İsrail-ABD-İran-Savaşı-BOP ve Armagedona Doğru Mu?

Türkiye; Kürecik, İncirlik üssünü ve hiç adından bahsedilmeyen, Amanos dağlarında 2004 kurulan Kisecik radar üssünün kontrolünü sağlamalıdır. ABD’nin buraları istediği gibi kullanmasına müsaade edilmemelidir.

Ortadoğu yangın yerine döndü. Uluslararası hukukun ayaklar altına alındığı, gücün zorbalığa ve eşkıyalığa dönüştüğü, uluslararası kurumların işlevlerini yitirdiği, silahların hukukunun egemen olduğu bir durumla karşı karşıyayız.Ortada, aynı anda üç semavi dinin kutsal savaşı ilan edilerek, meşrulaştırılmaya çalışılan haksız, hukuksuz ve ahlaksız bir ABD-İsrail emperyalizminin İran’a saldırısı var.

Ortadoğu’dayükselen gerilim küresel bir hesaplaşma senaryosuna mı, tek kutuplu dünyadan çok kutuplu dünyaya doğru gidişe ve BOP projelerine mi dayanıyor? ABD ve İsrail’in, İran’a yönelik hamlelerinin bölgesel bir çatışmanın ötesinde olduğu görülmelidir… Filistin’den başlayarak, Irak, Suriye derken şimdi de İran’ı savaşa zorlayan, ABD ve İsrail’in ısrarı niye? Büyük İsrail Devleti kurmak, ABD’nin petrol çıkarları,su savaşları derken Armageddon doğru mu?..

ABD, İsrail bombalıyor, İran boyun eğmiyor. İran savaşı, yıpratma savaşı olarak başlayıp, hasmın savaşa devam iradesini kırmaktı ama, İran’ın kıramadılar. Venezuela’da yaptıklarını İran’da da yapacaklarını zannettiler, ancak onlar İran’ın farklı özellik ve duruş göstereceğini hesaplayamadılar. İran’ın, ABD ve İsrail’e karşı, içte bütünlüğü sağlaması çok önemliydi.

ABD’nin İkiz kuleleriyıkmasından sonra George Bush’un “Tanrı beni görevlendirdi!”  diyerek yeni bir Haçlı seferi başlattığını söylemişti!.. Bu söylemlere bakıldığında dinler arası savaş çıkarıldığını, İslam’a karşı Yahudi-Hristiyan ittifakı oluşturup, Müslümanlar arasında kavmiyet, mezhep çatışmalarını körükleyerek cephe açmak, buradan gayelerine ulaşmak istekleri anlaşılıyor.

Adım adım BOP projesinin gerçekleşmesi; Endonezya’dan Fas’a kadar, 22 ülkenin sınırlarının ve rejimlerinin değişmesi… 2010 Arap baharıyla başlayan projeyle Irak, Suriye, Libya’nın çökertilmesi, şimdi ise İran, projeye karşı savaşıyor!.. İran’dan sonra sıra Türkiye’de mi!

Azgın, sapkın Siyonistler veAvangelistler Arz-ı Mevud için bütün insanlığın kendilerine hizmet etmesi, dünya egemenliği için, hiçbir insani sınır tanımadan ülkelere saldırıyor. Hastane,okul demeden insanları ve çocukları katlediyorlar. Siyonistlere göre, tanrıyı kıyamete zorlamak ve “İsa Mesih’i yeryüzüne indirmek” gibi sapkın inanç sahipleri,Türkiye’nin güneydoğusunun Arz-ı Mevud (vadedilmiş topraklar) olduğuna inanıyorlar. 

Rockefeller ölmeden önce; “Arz-ı Mevud (vadedilmiş toprakların) alınması ve İsa Mesih’in yeryüzüne inmesi için son üç bin yıldır beklediğimiz fırsat elimize geçti bunu iyi değerlendirin” diyerek Siyonistlere görevlerini söylemiş ve insanlığı adeta ateşe atarak dünyayı terk etmişti.

