Hindistan’da İnekler
Bazı kültlerde hayvanlar ve bitkiler önemli figürler olarak kabul edilmişlerdir. Ortadoğu’dan Uzakdoğu’ya doğru gidildikçe hayvan figürlerinin yerini çiçek, sebze, meyve gibi bitki figürleri almaya başlar. Bununla birlikte dünyanın kadim yerleşim yerlerinde daha çok çeşitli hayvan figürlerinin yer aldığı görülmektedir. Bu hayvanlar arasında genellikle fil, maymun, turna, köpek, kaplumbağa, kuş ve balık türlerinin olduğu görülür. Eski Türklerde kurt, kartal ve geyiğin ayrı bir yerinin olduğu söylenebilir. Anadolu’da çeşitli duvar süsleme malzemelerinde hala geyik motiflerinin olması, tesadüf değildir. Ancak belirtilmelidir ki; Türkler, bu hayvanlara pagan kültürler gibi ilahi bir güç atfetmiş olmayıp onları sembol olarak kullanmışlardır. Mesela kurt ve kartal kararlılık, azim, dayanma, hâkimiyet özellikleri yönüyle; geyik veya ceylan ise masumiyetleri yönüyle benimsenmiştir.
İnek, Hindistan’da kutsal kabul edilen bir hayvandır. İneğin kutsallığı eski Hind dini olan Dravid dininden Brahmanizm’e, oradan da Hinduizm’e geçmiştir. Bugünkü Hinduizm’de esasen önceki Hint dinlerinden kalan başka kabuller de vardır. Yoga, ruh göçü, iyilik ve kötülük tanrısı ve ineği kutsama vb. gibi. Hinduizm’in kutsal metini Veda’da inek; insan, yeryüzü, gökyüzü, güneş ışınları, konuşma ve ilahi okuyan kişi arasında iletişim kuran varlıktır. Kimi kutsal metinlerde inek etinin yenilebileceği kabul edilmekle birlikte inek etinin yenilmesinin haramlığı genel bir kabul olarak varlığını sürdürmektedir.
Hindistan, Hinduizm mensupları kadar Müslümanların da bulunduğu bir büyük coğrafyadır. Bu topluluklardan birisi ineği kutsal kabul ederken diğeri ise ineğin kurban edilmesini kutsal bir amel olarak görmektedir. Tarihte bu durum, pek tehlikeli bir gerginlik kaynağı olmamıştır. Ancak İngilizlerin Hindistan hâkimiyetlerinde ve sonraki dönemlerde Hinduizm mensupları ile Müslümanlar arasında inek konusu, bir gerginlik argümanı olarak kullanılagelmiştir. Potansiyel bir gerginlik argümanı olarak da kullanılma tehlikesi hep vardır. Buna dikkat edilmesi önemlidir.
Köpekle İlgili Özet Fıkhi Bilgiler
Türkiye’deki köpeklerden söz etmek için, önce İslam dininin köpeklerle ilgili değerlendirmesine bakalım.
Dinimizde kurallarına uyularak avlanan hayvanlar helal olduğu gibi eğitilmiş avcı hayvanların avladıkları av hayvanları da helal kılınmıştır:
“Kendileri için nelerin helâl kılındığını sana soruyorlar; de ki: Bütün tayyibat/iyi ve temiz şeyler size helâl kılınmıştır. Allah’ın size öğrettiğinden öğretip avcı hale getirdiğiniz hayvanların sizin için yakaladıklarından da yiyin ve üzerine Allah’ın adını anın (besmele çekin). Allah’tan korkun. Allah’ın hesabı pek çabuktur.” (Maide 5/4)
Köpek, yırtıcı hayvanlar gurubunda yer aldığından Hanefi, Şafii ve Hanbelî mezheplerince etinin yenmesinin haram olduğu konusunda görüş birliğine varılmıştır. Maliki mezhebi bu konuda onlardan farklı düşünmektedir.
Köpeğin su içtiği kabın temizlenmesi gerektiği, içtiği suyun artığının da temiz ve temizleyici olmadığı konusunda Hanefi, Şafii ve Hanbelî mezheplerinin görüşleri vardır. Söz konusu kabın temiz sayılabilmesi için üç kere, kimilerine göre yedi kez yıkanması şart görülmüştür. Maliki mezhebi ise avcı köpeğin tuttuğu avın etinin haram olmadığından hareketle köpek artığı suyun ve kabın temizliğine hükmetmiştir.
