ABD müdahalesi söz konusu olduğunda meydanlarımızın ve hava sahamızın kullanımına izin verilmemeli, tarafsızlık adına Kürecik Radarı geçici olarak kapatılmalıdır. Savaş süresince göç dalgasına izin verilmemelidir.
Türkiye’nin olası dış tehditlere yönelik yüksek teknolojiye, yüksek tahrip gücüne, güçlü hava savunmaya, akıllı ürünlere ve etkin yönetime sahip bölgesel etkin bir güce kavuşması hedefinde ısrar edilmelidir.
Savaşın gelişi ne sürpriz ne de şaşırtıcı. İsrail bu savaşa onlarca yıl öncesinden hazırlandı. Savaşın başlangıcı sadece bir an meselesiydi. Peki onlarca yıl nasıl hazırlık yapıldı? Siyonist planlarla Irak parçalandı, bu ülkenin hava savunma sistemleri ABD kontrolünde. Suriye ve Lübnan’da İran’ın Vekil Kuvveti Hizbullah etkisizleştirildi. En sonunda parçalanma yolundaki Suriye’nin tüm askeri tesisleri İsrail tarafından tahrip edildi. Sonunda İran’a giden saldırı rotası açıldı. İsrail üç Arap ülkesinin hava sahasını serbest kullanabileceği bir duruma dönüştürdü. Kuşkusuz tümünü ABD desteği ile sağladı. Bugün yaşadığımız savaş öncekiler gibi tiyatro değil, gerçek bir savaş. Savaşı İsrail başlattı, sonunda savaş suçlusu İsrail olacak.
Neden İran’a Saldırı?
Üç temel sebebi olduğunu söyleyebiliriz. İlki İran Molla Rejiminin İsrail’i haritadan silme iddiası ve bunun için nükleer güce kavuşma niyetini beyan etmesidir. İkincisi Siyonist öngörüde ve Genişletilmiş Ortadoğu Projesinde parçalanma sırasının İran’a gelmiş olmasıdır. Üçüncü sebebin İran’ın “Bölgesel Güç” olma iddiası ve bu bağlamda Şii Eksenini Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’de görüldüğü gibi bölgeye yayması ve İsrail’i tehdit etmesi olduğu söylenebilir. Bu son sebepteki Şii yayılmacılığı Arap dünyasını İsrail yanında yer almaya itmiş ve onun işini kolaylaştırmıştır.
İran’ın Savaş Planları ve Potansiyeli
İran İsrail ile çatışmanın kaçınılmaz olduğunu bilmekteydi. Bu bağlamda İran, İsrail ile savaş stratejisini üç temele dayandırmıştır. Birincisi ordusunu İsrail’e yetişme yeteneği olan orta ve uzun menzilli Balistik Füze ve Kamikaze Dronlarla donatmak, ikincisi Ortadoğu’ya yaydığı Vekil Güçlerle (Hizbullah) İsrail’in kuşatılmak ve üçüncüsü ve en önemlisi Nükleer Silah yeteneği kazanmak. İran ilk ikisini geliştirmiş, en önemli kuvvet olan üçüncüsünü geliştirmeye sadece bir ya da iki yıl kalmıştı. İran’ın savaş uçakları ve hava savunma yönünden zayıf ve mevcut uçaklarının İsrail’e ulaşma yeteneğinden mahrum olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
İsrail’in Savaş Planları ve Potansiyeli
İsrail de İran ile savaşı kaçınılmaz gördüğü için savaş stratejisinin temelini ABD’nin de açık/örtülü desteği ile şu dört temel üzerine geliştirmiştir. Birincisi klasik başlıklı ya da nükleer başlıklı Balistik Füzeleri ülkesine ulaşmadan tahrip etmeye yönelik Balistik Füze Savunması sistemini kurmak. Bu bağlamda kendi ürünleri yanında, ABD tarafından Kürecik Radarı dahil Füze Erken İhbar Radar desteği, ABD yapımı Patriot sistemleri, ABD savaş gemilerinde konuşlu Balistik Füze Savunma sistemlerinden oluşan Balistik Füze Savunma sistemi kurmuştur. İlave olarak Kamikaze Dronları ve Seyir Füzelerini önleyen “Davut Sapanı” ve “Demir Kubbe” savunma sistemi kurmuştur. İsrail savaş stratejisinin ikinci temeli yüksek teknoloji ürünü savaş uçakları ile kesin hava üstünlüğü sağlamaktır. İsrail bu uçaklarla İran’a çok etkili ve akıllı mühimmatlarla ulaşarak azami etki sağlamayı planlamıştır. Üçüncüsü istihbarat ve önceden yerleştirilmiş casusları ile öldürücü suikastlarla yönetici insan avlamak. Dördüncüsü ise mevcudunu inkâr ettiği nükleer silahlarla caydırıcılığını sağlamak.
