Eğitimde Büyük Soru: Rakamlar Artıyor, Nitelik Neden Azalıyor?

Mustafa KARAŞAHİN – Eğitim Uzmanı

Cumhuriyetimizin kuruluşunun üzerinden tam bir asır geçti. Türkiye Cumhuriyeti, bu 100 yılı aşan tarihinin en büyük eğitim yatırımlarından bazılarını son birkaç on yılda gerçekleştirdi. İlk ve ortaöğretimde 1923’te sadece 361 bin olan öğrenci sayısı bugün 19 milyonu geçmiştir. Buna yükseköğretimdeki öğrenci sayısını ilave ettiğimizde bu rakam 27 milyonu aşmaktadır. Öğretmen sayımız 12 binden 1 milyon 146 bine ulaşmış, okul sayısı 5 bin iken bugün 74 bini aşmıştır.

Tablo 1: 1923-2023 Okul, Öğrenci, Öğretmen Sayıları[1]

 

OKUL SAYISI

ÖĞRENCİ SAYISI

ÖĞRETMEN SAYISI

EĞT./ÖĞRT. YILI

1923-1924

1972-1973

2023-2024

1923-1924

1972-1973

2023-2024

1923-1924

1972-1973

2023-2024

OKUL ÖNCESİ

80

536

18779

5.880

14.606

1.789.712

136

962

53.636

İLKOKUL

4894

40005

25206

341.941

5.244.131

5.656.050

10238

155.299

302.933

ORTAOKUL

72

2040

18057

5.905

930.337

5.303.372

796

25.572

374.359

GENEL ORTAÖĞRETİM

23

607

6495

1.241

293.278

3.293.455

513

12.363

201.288

MES. VE TEKNİK ORTAÖĞRETİM

64

968

6012

6.547

266.144

3.083.517

583

15.814

205.961

GENEL TOPLAM

5133

43620

74549

361.514

6.733.890

19.126.106

12.266

209.049

1.146.177

 TÜRKİYE ÜFUSU

.

 

 

13.4 Mil

39.3 Mil

85.6 Mil.

 

 

 

Öğrenci/Nüfus Oranı

 

 

 

% 2,6

% 16,9

% 22,3

 

 

 

Tabloda verilen rakamlar başlıktaki soruyu zorunlu kılıyor. “Rakamlar artarken nitelik neden azalıyor?”

Cumhuriyetin ilk yıllarında, savaş yorgunu bir halk, ekonomik yıkımın ortasında, cehaletin kol gezdiği bir toplumda eğitim için kolları sıvar. 1923–1933 yılları arasında, imkansızlıklar içinde yürütülen eğitim seferberliği, yalnızca okuma yazma oranını artırmayı değil; aynı zamanda bir milletin kimliğini yeniden inşa etmeyi hedeflemiştir.

O dönemin eğitim anlayışı, öğrencilere sadece bilgi aktarmak değil, karakter inşasına da yönelikti. Öğrenciye “nasıl” düşüneceği öğretiliyor, yurttaşlık bilinci kazandırılıyor, bireylerin ülkesine olan bağlılığı güçlü bir zemine oturtuluyordu. Bilimsel ve halkçı bir anlayışla yoğrulan eğitim sistemi, onca yoksulluğa rağmen kısa zamanda büyük bir aydınlanma hamlesi yaratmayı başarmıştı.

Niceliği Artırıp Nitelik/Kalite Unutulunca Sayılarda Hangi Anlam Aranmalı?

Yukarıdaki Tablo’da Cumhuriyetin ilk döneminden günümüze kadar verilen sayılar özellikle hem son dönem eğitim sistemimiz için hem de son dönemdeki eğitimin karar vericileri için oldukça etkileyici bir görünüm arz ediyor. Sayılardaki övgüyü hak eden devasa bir büyüme, genişleyen imkânlar, eğitime artan erişim…

Cumhuriyetin ilk yıllarına göre; günümüzde genel nüfusa oranla ilkokul, ortaokul, lise öğrenci sayısı 8,5 kat artmış; çağ nüfusuna oranla öğrenci sayısı ilkokullarda 3,28 kat, ortaokul’da 12,66 kat, ortaöğretim’de 29,5 kat, yükseköğretimde’de ise 65,7 kat artmıştır. Bu bağlamda genel bütçeden Millî Eğitim Bakanlığına ayrılan bütçe ise 4 kat artmıştır. Tabidir ki bu durum övgüyü hak ediyor.

