Kürtçülüğün Ortaya Çıkışı ve Yabancı Müdahaleler

Bölücülük anlamındaki Kürtçülüğün öncülerinin Kürtlerin kendileri değil, emperyalist devletlerin hizmetindeki yabancı misyonerler, gezginler ve konsoloslar olduğu ileri sürülmektedir. “Kürtçülüğün babası” olarak bilinen kişi de bir Katolik misyoneridir.

Talat TÜRKMEN

Türkler ve Kürtler bin yılı aşkın bir süredir birlikte yaşamaktadır. Bu birliktelik yalnızca coğrafi bir beraberlikten ibaret değildir. Aile, akrabalık, komşuluk, arkadaşlık ve iş ortaklıkları gibi toplumsal ilişkilerle şekillenen köklü bir birliktelik söz konusudur. Tarih, din ve sosyoloji bakımından oluşan bu birlik, Türkleri ve Kürtleri birbirine bağlamış ve aralarında güçlü bir kardeşlik ilişkisi meydana getirmiştir.

Kürtler, topyekûn bir toplum olarak Türklerden ayrılıp bağımsız bir devlet kurma amacıyla tarih boyunca sürekli ve topyekün bir mücadele içerisinde bulunmamışlardır. Kürtlerin oluşturduğu hareketlerin tamamını “ayrılıkçı” olarak nitelemek doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Ayrılıkçı hareketler ise uzun dönemler boyunca sınırlı kalmıştır. Kürtçülük hareketlerinin ortaya çıkış sebeplerini Cumhuriyet dönemine ve Atatürk inkılaplarına bağlayanlar olduğu gibi, bu hareketlerin daha çok din merkezli hassasiyetlerden veya Kürtlerin asimilasyon sürecinden kaynaklandığını ileri sürenler de bulunmaktadır. Ancak Kürtçülük hareketlerinin tarihinin Cumhuriyet’ten çok daha önceye, Osmanlı dönemine uzandığı görülmektedir. Bu isyanların nedeni asimilasyon değildir.

Bu dönemdeki isyanların temel nedenleri arasında asimilasyondan ziyade merkezi otoriteyi reddetme ve aşiret düzenini sürdürme isteği, ekonomik sorunlar, bazı azınlıklarla yaşanan otorite ve ekonomik gerilimler, milliyetçi ve ayrılıkçı düşünceler ile aşiretler arasındaki çekişmeler sayılabilir.

Kürtçülüğün İlk Dönemleri ve Katolik Misyoner Garzoni

    Bölücülük anlamındaki Kürtçülüğün öncülerinin Kürtlerin kendileri değil, emperyalist devletlerin hizmetindeki yabancı misyonerler, gezginler ve konsoloslar olduğu ileri sürülmektedir. “Kürtçülüğün babası” olarak bilinen kişi de bir Katolik misyoneridir. Bu kişi P. MaurizioGarzoni’dir. (Bilal N. Şimşir, Kürtçülük 1, s. 46)

   1787 yılı, Kürtçülüğün başlangıç tarihi olarak kabul edilebilir. Katolik misyoner Garzoni, bu alanda bir bakıma çığır açmıştır. Onun ardından Avrupalıların dikkatleri Kürtlere çevrilmiş; Anadolu’nun çeşitli bölgeleri siyasi amaçlarla araştırılmaya, incelenmeye ve bölge hakkında bilgi toplanmaya başlanmıştır. (Şimşir, s. 49)Garzoni’nin ardından Avrupalı devletlerin ve araştırmacıların Kürtler, Anadolu ve bölgedeki topluluklar hakkındaki ilgileri giderek artmıştır.  Bu nedenle Anadolu’ya gelen misyonerlerin çalışmaları yalnızca dinî faaliyetler kapsamında değil; bölgenin sosyal, etnik, dinî ve siyasî yapısının incelenmesi ve dışarıdan müdahaleye elverişli hâle getirilmesi bağlamında da ele alınmalıdır.