Hayatlarının son günlerinde, gerçekleşen Bilderberg toplantısında; ABD kıdemli dışişleri bakanı, Yahudi Henry Kissinger ve gene Yahudi George Soros arasında “yeni dünya düzeni” yani, dünyada Siyonist hakimiyetinin tesisi için, strateji tartışmasında Kissinger; Devletlerin yönetimleri ele geçirilerek saplanmalı derken, Soros; Kissinger’ın önerisi için zamanımız yok diyerek AMOK koşusunu önermiş, yani dünyaya bir boğa gibi saldıralım, dünyayı düzenleyelim, teklifinde bulunmuş ve Bilderberg toplantısında Siyonistler, Soros ’un teklifini kabul etmişlerdir. Şu anda dünyada yaşanan kaos bunun sonuçlarıdır diyebiliriz…

Bölgesel Çatışma Ve Ülkemizin KuşatılmasıylaAteş Kapımıza Dayanmıştır.

Kıyamet savaşının, savaş alanı Türkiye topraklarını kapsamaktadır!Günümüze baktığımızda NATO, çıkacak olan kıyamet savaşı sırasında Türkiye’ye karşı savaşacağı gün gibi açık değil mi? ÇünküNATO, Birleşmiş Milletler gibi birçok kuruluşlar Siyonizm’in kontrolündedir.

Ortadoğu’daki mevcut kaos, 1980’lerden bu yana İsrail stratejik çevrelerinde tartışılan ‘Oded Yinon’ Planı’ndan bağımsız değildir. Bu plan, Ortadoğu’daki mevcut Arap devletlerinin yapay yapılar olduğunu ileri sürerek, bölgenin etnik ve mezhepsel hatlar üzerinden küçük, yönetilebilir birimlere bölünmesini öngörmektedir. Plana göre, İsrail’in güvenliği için Mısır, Irak, Suriye ve İran gibi güçlü merkezi devletlerin parçalanması gerekmektedir.

Arap Baharı süreci, yaklaşık 20 ülkede rejim değişikliklerine ve iç savaşlara yol açarak BOP ‘un hedeflerine hizmet etmiştir. 2026’daki İran savaşı, bu projenin en büyük halkasını oluşturmaktadır. İran’ın bölünmesi, Irak ve Suriye’den sonra bölgedeki Şii kuşağının kırılması ve İsrail’in “Büyük İsrail” hedefine ulaşması için önündeki son engelin kalkması anlamına gelmektedir.

İsrail’de bakanlıklar ve bir yıl kadar başbakanlık yapmış olan NaftaliBenet, “Yeni hedef Türkiye” açıklaması dikkat çekicidir.Oded Yinon Planı’nda, Türkiye’nin de bölünmesi gereken ülkeler listesinde yer alması ve “Büyük İsrail” haritalarının Türkiye’nin güneydoğu topraklarını içermesi, ülkemiz için ciddi bir güvenlik sorunu oluşturduğu görülmelidir…Oded Yinon ve BOP gibi parçalama planları, Başta Türkiye olmak üzere dirençli üniter devletler, kolektif bir savunma refleksiyle karşı karşıyadır…

 İsrail’in Türkiye’ye yönelik tehdidi doğrudan bir savaştan ziyade, “vekalet savaşları” ve “terör koridoru” üzerinden şekillenmektedir. Suriye ve Irak’ın, kuzeyindeki planlanan parçalanma, Türkiye’nin toprak bütünlüğüne yönelik en büyük tehdidi oluşturmaktadır. Bu bakımdan, Türkiye’nin İran, Irak ve Suriye ile bölgesel iş birliği yapması ve KKTC’deki deniz/hava üslerini tahkim etmesi önemli stratejik adımlardır.

Türkiye’nin son zamanlarda kuşatıldığı çok defa ifade edilmiştir.Türkiye; Kürecik, İncirlik üssünü ve hiç adından bahsedilmeyen, Amanos dağlarında 2004 kurulan Kisecik radar üssünün kontrolünü sağlamalıdır. ABD’nin buraları istediği gibi kullanmasına müsaade edilmemelidir. Buralar, bugün İran için olduğu kadar, Türkiye’nin geleceği için de hayati öneme sahiptir. Çünkü Sıranın Türkiye’ye geldiği de Siyonistler tarafından çekinmeden dile getirilmektedir.