Şafii ve Hanbelîler köpeğin alınıp satılmasını, kiraya verilmesini, vasiyet edilmesini caiz görmezlerken Malikiler avcı hayvanı, bekçilik, çoban yardımcılığı gibi görevlerde kullanılan köpekler için alım satım, kira ve vasiyet gibi uygulamalara cevaz vermişlerdir. Hanefi mezhebi ise köpek için ayrı bir bahis açmaya gerek duymamış olup söz konusu intikallerde genel kurallara uyulmasının intikalin geçerliliği için yeterli olacağı görüşünü benimsemiştir.
Asr-ı Saadette kanarya, güvercin gibi evcilleştirilmiş ya da kafese alınmış kuş türlerinin evlerde barındırıldığından hareketle genel anlamda evde çevreye ve insanlara zararı dokunmayacak hayvanların beslenmesinin caiz görüldüğü anlaşılmaktadır. Ancak köpek için bu genel durum geçerli olmamıştır. Bekçilik, koruyuculuk gibi görev yapan köpeklerin dışında evde köpek beslenmesi, evde barındırılması hadis-i şeriflerde pek hoş karşılanmamış, buradan hareketle fakihler köpeğin evde barındırılmasına mesafeli durmuşlardır.
Zararlı hayvanların öldürülmesine izin veren hadis-i şerifler varittir. Köpek için de bu geçerlidir. Ancak fakihler, zararsız köpeklerin öldürülmesini olumlu karşılamazlarken; kuduz ve saldırgan köpeklerin öldürülmesine cevaz vermişlerdir.
Hayvanların vereceği zararların sahipleri tarafından tazmin edilmeyeceği genel kural olarak kabul edilmekle birlikte yolda ve kalabalık yerlerde zarar veren hayvanların/köpeklerin, verdiği zararların sahipleri tarafından tazmin edileceği de kabul edilmiştir. Hanefi, Maliki ve Zahiriyye mezhebi fakihleri sahip ya da bakıcısının teşebbüs, açık ihmal ve kusurunun olması halindekiler müstesna olmak üzere hayvanların/köpeklerin vereceği zarardan sorumlu olmayacakları görüşündedirler. Hanefi (bir kısım), Şafii ve Şia fakihleri, köpeğin sahibi ya da besleyenlerinin köpeğin verdiği zarardan dolayı sorumlu olacaklarını ifade ederler. Ancak köpeğin saldırısına uğrayan ya da köpeğin zarar verdiği kimseler, mahalle izinsiz olarak girmişler ya da köpeğin saldırgan olduğunu bilerek girmişlerse köpek sahibi sorumlu tutulamaz görüşünü belirtmişlerdir.
Konuyla ilgili pek çok hadis-i şerif mevcut bulunmaktadır. Ancak bu hadis-i şerifleri, sebeb-i vürutları/o hadisin hangi şartlarda ve hangi bağlamda söylendiğinin iyi irdelenmesi bağlamında değerlendirmek son derece önemlidir. Olayı sadece hayvan hakları bağlamında ele almak, bunun yanında çevre ve insan haklarını unutmak son derece yanlıştır. Hatta bu konuda ileri gitmek, psikolojik bir travma belirtisi de taşıma eğilimindedir.
Kısıtlayıcı emir ve tavsiyeleri; telafisi mümkün olmayacak kayıp ve zararların önlenmesi açısından değerlendirmek isabetli olacaktır. Köpeklerin kuduza yakalanma tehlikesi olasıdır. Bunun takibini atlamaksızın yapmak mümkün olmayabilir. Olayı bütün yönleri ve bütün mecrası ile ele almak daha doğru olacaktır. Hz. Peygamber Aleyhisselam’ın; günahkâr bir kadının, çölde susuzluktan dilleri sarkmış bir köpeği suvarması yüzünden Cenab-ı Hakk’ın onu Cennetine aldığını bildirilmesi, son derece ibretlik bir uyarıdır.
Edebiyat Ve Köpek
Nasıl çeşit çeşit insan varsa, köpekler de hep tek düze değildir. Onların da çeşitleri vardır. Köpeğin türüne göre şiir ya da hikayede, köpeğin, olayın kahramanlarından birisi olması doğaldır. Burada Kangal çoban köpeklerini ayrı bir yere not almak, onun hakkı olmalıdır. Mehmet Taçdiken’in Bir Sevdadır Çobanlık hikâyesi de biraz çoban köpeği hikâyesidir.
Edebiyatta bir kelp/köpek konusu vardır ki içinde fıkıh, hiciv, tevriye, teşbih gibi pek çok konu barınabilmektedir. Ondan söz etmesek olmaz:
Meşhur hiciv şairi Nef’i ve Kadı Tahir Efendi çağdaştırlar (17. yy.). Nef’i hicivde üstüne olunmayan bir adamdır. Savunduğunu iyi savunur, hicvettiğini de iyi hicveder. Onunla başa çıkmak kolay değildir. Nef’i ile Tahir Efendi arasında bir anlaşmazlık meydana gelir. Tahir Efendi, şair Nef’i’ye kelp/köpek der. Şair Nef’i bunun altında kalır mı? Kulağına gelen bu söylemi cevaplandırmalı, hem de iyi cevaplandırmalıdır. Öyle de yapar. Şu dizeleri döktürür:
Tahir Efendi bana kelp demiş;
İltifatı bu sözde zahirdir.