Özetle İsrail-İran savaşı bazı örtülü “yerel kuvvetlerin” de katkı sağladığı bir hava savaşıdır. İsrail tarafı teknoloji, vuruş gücü ve istihbarat üstünlüğüne sahipken, İran görünürde balistik füze yeteneğine bağlı kalmaktadır.
İran Tarafında Savaşın Cereyan Tarzı
İran Vekil Güçlerini kaybetmiş, nükleer yetenekten uzak olarak sadece Balistik Füzelerle savaşmaktadır. Ancak Balistik füze ile savaşmanın beş önemli kısıtı bulunmaktadır. Birincisi, 2000 civarında olduğu tahmin edilen bu füzelerden savaşın ilk 5 gününde 500 civarında kullanılmıştır. Bu durumda savaşın idamesi en fazla 15-20 gün olabilecektir. İkincisi, en iyi ihtimalle atılan füzelerin %15’ i İsrail’in etkin savunmasını aşarak hedefine ulaşabilmektedir. Üçüncüsü bu füzelerin klasik başlığının patlayıcısı büyük değildir. 1 veya 2 ton değil aksine 500 kg veya altındadır. Böylesi başlıkların tahrip gücü düşük kalmaktadır. Dördüncüsü, hedefe ulaşabilen çoğu füzelerin nokta vuruş yeteneği yoktur, en iyi ihtimalle 1 km çapında bir alana düşmektedir. Bu da etkiyi daha da azaltmaktadır. Beşincisi bu füzelerin “atma rampaları” nın sayısı kısıtlıdır ve sistemin en zayıf halkasıdır. Aynı anda çok füze atılamadığından, aralıklı gelen füzeleri İsrail savunması kolay avlamaktadır. Oysa örneğin 50/100 füze ayna anda atılsa İsrail savunması en fazla yarısını önler, diğerleri hedefine ulaşabilir.
Vekil güçlerden ve nükleer yetenekten mahrum kalan ve Balistik Füzeye bağlı olan İran’ın savaş stratejisi, orta ve uzun vadede başarısız olmaya mahkumdur. ABD tarafı savaşa dahil olmadığı sürece İsrail’e utandıracak ölçüde ancak telafisi mümkün seviyede bazı zayiatlar verdirilebilecektir.
İsrail tarafında Savaşın Cereyan Tarzı
İsrail’in savaş planları çağdaş hava savaşı gereğine uygun olarak İran’ın zayıf hava gücünü ve hava savunmasını bastırarak İran hava sahasında da üstünlük sağlamıştır. İran tarafından düşürülen uçak sayısının yok derecede olması bunu kanıtlamaktadır. Tahrip gücü ve isabet oranı yüksek bir hava gücü ile seçilmiş hedefleri imha etmektedir. İsrail ayrıca ilk safhada İran’ın zayıf noktası olan “Balistik Füze Fırlatma Rampaları” nın önemli bir kısmını imha etmiştir. Böylece İran’dan aynı anda atılacak füze sayısını düşürmüş, bu da kendi savunma sistemine yardımcı olmuştur. İsrail’in katmanlı Balistik Füze Savunma Sistemi, iddialarına göre gelen füzelerin %90’ını düşürmüştür. Ancak İsrail savunma füze sayısı süratle tükenmektedir. ABD desteği olmadan mevcut tempoda önleme yapamayacağı aşikardır. Ayrıca bu sistemler çok pahalıdır. Örneğin İran’ın 100 milyon dolarlık füzelerini önlemek, İsrail’e 2 milyar dolara mal olmaktadır.
