EKONOMİK YIKIM DURDURULMALIDIR

H. Ali Özdemir


Cumhuriyet Nasıl Kuruldu

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile birlikte savaşın yaraladığı Türk Milleti Osmanlı’dan devreden devlet borçlarını ödeme ile karşı karşıya kalmıştır. Savaş yıllarında herhangi bir ekonomik gelişme olmadığı gibi ihtiyaçları karşılayacak üretim de yoktu. Tarlalar ekilememiş, bahçelere bakılamamış, savaşın yaraları henüz iyileşmemiş iken hayatın problemleri ile baş başa kalınmıştı. 1881’den bu yana, ülkenin gelirleri Duyun-u Umumiye’nin elinde bulunmakta, ülkenin yer altı ve yer üstü zenginlikleri yabancıların kontrolündeydi. Bütün bunlara rağmen kıtlık ve açlıkla mücadele eden cumhuriyet dönemi Türk milletinin, nasıl uyanarak ekonomik kalkınmayı gerçekleştirdiğini bütün dünya görmüştür.

İlk iş olarak, 17 Şubat 1923 tarihinde İzmir İktisat Kongresi toplanarak ülke ekonomisinin paranomik analizi yapılmıştır. 1135 delege ile işçiler, çiftçiler, sanayiciler, tüccarlar bir araya gelmişlerdi. İktisat Kongresine Kazım Karabekir başkanlık etmiş ve görüşmelerin sonunda Misak-ı İktisadi (Ekonomi Andı) yayınlanmıştı. Yayınlanan Misak-ı İktisadi prensiplerine göre Türk milletinin milli ekonomisi yine kendi milli varlığının eseri olacaktır. Yabancılardan temizlenmiş bağımsız bir milli ekonomi ile kendi öz kaynaklarına dayanan milli ekonomik hayatın kurulması benimsenmiştir. Kongre kararlarının yayınlanmasından sonra kısa sürede tarımda, sanayide, ulaşımda, ticarette önemli gelişmeler olmuştur. 1938 yılına kadar ülke genelinde 13 Banka kurularak faaliyetlerini sürdürmüştür. 1927 yılında Teşvik-i Sanayi Kanunu çıkarılarak özel sektöre çok önemli teşvikler verilmişti. Özel sektörde iş ve yatırım yapacak yeteri kadar müteşebbis bulunamamış olduğundan hayati ve önemli yatırımlar devlet eliyle yapılmıştır. Bunların başında, Devlet Demir Yolları çalışmaları, Havayolları yatırımları, Kabotaj Kanunu (1 Temmuz 1926) ile Liman işletmeleri ve Denizyolları çalışmaları, Sümerbank deri ve tekstil fabrikaları sayılabilir. Teşvik-i Sanayi Kanunu avantajlarından yararlanan yatırım yalnızca Uşak Şeker Fabrikası olmuştur.

Bu dönemde Lozan anlaşması ile dikte edilen kapitülasyonlar kaldırılmış, Osmanlı’dan kalan dış borçlar ödenerek Duyun-u Umumiye yok edilmiştir (1928). Yabancı devletlerin ekonomik buyruklarına girmeden kendi öz kaynaklarımız ve yatırımlarımız ile ekonomik kalkınmamızı gerçekleştirmemiz gerektiği kararı üzerine and içilmiştir. Temel ihtiyaçların başında gelen tarım üretimini sağlayan Türk Köylüsü idi. Ziraatın gelişmesi için Osmanlı’dan kalan Aşar Vergisi ( %10 zirai üretimden alınan öşür) 17 Şubat 1925 de kaldırıldı. Kendi öz kaynaklarımıza dayalı maden, kimya, porselen, dokuma ve deri alanlarında sanayileşme programları yapıldı. Bankacılık sektörü sadece para alıp verme işleri ile değil önemli yatırımları bizzat gerçekleştirme konusunda organize edildi. Devlet desteği ile İş Bankası, Etibank ve Sümerbank öncülüğünde sanayileşme sağlandı. 1935 yılında MTA (Maden Tetkik Arama Enstitüsü) kuruldu. 1934 te başlatılan Beş Yıllık Sanayileşme Planları ile ithalatı durdurucu temel ihtiyaç maddelerinin üretimine öncelik verildi. Piyasa güvenliğini muhafaza etmek ve ekonomideki sermaye hareketliliğini güvenlik altına almak üzere 1930 da Merkez Bankası kuruldu. 2 Mayıs 1920’ de Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı kurularak, milletin sağlık hizmetleri devlet tarafından yapılmaya başlandı. Koruyucu sağlık işlerinin yürütülmesi için 1930 yılında Belediye ve Umumi Hıfzıssıhha Kanunları ile çalışmalar yapıldı.