Maliki benim mezhebim zira;
İtikadımca kelp tahirdir.
Burada Dadaş Şair Nef’i tevriye sanatı ile iki anlamı birden kullanmış oluyor. Hem “İtikadımca kelp tahirdir” derken Maliki mezhebine göre köpeğin temiz kabul edildiğini beyan ediyor, yukarıda geçtiği gibi, hem de “kelp tahirdir” diyerek Tahir kelimesini Kadı Tahir Efendi’nin adına atıf yaparak ona kelp/köpek diyerek ne kadar sivri dilli ve acımasız olduğunu aynıyla, belki fazlasıyla iade etmiş oluyor. Bu sivri dilli şair ne yazık ki bu sivri dilinin kurbanı oluyor ve üç kez affa mazhar olmasına rağmen sonunda kelleyi kurtaramıyor.
- yy. başlarında Tahir’ül -Mevlevi de 3 asır sonra şair Nef’i’ye onun üslubunca dizelerle cevap vermiştir.
Köpekleri Salmışlar Taşları Bağlamışlar
Nasreddin Hoca merhumun meşhur bir fıkrası var: Hoca merhum, bir köye gider. Ne kadar köpek varsa etrafını sarar. (Zaten köye bir yabancı geldiği zaman köpekler kendilerine özgü bir haberleşme ağı ile hemen haberleşirler ve o yabancıyı karşılamak için hemen tören vaziyeti alırlar.) Hoca, kendini savunmak için can havliyle yerden taş almak için davrandıysa da nafile. Çünkü her yer don tutmuş olduğundan taşları yerinden almak ne mümkün. İşte, Hoca, meşhur söylemini o zaman söyler: Köpekleri salmışlar, taşları bağlamışlar.
Hoca merhum, ileri görüşlü bir adam. Bu, hem fıkralarından hem de özellikle bu fıkrasından anlaşılıyor. Günümüzde de bütün sokaklar, mahalleler, caddeler, şehirler, büyükşehirler sokak hayvanları ile, özellikle köpeklerle dolmuş, işgal edilmiş durumda. Birtakım hayvanseverler buna şiddetle karşı çıkabilirler. Esas olan ve olması gereken; her canlının can güvenliğinin korunması yanında onların yaratılışlarına uygun bir konumda konumlandırılmaları ve o konumun korunması olmalıdır. Köpeği süs bitkisi gibi, çiçeği de ev bekçisi olarak kullanmaya çalışırsanız üzülürsünüz. Üzülen sadece siz de olmazsınız. Pek çok insan ve hatta canlı zarar görür, travma geçirir.
Bütün bir toplumun şaşkınlıkla tanık olduğu Pitbull saldırılarını haklı çıkaracak, hangi gerekçe olabilir? Buna bir dur demenin, buna bir son vermenin zamanı ne zaman gelecek? Gerekli önlemleri almak için insanların, çocukların yaralanmaları, korkutulmaları, psikolojik travmalara maruz kalmaları yetmiyor mu?
Önerimiz
Önerimiz şudur: Başta Pitbull cinsi köpekler olmak üzere, sahipsiz köpek kalmamalıdır. Her köpeğin bir sahibi olmalıdır. Her köpek sahibinin elinde sertifikası olmalıdır. Köpeğin bir zararı söz konusu olduğunda, sertifikası olan kimse sorumlu olmalıdır. Sertifikasız köpek kalmamalıdır. Kaldıysa, onlara mahallin belediyesi sahiplenmeli ve onların sertifikası belediyenin olmalıdır. Başıboş köpekleri, hayvan hakları adına hala savunan varsa, o sahipsiz sokak hayvanlarının sahipliği onlara verilmelidir.
Hayvanlar bizim düşmanımız değildir. Yüce Yaratıcı, onları insanların istifadesine vermiştir. Önemli olan, onları, onlara uygun mecralarda kullanmak, istihdam etmektir. Bunu yapmalıyız.
Bardakoğlu, Ali, Köpek, DİA, XXVI, 251, 252.
Demirci, Kürşat, Hayvan, DİA, XVII, 82, 83.
Başıboş köpekleri, hayvan hakları adına hala savunan varsa, o sahipsiz sokak hayvanlarının sahipliği onlara verilmelidir. |