Ama nedense şu soru toplumun birçok kesiminin beynini kemiriyor, “Bu olağanüstü nicel gelişme, eğitimde kaliteyi ve toplumsal refahı aynı ölçüde artırdı mı?” Son dönemde birçok yönetici ve siyasi, eğitimde kalitenin istenilen seviyede olmadığını itiraf ediyorlar zaten.

Tablodaki sayılar çok şey anlatıyor derinlemesine bakınca… Okullarda daha fazla çocuk, daha fazla öğretmen sınıflarda, her şehirde daha fazla okul binası… Ama bir soru hâlâ cevapsız: Rakamlardaki bu büyük değişim ve gelişme, nasıl oldu da Cumhuriyetin ilk on yılında olduğu gibi gençliğin ahlaki ve insani gelişimine yansımadı? O dönemde yetişen öğrenciler arasından yetişen büyük adamlar niçin günümüzde yetişmiyor?

Sayıların Anlattığı Sessiz Çöküş

Tablo 1’de görüldüğü gibi, 1923’te nüfusun yalnızca %2,6’sı öğrenci iken bu oran 2024’te %22,3’e çıktı. Yani her 4 kişiden biri artık öğrenci. Ancak bu devasa öğrenci kitlesi, Cumhuriyet’in ilk yıllarında olduğu gibi vatansever, sorumluluk sahibi, insani değerlere bağlı bireyler olarak mı yetişiyor?

Keşke “Evet” diyebilseydik!

Bugün eğitim sistemiyle ilgili akademik tartışmalar sadece sınav başarısı ya da okul puanları etrafında dönmüyor. Akran zorbalığı, madde bağımlılığı, sosyal medyanın zararlı etkileri, disiplin sorunları ve ahlaki değer erozyonu eğitim gündeminin merkezine oturmuştur. Eğitim sisteminin çıktısı gençler arasında kaygı, umutsuzluk ve aidiyet eksikliği artarken; toplum olarak bu büyüyen genç nüfusu anlamakta ve yönlendirmekte ne yazık ki çok, ama çok zorlanıyoruz.

Toplum olarak dünyada hak ettiğimiz yerde olmamız ve bu gidişe “Dur!” diyebilmemiz için şu soruyu sormak zorundayız: Eğitim sistemimiz sayısal olarak büyüdükçe, bunca imkâna rağmen gençliğimiz neden değerlerimizden uzaklaşıyor? Ruhsuz ve toplumsal ideali olmayan bir nesil niçin karşımızda duruyor? Üstelik en zekileri çıkışı yurt dışında arıyor?

Bir zamanlar milletimizin geleceğini omuzlayan, “önce vatan” diyen gençlerin yerini; şimdi niçin, akran zorbalığına karışan, şiddete meyilli, madde bağımlılığı riski taşıyan, kimlik arayışı zahmetine bile katlanmayan, değer üretmeyen bir gençlik aldı?

Çocuklarımız bilgiye kolay ulaşmalarına rağmen anlamaya, anlamlandırmaya yanaşmıyorlar, karakter kazanmaya o kadar da yakın değiller. “O hâlde çocuklarımızın eğitimle sorunu nedir?” diye sormak gerekiyor. Zira sorunu tanımlamadan çözümü bulmak mümkün değil. Hastalığı teşhis önemli…

Sorun Nerede?

Sorunu tanımlamak için şu temel soruyu sormak gerekiyor: Eğitimde sayılar lehimize yönelik olarak arttıkça eğitimin kalitesi yükselmesi gerekirken istediğimiz kaliteye niçin ulaşamıyoruz?

