Husiler ve Mekke İttifakı

 

Husiler

Son yıllarda adından çok söz edilen Husiler, Yemen’deki bir topluluğun adıdır. Husiler, değişik perspektiflerden değerlendirilebilinir elbette. Nitekim öyle de yapılmaktadır. Dikkat çeken iki özelliği söylemek gerekirse, bunlardan biri; Husilerin Şii olmalarıdır. Bizce en önemli özelliği ise antiemperyalist bir karakter arz etmeleridir. Bu özelliklere; merkezi hükümetle aralarının bozuk olması, haşin bir yapıya sahip olmaları, disiplinli bir tutum sergilemeleri, ekonomik olarak sınırlı imkânlara sahip olmaları gibi özellikler sıralanabilir. Husiler Şia’nın Zeydiye koluna mensup olup bünyelerinde çeşitli kabilelerden mensupları bulunmakta ama ana gövdeyi Husi kabilesi oluşturduğundan Husiler diye bilinmektedir. Zeydiler; akide ve fıkıh açısından Ehl-i Sünnete en yakın Şia topluluğudur.

Yemen, bizim dünkü toprağımızdır. Dillerimiz farklı olsa da Yemen halkı ile Türk Milleti arasında sarsılmaz gönül köprüleri kurulmuştur. Bütün yokluklara ve imkânsızlıklara karşı Osmanlı Ordusu Birinci Dünya Savaşında emperyalist İngiliz sömürge güçlerini Yemen halkının omuz vermesiyle püskürtmüştür. Bu omuz vermede Şii – Sünni ayrımı olmamıştır. Mehmet Niyazi Özdemir’in Yemen Ah Yemen romanı bu tarihi olayı müthiş bir sadakat ile Türk insanına aktarmaktadır.

Yemen Türküsü, durduk yerde yakılmamıştır. Her türkünün bir hikâyesi vardır. Bizim en içli hikâyelerimizden birisi de Yemen’dir. Yemen Türküsünün hikâyesini bilmeden onun melodisine takılmak, boşuna kürek çekmektir.

Yemenlileri Şii ve Sünni diye ayrıştırmak, emperyalizmin işine gelmektedir. Pek çok kalemşor bilerek veya bilmeyerek emperyalizmin değirmenine su taşımaktadır. Bu sutaşıma işi sosyal medyada çok daha büyük boyutlara ulaşmaktadır. Şiileri İslam dairesinin dışına çıkarmakta hiç sakınca görmeyen ya da bunu bir görev olarak yapanlar azımsanmayacak boyuttadır. Bunları söylemekle iki noktayı göz ardı ettiğimiz asla sanılmamalıdır:

1.Şia’nın tamamını aynı kefeye koymak, tarifi mümkün olmayan bir cehalet örneği olur.

  1. Hiç kimsenin yanlışına ortak olmayız. İslam dairesinde kalanın yanlışını adam gibi konuşuruz. Milli devletin bereketli atmosferinde, tartışma konusu olan pek çok meseleyi ilim erbabına havale eder; cühelanın ve bozguncuların havasını indirir, ilmi yüce makamına konumlandırırız.

Birinci Dünya Savaşında birlik olunarak emperyal güçler nasıl def edilmişse, hayatın her döneminde yine aynı sonuçlar aynı yaklaşımla elde edilecektir. Dün Yemen cephesinin birlik olmasıyla Yemen’i terk etmek zorunda kalanlar, bugün o birliği parçalayarak kaldıkları yerden devam etmek istiyorlar. Olay, bundan başkası değildir. Dün Birleşik Krallık vardı sahnede, bugün Birleşik Devletler. Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda; Yemen’de Şii – Sünni ayrımından daha çok; emperyal güçlerle yan yana yürüyenler ile emperyal güçlere eyvallah etmeyen güçlerin varlığından söz etmek daha doğru ve daha hakkaniyetli olacaktır.

Yemen’deki Husileri İslam dışı göstermek de Yemenlileri Türk düşmanı göstermek de cehaletin değil; gönüllü bir piyonluğun sonucu olabilir ancak. Her iki yanlışa karşı bir örnekle konuya açıklık getirelim: Rahmetli Prof. Ayhan Songar, bir heyetle Yemen’e gitmişlerdi. Orada bir vakitte cemaatle namaz kıldılar. Heyette Songar Hocanın eşi de bulunuyordu. O da erkek saflarından sonraki safta el bağlayarak cemaate katılmak istedi doğal olarak. Yemenliler, Bayan Songar’ın arka safta namaz kılmasına razı olmadılar. Bir Türk’ün arka safta namaz kılmasını istemediler.  Bunun temelinde Yemenlilerin Türklere olan derin sevgisi ve saygısı bulunuyordu.