Türkiye’nin stratejik olarak hedefte olduğu, yaklaşan tehlikelere karşı hazırlıklı, engin devlet tecrübesi içerisinde, iç barışı, milli birliğini korumalıdır.   Unutulmamalı ki Türkiye’nin etrafında olanlar, Türkiye’yi ve bölgemizi, İslam coğrafyasını çok yakından ilgilendirmektedir.

ABD ve İsraildünya kamuoyunda itibarsızlaşıp güç kaybediyor.

ABD’nin bu kadar aşırı, hırçın tavrının nedenlerinden biri de ekonomik olarak batıyor olması, enerji kaynaklarını ve dünya gücünü kaybetme endişesi!.. Çin’in dünya ekonomisinde büyüyerek ABD’yi tehdit ediyor olması da var.! Çin tükettiği petrolün %73’ünü ithal ediyor. Kendi üretimi yetmiyor. Venezuela’nın, İran’ın en büyük petrol müşterisi Çin. İşte bu saldırılarla da Çin’in büyüyen ekonomisinin önü kesilmeye çalışılıyor. 

ABD ve İsrail, Ortadoğu dengelerini değiştirip, asli güç hâline geldiklerini tescil etmenin peşinde. Zalimlerin sonu hüsrandır!..İsrail kendi sonunu hazırlıyor.
Artık enerji bölgeleri üzerindeki rekabetin artabileceğini ve ABD’nin sert politikalarının küresel güç dengelerindeki değişimle bağlantılı olduğunu ve dünyanın tek kutuplu yapıdan çok kutuplu sisteme doğru ilerlediği görülüyor. ABD yönetiminin, sergilediği tehdide dayalı politikalar, küresel ağırlığın ve gücün yitirildiğini göstermektedir.  

Çatışmaların sebepleri ortadan kalkmadan,diplomatik hünerler ve tehditlerle, çatışmaların sona ereceği iddiası ve beklentisi saflıktır. İran ile yaşanacak geniş çaplı bir savaşın, enerji fiyatlarını yükseltmesi, küresel enflasyonu artırması ve dünya ekonomisinde yeni bir belirsizlik dalgası yaratması, enerji piyasalarındaki ciddi dalgalanmalara meydan vereceği de düşünülerek bir sonuca varılacaktır.

Türkiye tarihi misyonuyla güçlü devlet olmak zorundadır

Türkiye kuruluş ilkelerine sadık kalıp, Cumhuriyet’in anlamını idrak ederek, gerçek yerli ve milli iktidarlar tarafından yönetilirse, yeni bir İran elbette olmayacaktır. Türkiye, tuzaklara düşmemek için dostu, düşmanı bilerek; milletimize tarihini, asil bir millete mensup olduğunu anlatıp, medeniyetimizin yeniden ihyası için, üreten,teknolojisini geliştiren,madden-manen kalkınmış, Muhteşem Türkiye olmak zorundadır. Bu ülke, gönül coğrafyasının son umut kalesi, son direnç noktasıdır…

 

Aziz milletimiz; varlığını, geleceğini korumak için milli birliğini sağlamalı ve korumalı, yaklaşan tehlikelere karşı yek vücut olarak dimdik ayakta durmalıdır.Dünya barışı isteniyorsa, birkaç ülkenin imtiyazlı olduğu bir dünya düzeni değil, bütün ülkelerin egemen ve eşit olduğu barışçıl bir dünya düzeni sağlanmasında, Türkiye görev almalıdır.Türkiye bölgesel ittifakları çeşitlendirerek, bu kaosun içinden bir düzen kurucu aktör olarak çıkma özelliğine sahip olduğunu göstermelidir. Türk Devletleri ve bölgesel İslam topluluklarının stratejik iş birlikleri, bu gelişmelerin seyrini belirleyecek tek ve en güçlü etken olacaktır. Muhteşem Türkiye hedefiyle,21. asır Türkiye’si barışın, huzurun başlangıcı olsun

Related posts

BAŞYAZI: Yargı sopasıyla toplumsal muhalefet yok ediliyor #34

Avrupa Birliği Ordu Kurabilecek Mi?

Siyasette Arınma: Kirlenen Siyaset Mi, İnsan Mı?