himayelerinde!”, “Sayın Liderimizin talimatları ile!” gibi ifadelerle devletin hukukundan ekonomisine, sanayisinden ticaretine kadar her şeyi herkesten iyi bilen bir devlet başkanı ve devlet adamı!

Demokrasi Nedir?

Muhaliflerini kontrol eden, onları devletin imkânları ile engelleyen ve gerektiğinde cezalandıran, gerektiğinde bölen, parçalayan, gerektiğinde istediği kadar izin veren bir yönetime asla demokrasi diyemezsiniz. Böyle yönetimlerde fikir hürriyetinden bahsetmeniz mümkün olmaz. Basın bir kişiye hizmet etmek zorundadır. Devletin işleyişi başta olmak üzere ülkede olan bitenden sağlıklı ve tarafsız bir haber almanız mümkün olmaz. Ülkede iki türlü basın olur; biri iktidarın yandaşı medya, diğeri iktidarın izin verdiği kadar muhalefeti destekliyormuş gibi yayın yapan muhalif medya!

Bu hâl ya devletin başındaki yönetim tarafından ya da onları da yöneten merkezden planlanır ve hayata geçirilir. ABD’nin “Alaycı Kuşlar Projesi” ile ilk yaptığı şey; ülkelerde basını ele geçirmek ve sonrasında iktidar ve muhalefet diye ayrıştırarak iktidara gelmesini istediği partiyi iktidara getirmek, karşısında onun uzlaşmaz bir muhalifi havasında bir ana muhalefet oluşturmak ve sonrasında milletin bağrından çıkmış partilerin ise yok sayılması ve milletin gözünden uzak tutulmasıdır.

Türkiye’nin Görevi…

“Türkiye’nin görevi dünyaya lider olmaktır.”
“Siyaset, ufukların ötesini görerek tedbir almaktır.”
“Siyaset rehberdir, liderdir, yol göstericidir.” (Aykut Edibali)

Bugün Türkiye’de olanlar size bir şey hatırlatıyor mu? Türkiye, dünyayı bırakın, kimin lideri? Türkiye’yi idare edenler hangi ufkun ötesini gördükten sonrasına tedbir alıyor? Tedbir alsalar ülke bu hâlde olabilir miydi? Ülkemizde siyaset kimin rehberi, kimin yol göstericisi?

Ne acıdır ki ülkemiz hukuksuzluğun dibine vurmuş durumda. Ekonomi zorda ve enflasyon pek çok devletin toplamından fazla. Hukuk iktidara ayrı, muhalefete ayrı çalışır durumda.

Türk milleti olarak gerçek demokrasinin ve hukukun hayatımıza hâkim olacağı günleri umut ve hasretle bekliyoruz. “Adaletin her varlığa tecelli edeceği sürekli iradeyi” (Aykut Edibali) yürekten bekliyoruz.

Gerçek Demokrasi…

Elbette teknik olarak demokrasiye hâl ve durumuna göre demokrasi, mobokrasi, timokrasi gibi isimler verilmiş olabilir; ama gerçek demokrasinin kaynağını Hazreti Peygamber (SAV)’in Uhud’a giderken ashabıyla yaptığı istişarede ve ona uymasında, Hz. Ebu Bekir (RA)’ın ve sırasıyla diğer halifelerin seçiminde görürüz. Hz. Ömer’in kurduğu istişare meclisinde görürüz.

Devlet adamlarımızın vatan ve millet sevgisinden şüphemiz elbette yoktur. Yapılan yanlışa “yanlıştır” demek, bu ülkeyi seven ve yanlışı gören herkesin vatan görevidir. Millete borcudur. Tarihe karşı sorumluluğudur.

 

Related posts

BAŞYAZI: Yargı sopasıyla toplumsal muhalefet yok ediliyor #34

Avrupa Birliği Ordu Kurabilecek Mi?

Siyasette Arınma: Kirlenen Siyaset Mi, İnsan Mı?