Ahmet KARATAŞ
Fatma nineyi Giritli mahallesindeki evinde ziyaret ettiğimizde, ömrünün son demlerini yaşıyordu. Daha çocuk yaşında Girit’teki katliamlara şahit olmuş ulu bir çınardı o. Kökü tarihin derinliklerine, Konya’ya kadar uzanan nur yüzlü bir çınar… Girit’ten kaçarak katliamdan kıl payı kurtulabilen ender ailelerden birinin çocuğu, taşı toprağı ağlatan kanlı soykırımın son canlı şahididir.
Adalardan, Mavi Vatan’dan tarihin karartılmış dehlizlerinden nereye dokunsak binlerce “ah!” yükseliyor. Öyle bir ah ki gök ağlamakta, yer titremekte, vicdanlar sızlamakta.
Yunan’ı şımartıp maşa gibi kullanmaya devam eden tek dişi kalmış Batı, hala kan içmeye, emperyalist emelleri için milletleri yıkmaya, parçalamaya devam ediyor. Bu tuzaklara düşmemek için uyanık olmalıyız, güçlü olmalıyız, birlik olmalıyız. Güçlü olmanın ilk şartı da geçmişimizi, tarihimizi iyi bilmektir. İşgalciler henüz kapımıza dayanmadan emperyalist gayri insani kültür istilasına karşı gençlerimizi uyandırmak, onları korumak zorundayız. Bunun ilk aşaması milli tarih şuurudur.
Yunanistan 200 yıldan beri Türklere yaptığı soykırımla övünürken, milli marşlarında Türk milletine yaptıkları onlarca hakareti, kitaplarında Yunan çocuklarına öğretirken biz ne yaptık? Bu asil milletin övünç duyulacak tarihini çocuklarımıza okutup onların milli ruhla yetişmelerine zemin hazırladık mı? Bırakın bunları edebiyatımızda New Yunanilik (!) akımıyla Eski Yunan medeniyetinin faziletlerini (!) anlata anlata bitiremedik.
Peki, vatan, bayrak, ezan, şehit olmadan bu millet daha ne kadar bu acımasız yozlaşma saldırılarına karşı koyabilir? Milletin kaybolan hafızasını yeniden keşfetmeden Millet ve Devlet bilincini canlı tutmamız mümkün değildir.
O nedenledir ki, genç nesillerimizin son zamanlarda Yunanistan’ın ayyuka çıkan- şımarıklığını demiyorum- densizliğini hatta aptallığını iyi okumaları için yeniden tarih ve kültür seferberliğine çıkma vakti çoktan geldi hatta geçiyor. Bu seferberliğe Şaban amca ve Fatma nine yazı dizileriyle katkı sağlamak istedim.
Aynı ruhu ve hassasiyeti Bodrum’daki sivil toplum örgütlerinden, yerel yönetimden ve devlet erkânından da bekliyorum. Çünkü Türklerin soykırım yaptığı sapkın iddialarına binaen anıtını İstanköy’e diktiler, hem de anıtın yönünü Bodrum’a vererek.
Üzerimize doğru gelmekte olan küresel tehdide karşı hazırlıklı olmak için kuva-i milliye ruhuyla yeniden biz olmak mecburiyetindeyiz. Mora yarımadasındaki gibi tekrar gafil avlanmamalıyız. Şehitlerimizin, ecdadımızın ve Gazi M. Kemal Atatürk’ün emaneti olan bu aziz vatanı korumanın başkaca bir yolu yoktur; “milli ruh” ve “milli tarih bilinci”.
Peki, bunu kim yapacak? Biz yapacağız. Anneler, babalar, öğretmenler… Atatürk’ün önemine binaen daha postalının tozunu silmeden kurdurduğu Türk Tarih Kurumu koordinatörlüğünde, Mora Yarımadası’nda Türklere yapılan soykırım belgeleri Batılı kaynaklardan da yararlanılarak gün yüzüne çıkarılmalıdır. Bu bilimsel çalışma raporları tüm dünyaya duyurulmalı ve uluslararası mahkemelerde diplomatik ve hukuki haklarımız kullanılarak tazminat davaları açılmalı, insanlık katili Yunanistan’a yavuz hırsız misali nasıl soykırım anıtı dikilirmiş, fitil fitil burnundan getirilmelidir. O anıt oradan sökülüp tarihin çöplüğüne atılıncaya kadar Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu işin peşini bırakmamalıdır.
Tarih bilinci dedim ya, işte kanayan yaramız bu. Çocuklarımız bunları bilmiyor, çünkü öğretilmiyor. Vatanı müdafaa, haklarımızı arama bakımından iki satır yazı yazsak neredeyse şovenistlikle suçlayacaklar. Haklılar, çünkü kişi bilmediğine düşmandır ama en büyük erdem ise bilmediğini öğrenmektir. Şimdi soruyorum; Girit’teki, Mora’daki hele en vahşisi Tripoliçe’deki Türk katliamından bu ülkede kaç kişinin haberi var?
Burada sorun ve sorumlu devletin eğitim ve kültür politikalarıdır, gençler değil. Türk aile yapısını ve geleneksel kültürümüzü tahrip etmekten başka bir işe yaramayan türden diziler ve programlar yerine Yunan katliamları niçin dizilere, belgesellere konu olmuyor, hala anlamış değilim. Acaba bilmediğimiz (!) bir ambargo mu var? Nedir bu pısırıklık, aymazlık, eziklik?
İş işten geçmeden tarih ders kitapları müfredatı acilen gözden geçirilmeli, kim soykırımcı, bu millet öğrenmelidir. Ama her şeyden önce Bodrum kamuoyundan, İstanköy Adası’na dikilen sözde soykırım anıtına karşı toplu bir itiraz, topyekûn bir silkiniş bekliyorum.
Haftaya, Girit’in hala hukuken bizim mülkümüz olduğuna dair belgeleri gözler önüne sermek umuduyla hoşça kalın.