İran Üzerinden Emperyalist Savaş

 

            13 Haziran Cuma sabahında İsrail tarafından İran’ın nükleer tesisleri ve askeri üsleri hedef alınarak bir füze saldırısı yapıldı. İran yetkililerinin açıklamalarına göre İsrail saldırıları neticesinde yetmiş sekiz kişinin öldüğü, üç yüz yirmi kişiden fazla sayıda yaralı olduğu açıklandı. Ölen ve yaralananların, büyük çoğunluğun sivil halk olduğu saldırılarda Genel Kurmay Başkanı Muhammed Bakıri ve Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Selami’nin ve Hava Kuvvetleri Komutanı Amir Ali Hajizadeh’nin öldükleri açıklandı. Tahrandaki saldırıda, ölenler arasında bilim adamlarından İslami Azad Üniversitesi Rektörü Muhammed Mehdi Tehranchi ve eski İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Feridun Abbasi’nin isimleri de açıklandı. Ayrıca Tahran’daki altı nükleer fizikçinin ölenler arasında olduğu haber kaynaklarının duyurularında yer aldı.

            Mossad komandolarının İran’da hazırlık yaparak Tahran yakınlarında bir saldırı dronu tesisi kurdukları haberler arasında yer almaktadır.

            İran’ın bombalanmasında kim düğmeye basmıştır? Bombalanmaya sebep olan nükleer enerji tesislerine sahip olmanın tarihçesi nedir? İran’ın bombalanmasında görünen İsrail gücünün arkasındaki komuta merkezi kimin elindedir? Bu soruların cevabı bulmak için İran’ın nükleer enerji çalışmalarındaki geçmişte yapılanlara bakmak gerekir.

 

Nükleer silahlanma bahane mi?

 

NPT (Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması) adıyla bir anlaşma imzalanmıştır. Bu anlaşma dünyayı felakete götürecek nükleer tehlikenin ortadan kaldırılması amacıyla yapılmış uluslararası bir anlaşmadır. Yapılan anlaşma şartlarında nükleer enerji kullanarak ekonomik değeri olan, enerji üretimi, tarım ve tıp amaçlarına uygun nükleer tesisler yapılabilecektir. Ancak askeri amaçlı nükleer silah üretimi yapılması yasaklanmıştır. NTP anlaşmasında olmayan ülkelerden birisi İsrail’dir.

 İran’ın 2002 yılında nükleer tesislerinde gizli askeri silah üretimine yönelik çalışmaların yapıldığı ortaya çıkmıştır. İran bunu yalanlayarak, askeri amaçlar için değil, sadece sivil amaçlara yönelik nükleer çalışmalarının olduğunu söylüyor. Bu iddia küresel nükleer gözlemci olan IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı) ve birçok ülkeler tarafından inandırıcı kabul edilmemiştir.

            Bunun üzerine ABD başta olmak üzere, İran’ın nükleer enerjinin bomba yapımında kullanılmasına dair şüpheler sebebi ile 2010 yılından itibaren İran’a ekonomik yaptırımlar uygulanmaya başlanmıştı. Yaptırımlar İran ekonomisinin durgunluğa girmesine, para biriminin rekor seviyede gerilemesine neden olmuştu. Ambargo ile İran’ın petrol satması engellenerek yüz milyar dolarlık dış varlıkları dondurulmuştu. Böylece enflasyonun yükselmesine ve ekonominin gerilemesine neden olmuştu.

            2018 İran’ın nükleer enerji politikasına karşı ABD, nükleer enerjinin kullanım amaçlarını ve kullanım alanlarını belirleyen ve yaptırımlar içeren bir anlaşma metni yayınladı. JCPOA (Ortak Kapsamlı Eylem Planı) adıyla tanımlanan anlaşma metnine göre nükleer silah yapımı yasaklanmış, nükleer santral ve ekonomik araştırmalar kapsamındaki çalışmaların neler olacağı belirlenmişti.

            Nükleer silah yapımında kullanılan %90 saflıkta zenginleştirilmiş uranyum kullanılmaktadır. İran’ın JCPOA uyarınca %3,67 oranında zenginleştirilmiş üç yüz kg kadar uranyum bulundurmasına izin veriliyordu. Mart 2025’e gelindiğinde IAEA (Uluslar Arası Atom Enerjisi Kurumu)’na göre İran’da %60 saflıkta zenginleştirilmiş iki yüz yetmiş beş kg uranyum bulunduğu rapor edildi. Buna göre İran’ın bir yıl kadar bir zamanda elindeki malzeme ile altı adet nükleer bomba üretebileceği söyleniyordu.

            ABD, Çin, Rusya, Almanya, Fransa ve İngiltere ile birlikte İran, yapılan müzakereler sonucunda 2015 yılında JCPOA anlaşmasını kabul ettiler. Bu anlaşma on beş yıl süre ile geçerli olacak ve ülkeler üzerinde IAEAnın tüm nükleer tesisleri denetlemesine izin veriliyordu. Bu suretle tüm ülkeler İran üzerindeki ekonomik kısıtlamaları kaldırmayı kabul ettiler.