Anadolu coğrafyasında Yemen’e gidip gelen dedelerimiz olduğu gibi gidip gelemeyenler de vardır. Mektubu geldiği halde kendisi gelemeyen dedelerimiz de olmuştur.

Düşman ve yandaşları hedeflerinden asla vazgeçmiş değillerdir. Sadece taktikleri değiştiriyorlar, o kadar. Şimdi anlatacağımız konu da direkt olarak bununla ilgilidir.

Mekke İttifakı

Kısa söyleyiş ile Mekke İttifakı, kulağa hoş gelen çağrışımlar yapan bir isim taşımaktadır. Mekke’deki en önceki ve en önemli ittifak Hılfu’l-Fudul’dur; Erdemliler Antlaşması. Peygamberimiz Aleyhisselam’ın da bulunduğu ve İslam döneminde ihtiyaç olması halinde yine yer alacağını bildirdiği bu anlaşma ile zorba müşrik tahakkümüne karşı Yemenli bir mazlumun hakkı savunulmuştur.

Öncelikle Mekke Savunma Sözleşmesinin yanlı açıklamalardan kaçınarak objektif bir şekilde açıklanması gerekir. Basının ve sosyal medyanın konuyu, taraf olduğu cenaha göre yorumlamaya çalıştığı, çeşitli albenilerle konuyu sulandırdığı gözlerden kaçmamaktadır. Husilerin terörist olduğu, Şiilerin Müslüman olmadığı, Yemenlilerin Osmanlıyı arkadan vurduğu, gibi asılsız ve kamuoyunu güdülemeye yönelik açıklamalar gözlerden kaçmamaktadır. Kamuoyunu alıştırmak için; anlaşmanın meclis onayından geçmeden bir işlevinin olmayacağını söyleyenler de bulunmaktadır.

Mekke İttifakı daha ete kemiğe bürünmeden Suudi Arabistan’ın Husiler üzerine peş peşe saldırılara geçtiği görülmektedir. Anlaşılan o ki; Suudi Arabistan daha işin başında bu girişimden büyük cesaret almıştır.

Mekke Savunma Sözleşmesine üç devlet imza koymuştur. Bunlar Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’dır. Bu ülkelerin durumlarına kısaca baktığımızda karşımıza şöyle bir portre çıkmaktadır:

Türkiye: Türkiye, düşmanı çok bir ülkedir. Düşmanlarının büyük çoğunluğu vekâlet savaşlarıyla işi götürmek niyetindedir. Bunun en büyük örneği PKK’dır. Onun vekâletliği de başka bir evreye evrilmektedir. Terörsüz Türkiye hikâyesi bunun en açık örneğidir. Annesi tarafından evlatlıktan çıkarılmış olan Cemil Bayık; “Önder Apo serbest bırakılmadıkça örgüt silah bırakmayacaktır.” diyerek açıktan örgütün niyetini ortaya koymaktadır. Uzun lafın kısası; piyon örgüt stratejisini değil, taktiğini değiştirmiştir. Gömlek değiştirenlerin bunu anlamasını ya da buna göre tavır almasını beklemek, boşuna kürek çekmek değil midir?!

Türkiye, bir savunma paktı olan NATO üyesi değil midir? NATO, bizim savunma güvencemizi karşılıyor mu, karşılamıyor mu? Çok çeşitli sorunlar olmakla beraber NATO, Türkiye’nin savunma şemsiyesi görevini deruhte ediyorsa o zaman bu ikinci ve mahiyeti tam anlamıyla netleşmemiş savunma anlaşması neyin nesi oluyor? Yok, NATO, Türkiye’nin savunma şemsiyesi görevini karşılamıyorsa, o zaman bu anlaşmaların ne anlamı var? Bu soruların dürüstlükle cevaplandırılması gerekmektedir. Söz gelimi Türkiye; Yunanistan ya da İsrail tarafından tehdit edildiğinde bunları kanatları altında tutan Birleşik Devletlerin yine kanatları altında bulunan(!) Suudi Arabistan mı bize destek verecek?!