İsrail bu savaşta Mossad’ın suikast stratejisini de devreye sokmuş ve önceden yerleştirilmiş “yerel Kuvvetlerle”; “lider öldürmek”, “bilim adamı öldürmek”, “kritik tesislerin tahribi” gibi görevler icra etmiştir. Mossad’ın 2018 yılından bu yana küresel ölçekte 2700 adet suikast yaptığı söylenmektedir. Çağrı cihazı suikastları, Hamas Lideri Haniye’nin, Hizbullah Lideri Nasrallah’ın, son harekatta İran Genelkurmay Başkanları dahil 20’den fazla Generalin suikastla öldürülmesi bunlara örnektir. Hatta İran liderinin öldürülmesi de an meselesi gibidir. İsrail bunu nasıl başarmaktadır? İşte örnekler: 1965 Suriye Savunma Bakanı Yardımcısı Eli Cohen, 1973’te Mısır Cumhurbaşkanı Abdülnasır’ın Damadı Eşref Mervan savaşların kaderini değiştiren Mossad casuslarıydı. Ahmedi Nejat’ın Mossad’la mücadele merkezinin başı Mossad ajanıydı. Özetle bu tür rejimlerde Mossad arka kapıyı değil, ön kapıyı kullanmaktadır. Yani Molla hiyerarşisinde yer alması şaşırtıcı olmamalıdır.
Bu Savaşın Muhtemel Sonuçları Ne Olabilir?
Bu savaşta İsrail İran’ın savaşma kapasitesini oldukça düşürecek olmasına rağmen, yerin çok derinliklerindeki nükleer geliştirme kapasitesini tahrip edemeyecek, ancak 10’a yakın bilim insanlarını öldürerek geciktirecektir. İsrail uranyum zenginleştirme tesislerini tahrip için ABD desteğine muhtaçtır. Siyonist lobi Trump yönetimini savaşa sokmak için çabalamaktadır. ABD’nin endişesi Ortadoğu bölgesindeki tüm ABD tesislerinin riske girmesidir. Ancak hazırlıklar çok yakın zamanda ABD’nin müdahil olacağına işaret etmektedir. Bu müdahale İran nükleer tesislerinin sonunu getirebilir. Ayrıca İran’ın bir çılgınlık yapıp Hürmüz Boğazını kapatması ya da İsrail’in petrol tesislerini bombalaması ABD müdahalesini zorunlu hale getirebilecektir.
Savaşın amaçları arasında İran’da rejim değişikliği ve BOP kapsamında İran’ın parçalanması bulunmaktadır. Yerel muhalefetin çabasıyla Molla Rejiminin çökmesi ve Suriye’de YPG’nin desteklenmesi gibi PJAK’ın (İran PKK’sı) desteklenmesi ile de Suriye benzeri bir sürecin başlatılması uzak ihtimaller değildir.
Türkiye Açısından
Rusya-Ukrayna Savaşında olduğu gibi tarafsızlık ve diplomatik çaba en doğrusudur. ABD müdahalesi söz konusu olduğunda meydanlarımızın ve hava sahamızın kullanımına izin verilmemeli, tarafsızlık adına Kürecik Radarı geçici olarak kapatılmalıdır. Savaş süresince göç dalgasına izin verilmemelidir.
BOP kapsamında İran parçalanırsa sıranın Türkiye’de olduğu gerçeği her zaman göz önünde bulundurulmalıdır. Unutulmamalıdır ki 2012-13 çözüm süreci PKK’nın YPG’yi doğurmasına hizmet ettiği gibi, günümüzün PKK’nın lağvedilmesi süreci de bu güçlerin PJAK içinde konumlanmayacağının garantisi yoktur. Bu durumda iç cephenin güçlendirilmesi yanında Türkiye’nin odaklanması gereken coğrafya Fırat-Dicle havzası olmaktadır.
Bu savaştan alınabilecek çok ders var. Özetle Türkiye’nin olası dış tehditlere yönelik yüksek teknolojiye, yüksek tahrip gücüne, güçlü hava savunmaya, akıllı ürünlere ve etkin yönetime sahip bölgesel etkin bir güce kavuşması hedefinde ısrar edilmelidir.