Bankacılık Sistemi

Osmanlılarda, Merkez Bankasının yapacağı işlemler Osmanlı Bankası tarafından yapılmaktaydı. İngiliz ve Fransız ortak sermayesi ile faaliyet yapan (1863) Osmanlı İmperial Bankası Merkez Bankasının birçok yetkilerine sahipti. Bu banka devlet hazinedarı olarak görev yapmaktaydı. Devletin ödemelerini yapan banka devlet vergilerini ve gelirlerini de toplamaktaydı. Bu arada banka ve şubeleri her türlü gelir vergilerinden muaftı. Devlet tarafından imtiyazlı olan bankaların asıl görevleri özelikle yabancı sermayeyi ülkeye taşıyarak ekonomiye hâkimiyet kurmaktı. Ticaret ve yatırım sermayesi bu suretle yabancıların kontrolüne verilmiş olmaktaydı. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında Osmanlı Bankası bir devlet bankası olması nedeni ile devletin mali ve para politikaları üzerinde etkin bir role sahipti. Devletin parasal politikalarının hayata geçirilmesi, bilgi, teknoloji ve istihdam gibi önemli rolleri olan Osmanlı Bankasının, Merkez Bankasının kuruluşu ile bu görevlerine ancak 1935 yılında son verilmişti.

Cumhuriyetin kuruluşunda hazinenin elinde 185,5 milyon lira para bulunuyordu. Tarımdan alınan vergilerin kaldırılması ve Duyun-u Umimiye taksitlerinin ödenmesine rağmen sıkı para politikasından vazgeçilmemiştir. 1923 yılında devlet bütçe açığı 19 milyon lira iken 1924 yılında 11 milyon lira olmuştur. 1925 – 1938 yılları arasında devlet bütçesi hep denk veya fazla vererek kapanmıştır. Bu süre zarfında karşılıksız banknot basımı yapılmamış, paranın değeri korunmuştur. Bu sayede ülkede enflasyon yaşanmamıştır. Hatta 1930 – 1938 yılları arasında hayat pahalılığı değil % 2 ucuzluk gelmiştir. 1929 yılında devlet dış borç taksitini ödeyememiş olduğundan para değerinde sterline karşı 0,5 lira bir kayıp yaşanmıştı. Bu zamana kadar görülmemiş liradaki değer kabı karşısında olay bir ekonomik kriz, para buhranı olarak algılanmıştı. İstikrarın bozulma tehlikesine karşı ilk defa dış ticaret ve kambiyo rejimine devlet müdahalesi gereği ortaya çıkmıştı. 20 Şubat 1930 da alınan meclis kararı ile Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında 1568 sayılı kanun çıkartılmıştı. Türk parasının değerinin korunması milli bir prestij meselesi olmuştur.

Bugün Ne Haldeyiz?

1920’li yıllarda ülke kalkınması düşünülürken, diğer taraftan düşman istilası altında bulunan vatan topraklarının temizlenmesi gerekiyordu. Çileli ve zor şartlar altında kurulan Türkiye Cumhuriyeti aradan geçen bir asırlık süreden sonra ne hale getirildi? Yüz yıl sonra memleket hangi karanlık istikametlere doğru sürüklenmektedir? Kim, ne zaman bu karanlık gidişe “dur” diyecek? Cumhuriyetin kazanımlarını koruyacak, muhafaza ve müdafaa edecek güce ihtiyaç vardır.