            2018’lere gelindiğinde yapılan JCPOA anlaşmasının kötü bir anlaşma olduğu gerekçesi ile Başkan Trump ABD’yi anlaşmadan çekti. Trup, İran’ı yeni bir anlaşmaya çağırdı. Kalıcı bir anlaşma yapmak üzere İran’a kapsamlı bir baskı uygulanmasına karar verdi. Trump’ın kararı İsrail tarafından destek gördü. İsrail, İran’ın gizli bir nükleer enerji programı sürdürdüğünü iddia etti. Trump yeni bir anlaşmanın JCPOA dan daha iyi bir anlaşma olacağını söyleyerek, İran’ı yeni anlaşma için müzakereye çağırdı. İran, ABD ile müzakereye hazır olduğunu, ancak askeri konuların müzakere dışı olması gerektiğini söyledi. İsrail’in bu konudaki görüşünü Başbakan Benjamin Netanyahu dile getirdi. Netanyahu; kabul edilebilir bir anlaşmanın İran’ın nükleer enerji programını tamamen ortadan kaldırması gerektiğini söylemiş ve bunun için, ABD gözetimi ve uygulaması altında nükleer tesislere girip tüm ekipmanları sökerek tesisleri havaya uçurmalıyız” demiştir.

NTP’yi imzalamamış olan İsrail’in elinde nükleer silahlar bulunduğuna dair söylemler mevcuttur. Bu iddialara karşı İsrail sessiz kalmayı tercih etmektedir. İsrail’in nükleer silahlarının olup olmadığı neden sorgulanmıyor?

Yeni Dünyada İran

            İsrail’in 13 Haziran sabahında İran’ın nükleer tesislerine yüz kadar SİHA fırlatması karşısında buna misilleme olarak İran silahlı kuvvetlerinin bu Siyonist saldırıya mutlaka cevap verileceğini ifade ederek ABD’nin saldırıya destek çıktığını söylemiştir. Ayrıca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyini göreve çağırarak İran’ın egemenliğinin ihlaline yönelik saldırının hesabının görülmesi gerektiği açıklanmıştır.

 İsrail saldırıları karşısında tavırlarını belli eden ülkeler oldu. İsrail’in saldırgan tutumunu destekleyen ve karşı çıkan ülkelerin ciddi bir yaklaşımı olursa dünyanın ikiye bölüneceğinden söz edilmektedir. Füze saldırıları ciddi bir savaş ilanı olmadığı görünümünde devam etmektedir. Olaya reaksiyon gösteren ülkelerin tutumu bir horoz dövüşü arenasına dönüşmüştür. Kimisi dövüşü kızıştırmaya çalışırken, kimisi de barbar saldırıları kınayarak sükûnete davet etmektedir.  

            Olaylar gösteriyor ki, beynelmilel emperyalist güçler çeşitli bahanelerle sömürü düzenlerini kurmaya devam etmektedir. Beynelmilel Siyonizm ABD ve İsrail kanalı ile dünyanın jandarmalığını üstlenmiş durumdadır. İran’ın uluslararası bir anlaşma olan, Trump’ın beğenmediği JCPOA anlaşmasına uymadığı gerekçesi ile ülke bombalanmaktadır. Trump beğenmediği JCPOA anlaşmasından daha kalıcı yeni bir anlaşmaya İran’ı ikna etmeye çalışmış, ama bunu gerçekleştiremeyince İsrail’in İran’ı vurmasını sağlamış görünmektedir. Bu bahanelerle BOP projesinin uygulamaya kalınan yerden devam edildiği görülmektedir.

            Hatırlanacağı üzere BOP projesi 2004 yılı Haziran ayında Georgia eyaletinde yapılan G8 toplantısında açıklanarak, Türkiye, İtalya ve Yemen’de George W. Bush ‘un eş başkanları tayin edilmişti. Yapılan açıklamalarla Cebelitarık’tan Himalya’ya kadar uzanan topraklarda 24 ülkenin sınırlarının ve rejimlerinin değiştirileceği açıklanmıştı.

 Kimilerinin “Yeni Dünya” adını koyduğu dünyada Amerikan devletini yöneten başkanın ima ettiği Yeni İran devletinin sınırlarını yeniden çizmeye hazırlandıkları görülmektedir. Uzun yıllar Esad’ı tokatlayarak ülkesini hallaç pamuğuna çevirip yeni bir rejim ile nur topu gibi yeni bir devlet kurdukları gibi şimdi de İran’ı evirip çevirmeye başladıkları görünmektedir.

            2012 yılında  New York Times gazetesinin web sitesinde “Yeni Dünyaı anlatılırken, paylaşılan BOP haritasında da görüldüğü gibi Kuzey Iraktaki Kürt yönetiminden söz etmektedir. “Kürtler 3000 yıllık tarihinde nadiren bugünkü gibi bağımsız bir Kürdistan ihtimaline yakın oldular. Bölgesel Kürt Yönetimi, Irak’ın en istikrarlı bölgesi, kendi bayrağını dalgalandırıp Türk ve Exxon şirketleri ile enerji sektöründe uluslararası anlaşmalar yapıyor.” Bu cümlelerden anlaşılacağı üzere yeni Kürdistan’ın kuruluşunda Türk şirketlerinin de önemli desteği olduğunu görmek mümkündür. Bu suretle Kürdistan Türkiye ülkesine rağmen değil, Türkiye’nin de desteği ile kurulmuş oluyor.

            İran rejiminin değişime uğraması ve sınırlarının yeniden çizilmesi halinde ülkedeki yirmi milyon Azeri’nin kaderi de Azerbaycan’a  sığınması durumunda Türkiye dostu ikinci büyük Türk devleti gelişip serpilmeye başlayacaktır. Bu dönüşüm ve değişim operasyonlarının yer aldığı savaşların en az on yıl kadar devam ettiği düşünülürse İran üzerindeki operasyonların daha uzun süreceği görülüyor.

 

 

Related posts

BAŞYAZI: Kanserli Hücre Yasasını Kabul Edenler Derhal İstifa Etmelidir! #36

Vekil Güçler Girdabında Türkiye

Çerçevenin İçindeki Af Yasası