  1. Eğitimimiz Ruhunu Kaybetti: Cumhuriyetin ilk yıllarında eğitim, öğrenciye bilgi aktarmanın yanında, aynı zamanda bir “karakter inşası” sürecini de içeriyordu. M. Kemal’in eğitim için söylediği o meşhur cümlesindeki; “Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller hedefleniyordu.

Bugünse öğretim programları çok güzel hedefleri seslendirse de sonuçta öğretim yalnızca sınav odaklı hale gelerek ezbere dayalı hale geldi. Değer eğitimi bu yarış odaklılıktan dolayı arka planda itilmiş oldu ve eğitimin ruhu kaybolarak en çok test çözen en başarılı hale geldi.

  1. Öğretmen Niteliği ve Öğretmen Dağılımı: Öğretmen sayısı artmasına rağmen, eğitim fakültelerinden mezun olan binlerce öğretmenin mesleğe hazırlanışı, meslek içi gelişimi ve motivasyonu ciddi bir sorundur. Birçok adım atılmasına ve eğitim süresi artmış olmasına rağmen Cumhuriyetin ilk yıllarındaki nitelikli öğretmenlerin benzerini yetiştirmekte zorluk çekiyoruz.

Atanamayan öğretmenler bir yanda, yüksek nitelikli öğretmene ulaşamayan okullar diğer yanda. Nitelikli ve tecrübeli öğretmenler şehir merkezlerinde istihdam edilirken tecrübesizler taşrada istihdam edilmektedir.

Sınıftan çıkan her öğretmenin kendine sorması gereken soru: Ben, bana emanet edilmiş bu çocuklara/gençlere bu derste ne kattım, ne verdim, hangi değerleri kazandırabildim? Sorusunu soran, sorumluluk sahibi öğretmenlere çok ama çok ihtiyacımız var…

  1. Teknoloji/Dijitalleşme ve Öğretilen Bilginin İşlevi Doğru Yönetilemedi: Teknolojik gelişmeler fırsat eşitliği yaratabilecekken, elektronik ortamın kontrolsüz kullanımı gençleri sosyal medyada zaman kaybeden, odaklanma ve derin düşünme becerisi zayıflamış olan bireylere dönüştürdü. Okulda verilen bilgilerin sokakta ve internette karşılığını olmayınca gençler değer karmaşası yaşamaktadır. Okulda öğrendikleri bilgilerin karşılığını bulamayan ve değerlerini kaybeden gençler arasında sanal ortamda kumar oynama bir tutkuya dönüşmüş durumda…
  2. Aile ve Toplum Desteği Zayıfladı: Ailelerin ve toplumun eğitimden olumlu beklentileri kaybolmuş, okuldan beklenti sadece çocuğun soruları doğru çözmesine indirgenmiştir. Oysa ailenin, toplumun ve çevrenin eğitime desteği şarttır. Ancak bugün ailelerin çoğunluğu, ekonomik zorluklar içinde çocuklarına zaman ayıramamaktadır. Gençler için neredeyse ahlaki yönden en zayıf olanlar rol model olarak lanse edilmektedir. Medyanın çoğunluğu sanki kasıtlı olarak olumsuz örnekleri parlatmaktadır.
  3. Eğitimde Adalet Duygusunun Zedelenmesi: Özel ve devlet okullarındaki ölçme ve değerlendirme sistemindeki uygulamalarda çocuklarda adalet duygusu zedelenmektedir.

Cumhuriyetin İlk On Yılı İçin “Resmi İdeoloji”, “Vesayet” Diyenler

 

Bütün yönleriyle lehimize olan Tablo 1’deki rakamlara göre, Cumhuriyet’in ilk on yılında zor şartlarda yapılan eğitimin sonuçları nasıl oluyor da Cumhuriyet tarihinin diğer bütün dönemlerini etkisi altına alıyor?