Pakistan: Pakistanlılarla Türk Milleti arasında köklü bir kardeşlik hukuku vardır. Ama yönetimler için ayrı bir parantez açmak gerekebilir. Pakistan, nükleer silaha sahip olmakla ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. Bunun caydırıcılık açısından bir artısının olduğunu söylemek mümkün olmakla birlikte sorunu ortadan kaldırdığını söylemek mümkün değildir. Pakistan ve Hindistan arasında müzmin bir sorun hep varlığını korumuştur. Keşmir sorunu bir çıbanbaşı gibi yerini korumaktadır. İki devlet arasında olası bir sürtüşme olduğu zaman kim kime yardım edebilecektir? Ayrıntıya girmeden olayın muhtemel pek çok boyutunun olduğunu söylemeye çalışıyoruz.

Suudi Arabistan: Suudi Arabistan adeta Birleşik Devletlerin bir eyaleti gibi hareket edebilmektedir. Ülkede ekonomik ve askeri alanlarda Birleşik Devletlerin ağırlığı, belki hegemonyası vardır. Ülkede pek çok Birleşik Devletler askeri üssü bulunmaktadır. Birleşik Devletler; İsrail – İran savaşında bu üsleri İran’a karşı kullanmıştır. İran’ın buna karşılık vermesi; Suudi Arabistan ve Birleşik Devletler için zafiyet olarak değerlendirilmiştir.

Öte yandan Yemen’deki Husilerin bölgedeki yabancı istila güçlerine ve onlara payandalık yapanlara karşı giriştiği eylemler caydırıcı olmuştur. İşin püf noktası da burasıdır. Dünya jandarmalığına soyunan “süper güç” Husilerin kendi çaplarındaki atakları karşısında afallamış, adeta madara olmuştur.

Mekke İttifakından sonradır ki Suudiler Husilere karşı çok yönlü saldırıya geçmişlerdir.

Burada can alıcı nokta şudur: Mekke İttifakı, Husilerin bölgedeki etkilerinin bertaraf edilmesine yönelik bir işlev görecekse, bu, deniz aşırı emperyal güçlerin bölgeyi talan etmeleri önündeki bir engelin kaldırılması anlamına gelir. Böyle bir sonuca imkân veren bir anlaşma Mekke İttifakı olamaz. Mekke gibi mübarek bir isim, emperyalizme yol açmak için kullanılan bir kamuflaj aracı olamaz. Kudüs, Gazze ve hatta İran’ı değil, afaki bir savunma konsepti ile emperyal güçlerin önündeki engelleri kaldırmaya yönelik hizmet verecek olan bir konsept kabul edilemez.

Türkiye’ye Düşen

Bir ülkenin meşru erki devlettir. Bu tartışılmaz. Bunun tartışılabilecek iki istisnası vardır:

  1. Devlet erki milli iradeyi ıskalıyorsa orada sorun vardır.
  2. Devlet erki zecr altında ise orada sorun vardır.

Yemen’deki sorun, bu iki açıdan da değerlendirilmelidir. Türkiye, Yemen’de ayrıştırmayı değil, kardeşleşmeyi ve kucaklaşmayı sağlayacak adımları atmak zorundadır. Bu, Yemen’de şehit düşen Türk çocuklarının da ahıdır. Emperyal niyetlere alan açacak her girişim gaflettir, felakettir.

Şurası unutulmamalıdır ki; dünyanın hemen her yerinde değişik etnik, dini ve mezhebi topluluklar vardır. Önemli olan bunların temel insan hakları çerçevesinde barış ve huzur içinde yaşamalarını sağlamaktır. Suudi Arabistan’da da Şia’ya mensup Müslümanlar bulunmaktadır. Yemen’de Husilere yapılacak saldırılar, Suudi Arabistan’da da akisler uyandıracaktır. Önemli olan emperyal oyunlara gelmeden birlik ve kardeşlik ocağını harlamaktır. Bunu Türkiye yapabilir ve YAPMALIDIR DA!

 

Related posts

BAŞYAZI: Kamu görevi bir mülkiyet değil emanettir #38

Kıbrıs Türk Cumhuriyeti İlelebet Yaşamalıdır

Üstü Örtülü Saadet Zinciri Fon Krizi