Hayrettin DURMUŞ
Kutlu bir medeniyetin inşası için “Muhteşem Türkiye” hedefinin ne kadar zaruri olduğunu yaşadığımız olaylardan, kendimizden, kentimizden, komşularımızdan, bulunduğumuz coğrafyadan, insanlığın gidişatından daha iyi anlıyoruz. Ülkemiz, milletimiz ve bütün insanlık adına tüylerimizi diken diken eden gelişmelerle yatıp kalkıyoruz. Kavramlar karman çorman olmuş, haklı haksız karışmış, endişeler her geçen gün çoğalıyor. Biz gençliğin sorunlarıyla uğraşa duralım, derdi olmayan bir gençlik almış başını gidiyor… Çağın sancıları bölüyor uykularımızı. Peki, ne yapacağız? Elimizden hiçbir şey gelmez mi?
Bir avuç insan yarım asırdan fazla bir zamandan beri safça, idealistçe bu ıstıraplara kafa yoruyor ve bize, topluma bir hedef gösteriyor. İnanırsak, yürekten uyarsak bu çağrıya, yüceleceğimiz, yükseleceğimiz belli. Aydınlık, mutlu yarınların özeti, müjdesi “Muhteşem Türkiye” ideali değil mi?
“MUHTEŞEM TÜRKİYE” YE GİDEN YOLUN İLK ADIMI
“Muhteşem Türkiye” projesinin ilk adımı insan hak ve hürriyetlerine dayalı Hukuk devleti diyoruz. İşin başı adalet… Dikkat buyurulsun kanun devleti değil, hukuk devleti.
İnsan dediğimiz kim? Biziz, kendimiz. İçinde büyük âlemlerin saklı olduğu devasa varlık. Nuri Pakdil’in ifadesiyle “Boyu dünyadaki bütün duvarlardan yüksek” olan canlı. Bütün varlıkların iradesi ellerine bırakılan mümtaz varlık. Onlarca, yüzlerce tasnife girmeden özetleyelim. Ne diyorduk, nasıl tarif ediyorduk insanı? “İnsan, yaratanını ve yaradılış gayesini bilen, bünyesinde fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerin görüldüğü ideolojik bir varlıktır.” Bu satırların yazarı olarak hep şöyle düşünmüşümdür. Önce biz kendimizi ıslah edeceğiz. İnsan-ı kâmil haline gelebilmek için çaba harcayacağız. Kendimizi asla unutmayacağız. İçimizdeki devi uyandırıp, kahramanlar haline gelince bütün insanlığın çıtasını yükseltmek için var gücümüzle çalışacağız.
KANUN DEVLETİ Mİ, HUKUK DEVLETİ Mİ?
Hak kavramı sübjektif bir kavram. Üzerinde kesin olarak anlaşılmış bir tanım yok ama kabul gören şekliyle Hak, “kişinin başkalarının hayat tarzına müdahale etmeden kendi yaşantısına yön verme hürriyetidir.” Allah bütün insanları eşit yarattığına göre birbirimizin haklarına saygı göstereceğiz. Kendi hakkımızı kullanırken başkalarının hakkını çiğnemeyeceğiz. Başkalarını kendimize benzetmeye çalışmayacağız. Dileyen dilediği gibi yaşayacak, kendimize hak gördüğümüzü başkasından esirgemeyeceğiz. “Bana mubah sana günah” mantığını terk edeceğiz. Mubahsa hepimize mubah, günahsa hepimize günah diyeceğiz. Özgürlüğün her istediğini yapmak değil, tam tersine istemediğini yapmamak olduğunu aklımızdan çıkarmayacağız. İşte tam bu aşamada hukuk devreye giriyor.
Objektif olarak hukuk, “insanlar arasındaki münasebetleri düzenleyen ve uyulması bir dış müeyyide ile sağlanan kaidelerin bütünüdür” şeklinde tarif edilir.
Hukuku kim sağlayacak? Mazlumun hakkını kim savunacak? Tabii ki Devlet. Devlet konusunda da yüzlerde tarif var. Sokrates, Eflatun, Aristo, Farabi, İbn-i Haldun, J. J. Russo, St. Simon, A. Comte, Hegel, Thomas Hobbes, John Lucke devleti tarif etmiş, Thomas More ve Tommasa Campanella ütopyalarını ortaya koymuşlardır…
Devlet “kendisini bir ideolojiyle tahdit etmiş, teşkilatlı insan gruplarının oluşturduğu kudrettir” şeklinde de tarif edilmiştir. Kısacası milletin teşkilatlanmış halidir devlet.
KUTADGU BİLİG’TEN GÜNÜMÜZE MESAJ
Yusuf Has Hacib’in ünlü eseri Kutadgu Bilig’te temsili olarak hükümdarın elinde bıçak, sağında şeker, solunda acı ot bulunur. Bıçak adaleti, kamu hukukunu, acı ot suçluları cezalandırmayı, şeker ise mağdurların, mazlumların hakkını almayı temsil eder. Başka bir ifadeyle Aytoldı adaleti, Ögdülmüş akl-ı selimi, Odgurmuş akıbeti temsil eder kitapta. 6645 beyitten ibaret olan bu kitabı okumanızı salık veririm.
Fert olarak ve toplum olarak kitabına uydurma hastalığımızdan vazgeçebilir hakkıyla kitaba uyarsak hukuktan lezzet alır, adaletin farkını hissedebiliriz.
Hukuk devletinin temelini yasalar oluşturur. Elbette mevcut yasalara uyarak, meri kanunlara bağlı kalarak, yetki ve sorumluluklarımızın bilinciyle hareket edeceğiz. Koçi Bey risalesinde ne güzel söylemiş: “Küfr ile dünya durur, zulm ile durmaz…”
Liderle yönetici arasında ne fark vardır diye düşündünüz mü hiç? Lider doğru iş yapar, yönetici ise işi doğru yapar. Allah milletimize doğru iş yapan, basiret sahibi, asırlık hedefler gösterebilen liderler nasip etsin…
Hukuk Devletinin temeli anayasa dedik ama bu yazımızda ne 1921 anayasasından, ne de “Medine Anayasası’ndan bahsedebildik. O da ayrı bir yazının konusu olur belki.
Adaletin, kardeşliğin, barışın hâkim olduğu, birleşmiş, güçlü, ileri, mutlu Türkiye sevdalılarına selam olsun.