 Cumhuriyetin ilk on yılına yönelik eleştiriler, sadece geçmişle hesaplaşma değil, aynı zamanda bugünün başarısızlıklarını perdeleme aracına dönüşmüş durumda. Ne acıdır ki, bu eleştiriler, hatırlanması ve sahip çıkılması gereken bir dönemi karalamaya yönelik çabalarla birleşiyor. Oysa o yıllar, bir ulusun kendi küllerinden yeniden doğduğu, özgürlük ve çağdaşlık hedefiyle yol aldığı dönemlerdi. Ve bu yolculuk, bütün eksikliklerine rağmen, umut vericiydi.

Bugün eğitim sistemimizde idealizmin, sorumluluk duygusunun, insan sevgisinin ve insani değerlerin yerini sınav kaygısı, bireysel başarı baskısı ve maddi odaklı bir yaklaşım almıştır. Bu duruma gelişte suçlu olan, geçmişte atılan temeller değil, o temellerin üzerine sağlıklı bir bina inşa edemeyen bugünkü yöneticilerdir. Geçmişin değerlerini inkâr ederek yeni bir gelecek inşa edilemez.

Sorunun Kaynağı Geçmişte Değil, Bugünün Tercihlerinde

Eğitimle ilgili yukarıda zikredilen sorunların kaynağı bugünün tercihleridir. Geldiğimiz noktada esas sorun;

  • Eğitimin yönünün kaybolmuş olmasıdır.
  • Bir değerler sistemi üzerine oturmamasıdır.
  • İdealsiz, vizyonsuz ve günü kurtarmaya dönük politikaların hâkim olmasıdır.

Bunun sonucunda meydana gelen olumsuzlukların vebali bugünün tercihlerine değil, geçmişin uygulamalarına yüklenmektedir.

  Ve müfredatımız akademik başarıya endeksli, öğretmenler sürekli değişen sistemle meşgul. Peki ya insan olmak, iyi bir yurttaş olmak, vicdan sahibi olmak… Bunları hangi testin şıkkında bulacağız?

Uyanış Vakti: Eğitimi Yeniden Anlamlandırmak

Bugün artık yeni bir uyanışa ihtiyacımız var. Eğitimdeki sayılardan değil, insan yetiştirmekten söz etmeliyiz. Nicelik değil, nitelik konuşmalıyız. Her okul, her öğretmen, her anne baba şu soruyu sormalı: “Ben bu çocuğa ne verdim? Nasıl örnek oldum? Hangi değerlerle onu etkiledim?”

İnsan yetiştirmek; sadece bilgi değil, değer, ahlak, vicdan ve sorumlulukla olur.

Sonuç ve Değerlendirme

Eğitimdeki büyük sayısal gelişmeler, nitelikli bir gençlik oluşturmadıysa bu bir başarı değil, kaybedilmiş bir fırsattır. Şimdi o fırsatı yeniden kazanmak için bir uyanışa ihtiyacımız var. Tüm kurumlar, aileler, eğitimciler ve bireyler olarak yeniden şu ilkeye dönmeliyiz:

“Önce insan, önce karakter, önce ahlak.”

Tarihle hesaplaşmak değil, tarihten öğrenmek gerekir. Cumhuriyetin ilk yılları, özellikle eğitim ve ahlak temelinde örnek alınması gereken bir dönemdir. Bu dönemi anlamak, sahiplenmek ve günümüz politikalarına ışık tutacak şekilde yeniden yorumlamak, genç kuşaklara bırakabileceğimiz en kıymetli miraslardan biridir.

 

[1] https://yuzuncuyilgalerisi.eba.gov.tr/galeriler/gecmisten-gunumuze-sayilarla-egitim-1923-2023-50?sayfa=1 Tablo 1, 3, 4, bütçe ile rakamlar yukarıdaki adresten 7.10.2025 tarihinde alınmıştır.

Related posts

BAŞYAZI: Yargı sopasıyla toplumsal muhalefet yok ediliyor #34

Avrupa Birliği Ordu Kurabilecek Mi?

Siyasette Arınma: Kirlenen Siyaset Mi, İnsan Mı?