Bugün olguya dışarıdan bakanlar Filistin meselesini ülkesi ve milleti ile bir bütün olarak görüyor ve haklı olarak bağımsız bir devletin kurulmasını istiyoruz.
Ancak gerek İsrail devleti gerekse onu destekleyenler öyle bir demografik yapı oluşturdular ki; vatanı ve milleti ile bir bütün Filistin kurulması adeta engellenmiştir.
Çünkü en az yüz yıllık geçmişi olan ve bunun son 70 yılı Filistinliler için büyük yıkım getiren gelişmelerin sonunda bugün Filistin dediğimiz ülke ve toplum her bakımdan parçalanmış vaziyettedir. Öyle bir tablo oluşturulmuş ki; bir yanda Kudüs’te uluslararası alanda statüsü belirsiz mahalle halkı; İsrail topraklarında vatandaş olarak tanımlanan diğerlerine göre konfor içinde yaşayan Filistinli, yanı başında kimliği ve hukuku olmayan adeta parya Filistinli. Bir başka yerde gettolarda yaşayan, öbür tarafta başka devletlerin pasaportunu kimlik olarak kullanan Filistinli var. Ve bunlar tamamen ayrışmış, ayrı dünyalar ve beklentiler peşinde.
Filistin halkına öncülük edenlerin ta başından; 1948 yılından itibaren gözden kaçırdıkları önemli bir konu önümüzde ciddi bir soruna dönüşmüş durumdadır.
Benzeri durumu milletimiz Mondros Ateşkesinden sonra yaşadı. Balkanlar ve Kafkasya’da yaşananları dikkate alan İstiklal Harbinin yöneticileri gerek kongre kararlarında gerekse Hükümet genelgelerinde halktan “propagandalara kanarak göç etmemelerini, yurtlarını boşaltmamalarını” istemişlerdi.
Bu yüzden Yafa’daki Filistinli Gazze’yi anlamaz. Hatta eylemlerinden dolayı zarar görür. Gazze’deki ise Batı Şeria’dakine “Senin çektiğin de çile mi?” der; ıstırabına kutsar. Gazze’deki ile Batı Şeria’dakinin vaat edilen devletle ilgili beklentileri çok farklı. Diaspora Filistinlilerin ikinci ve üçüncü kuşaklarının gündeminde ülkelerine dönmek ve burada bağımsız bir devletin vatandaşı olmak düşüncesi etkisini yitiriyor. Ancak İsrail’in saldırılarının ardından yapılan gösterilerde Filistinli olduklarını hatırlayanların sayısı artmaktadır.
Günümüze;
17 Eylül 1978 Camp David Anlaşması ve Trump’ın 6 Aralık 2017 Kudüs’ün İsrail’in başkenti ilan edilmesi ile durumları belirlenen farklı mekânlarda Filistinliler vardır. Bunlar;
- İsrailli Filistinliler; İsrail Devleti’nin resmi sınırları içinde doğan ve yaşayanlar; yasaların kendilerine tanıdığı kimliğe, vatandaşlık hak ve hürriyetlerine sahip olanlardır.
- Vatanında Vatansız Filistinliler; İsrail’in varlığı ve egemenliğini tanımayanlar ise hem ülkede dar bölgelerde Birleşmiş Milletler, AB ve ABD tarafından kâğıt üzerinde vaat edilen Filistin Devleti’nin kimliksiz yurttaşları.
- Eski Şehrin Filistinlileri; Kudüs İsrail’in başkenti ilan edilmeden önce burada uluslararası statüsü gereği Osmanlı kayıtlarına dayanarak meskun olanlar. 2017’den sonra statüleri belirsiz durumdalar.
- Ürdün Filistinlileri: Batı Şeria’da Ürdün Devletinin pasaportu ve İsrail’in egemenlik sahasında yaşayanlar.
- Diaspora olanlar; Kuveyt, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Lübnan, Mısır, Tunus, İngiltere, Avusturalya, ABD gibi değişik ülkelere iltica etmiş ancak işgalden kurtulacak yurtlarına dönmeyi umutla bekleyen Filistinliler söz konusu.
Yukarıda saydığımız beş ayrı statüdeki Filistinlilerin geçen süre içinde birbirine yabancılaştıklarını, siyasi, kültürel ve ekonomik açıdan ciddi biçimde ayrıştıklarını hesaba katmak gerekiyor. Bu şartlar altında sorun sadece İsrail-Filistin meselesi olmaktan çıkıyor ayrıca karşımıza Filistinlilerin kimlik açmazı olarak daha çetrefil hal alıyor.