Yok edilmek istenen bir milletin uyanışı ile birlikte, bin bir fedakârlıkla kurulan fabrikalar ata yadigârı olarak millete hizmet eden, manevi değeri çok yüksek olan tarihi mirastır. Her eserde bir tarih mirasının hikâyesi vardır. Tarihi ekonomik kuruluşlarımızın, kuruluş kitabeleri toplandığı zaman bir tarih ansiklopedisi olacak boyuttadır. Vatan ve millet sevgisi taşıyan her millet evladının “ata mirası” diyeceği bu eserler üzerinden yüz yıl geçmeden, yok pahasına yabancı sermayeye satıldı. Ata mirası olarak gelecek nesle anlatacak bir tarihi tesisimiz kalmadı, yabancılaştı.

Satılan Devlet Malları

26 Temmuz 2023 tarihli Yeniçağ gazetesinin haberine göre CİMER, 18 yılda satılan ekonomik tesislerin listelerini açıkladı. Maliye Bakanı Kemal Unakıtan 2003 teki açıklamasında devlet mallarını “babalar gibi satacağız” dediğinin üzerinden 20 yıl geçti. Sayıları 270 in üzerindeki devletin mülkleri fabrikaları, kurumları iflas etmiş tüccar gibi satışa çıkartıldı.

Satılan mülklerin bazıları şunlardır: Enerji üretim ve dağıtım sektöründe 8 Adet termik santral, 9 Adet Hidroelektrik santrali satıldı. Cumhuriyet ekonomisinin can damarı, çiftçimizin önemli tarım ürününe dayalı tarihi özelliği olan 10 adet Şeker Fabrikaları yabancılara satıldı. Devletin malı Tekel tesisleri olan 15 adet binalar satıldı. Cumhuriyet tarihinin Sümerbank tesisleri olan Atatürk’ün kurdurduğu 9 adet deri, konfeksiyon ve maden tesisleri satıldı. Yurdumuzun üç tarafını kuşatan ve önemli ulaşım ve nakliye trafiğini oluşturan deniz yolu durakları, 11 adet liman işletmeleri yabancıların malı oldu. Demir çelik, bakır, krom, linyit, kâğıt gibi 19 maden işletmeleri de babalar gibi satıldı. Bunların dışında DSİ tesisleri, Et ve Balık Kurumu tesisleri, Makine Kimya Enstitüsü tesisleri, Emekli Sandığına bağlı oteller, Ziraat Bankasının bazı iştirak ortaklıkları, Tekel Fabrikaları, TOFAŞ, Türk Hava Yolları, Türkiye Kalkınma Bankası ve daha birçok değerli mülkler yok pahasına satılmıştır.

Şimdi Ne Olacak?

Yıllar önce yaşanmış olan geçim sıkıntıları, Milli Mücadele yıllarını tekrar hatırlatmaktadır. Geçim sıkıntısı toplum hayatının maddi boyutlarını da aşarak ahlaki dejenerasyona uğratma, ahlaksızlık, hırsızlık, yolsuzluk boyutlarından başlayarak insanların kanlı kavgalara itilmelerine neden olmaktadır. TV haberlerinde “soygun haberlerine başlıyoruz” diyerek 10 dakikalar süren hırsızlık, gasp ve soygunlardan söz edilmektedir. Maddi sıkıntılar manevi ve sosyal hayatı da çekilmez hale getirmiştir. Geçim sıkıntısı aile hayatını ve düzenini hallaç pamuğu gibi örselemekte ve ailelerin boşanma davaları ile büyük yıkımlara neden olmaktadır. Milletin yarınlarına umutla bakmak lüksüne ulaşmasını bir tarafa bırakınız, gününü sorunsuz tamamlayıp, yarınına sağ salim kavuşma çabası içinde bocaladığı bir hayat yaşanmaktadır. Aile hayatının bunalıma girmesi topyekûn bütün akraba topluluğunu da etkilemekte ve içinden çıkılmaz sosyal yıkımlara sebep olmaktadır.

Çözüm

O halde bu ekonomik ve sosyal yıkımı kim durduracak? Bu ahlaki yozlaşma devam edecek mi? Hırsızlıkları kim önleyecek? Paramızın pul olmasına kim mani olacak? Her Allah’ın günü hırsızlık ve kavga vakaları ile şehirler yaşanamaz hale gelmiştir. Kötü gidişin durdurulmaması ahlaksız ve hastalıklı bir toplum olmayı tahrik ettiğinden yarınlarımızdan endişe duymamamız mümkün değildir.

Hemen belirtmeliyiz ki bütün bu acı hakikatlere sebep olanları bilmek gerekir. Milletin ızdırabından kurtuluş ve zafere gidecek olan bir yol bulmak gerekir. Bu yol; İnsanların, milletimizin tarihi ahlak ve adalet anlayışına bağlı toplumun en seçkin insanları ile birlikte olmaktır. Öyle bir topluluk olmalı ki inancı, prensipleri, yüce bir ideolojiye, eşsiz bir sosyal anlayışa sahip olması şartı ile acilen siyasal rehberlik yapmalıdır. Başımızda bulunan siyasal iktidar sahiplerinden böyle bir kurtuluş hamlesini beklemek mümkün olmamıştır. İktidar sahipleri milletin ızdırapları karşısında doğru bir iş yapamaz halde bulunmakta ve milli çilenin seyircisi durumundadır. Yapılan işler milleti daha ileriye değil daha da kötüye götürmektedir. Artık yeter!

Oy hesapları yapılmaya başlanmıştır. İktidarın devamını sağlayacak taze oylar nereden gelecektir? Ekonomik hayatımızdaki yabancılama ile sosyal alanda da istila devam etmektedir. Türkiye’ye yerleşmiş bulunan, Afganlı, İranlı, Iraklı, Suriyeli ve daha birçok yabancıların sayısı beş milyonu geçmiştir. Beş milyon insan nerelerde ikamet etmektedir? Artık şehirlerin girişlerinde Rakım ve Nüfus levhaları silinmiştir. Nerede ikamet etmekte oldukları belli olmayan bu yabancı oy kitlesinden kaç kişi vatandaşlığa alınmıştır, açıklanmıyor? Seçim öncesi, kimlik kartı işlemlerinin bir an önce yapılması için otobüslerle mobil nüfus hizmetleri kayıt büroları oluşturulmuştur.

Dünyada yaşayan milletler yalnız değildir. İnsan hayatının olağan ihtiyaçları, yaşanılan dünya insanları arasında paylaşılarak devam etmektedir. Hayatın devamı için gerekli ihtiyaçların giderilmesi için çalışmak ve karşılıklı alış-veriş işlemlerini yapmak gerekiyor. Paylaşılan dünya mallarının adil bir dağılımı, adaletli bir sevk ve idaresi ile her toplum hak ettiği hayatı yaşamaktadır.

Türkiye ekonomisi bağımsız değildir. Uluslararası ticareti, hâkim olan ülke parasından arındıramazsınız. Paranızın tedavülünü hızlandırmalısınız. Yabancı paraların ekonomi üzerindeki etkilerini yok etmelisiniz. Devletin tekelinde bulunan ve cumhuriyetin kuruluşu ile zor şartlarda kurulan hayati öneme haiz bazı sanayi ve tesisler teker teker satılarak, çoğunluğu yabancıların mülkü haline gelmiştir. Hayati öneme haiz temel ihtiyaç mallarının üretim ve pazarlamasına devlet müdahalesi zorunlu hale gelmiştir. Ekonomimiz gayri milli sermayenin tutsağı haline gelmiştir. Yabancı sermaye karşısında milletin ekonomik hayatı köleleştirilmeye ve millet evlatları ırgatlaşmaya doğru yol almaya başlamışsa enflasyonu düşüremezsiniz. Milyonlarca işsizlere iş bulacak üretime yönelik milli yatırımları devlet tarafından yapmadan enflasyonu düşüremezsiniz. Bu tavsiyelerin gerçekleşmesi için muhtaç olunan kudret Muhteşem Türkiye’dedir.

Related posts

BAŞYAZI: Yargı sopasıyla toplumsal muhalefet yok ediliyor #34

Avrupa Birliği Ordu Kurabilecek Mi?

Siyasette Arınma: Kirlenen Siyaset Mi, İnsan Mı?