İlk Kürtçülük İsyanları

Osmanlı Devletine karşı ilk Kürtçülük isyanı, Abdurrahman Paşa tarafından 1806’da Süleymaniye’de gerçekleşmiştir. Kürt feodal monarşisi kurmak için Osmanlı-Rus savaşını fırsat bilerek yararlanmayı amaçladı. İsyan sadece iki yıl sürdü ve isyanlar bastırıldı.Abdurrahman Paşa’nın başaramadığı eylemi Babanzade Ahmet Paşa isyanı,aşiretlerle gizlice anlaşarak, gayri nizami harp tekniklerine göre sürdürmek istemişse de 1812’de sona erdi.

 

Önemli isyanlardan birisi de 2.Mahmut döneminde, Mir Muhammed önderliğinde çıkan isyan, Osmanlı tarihinde Doğu Anadolu’da kayıtlara geçmiş ilk ciddi isyandır. Diyarbakır ve Mardin de başlayan isyana; Soran, Baban, Yezidi aşiretleri topluca katılışlardır. 1830 senesinde başlayan isyanlar ilk başta amacına ulaşamamıştır. 1831 tarihinde Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali ve oğlu Kavalalı İbrahim paşanın Osmanlıya karşı ayaklanmasıyla Kürt isyancılar başarıya ulaşmaya başlamıştır. Kavalalı’nın yakalanması üzerine bu harekette son ermiştir.İsyanın sona erdirilmesinde Kürt din adamlarının da rolü olmuştur.(Bkz. Melik,Alp Ateş,1806-1978 Kürt İsyan ve hareketleri)

Osmanlı’da “Kürdistan Eyaleti”

 Osmanlı idarî yapılanmasında “Kürdistan Eyaleti” adının 1847-1867 yılları arasında kullanıldığı, bundan önce böyle bir idarî birimin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Söz konusu idarî birim Mardin, Siirt ve Diyarbekir sancaklarını kapsamaktaydı.

 Dolayısıyla “Kürdistan Eyaleti”nin Osmanlı İmparatorluğu’nun bütün tarihi boyunca mevcut olan sürekli bir idarî yapı olmadığı; Tanzimat döneminde ortaya çıkan ve yaklaşık yirmi yıl devam eden sınırlı bir idarî düzenleme olduğu görülmektedir. (Şimşir, s. 50)

  1. Yüzyılda Yabancı Misyonerlerin Faaliyetleri ve Kürtçülük

    Kürtçülük, yalnızca etnik veya kültürel bir hareket olarak değil, Osmanlı Devleti’nin zayıfladığı ve büyük devletlerin bölge üzerindeki rekabetlerinin yoğunlaştığı bir dönemde şekillenen uluslararası siyasî süreçlerin bir unsuru olarak değerlendirilmektedir.

  1. yüzyıla gelindiğinde yabancı misyonerlerin ve gezginlerin Anadolu’daki faaliyetleri daha geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. 1841 yılında İtalyan Dominiken misyonerlerinin Musul’da bir misyon kurduğu; aynı dönemde İtalyan ve İspanyol Kapusen misyonerlerinin Urfa ve Mardin’de faaliyet göstermeye başladıkları ve bu merkezlerden Malatya, Harput ve Van gibi bölgelere uzandıkları kaynaklarda aktarılmaktadır. İngiliz ve Amerikan misyonerleri ile gezginlerinin ise özellikle Hakkâri ve Şemdinli çevresindeki Nesturi topluluklarına yoğunlaştıkları belirtilmektedir.

Fransa, Rusya, Almanya, İngiltere, Avusturya ve İtalya; Kürtçülüğün ve Kürdolojinin gelişiminde etkili olan Avrupa ülkeleri arasında sıralanmaktadır.

     Kürtçülüğün fikrî ve araştırma temellerinin öncelikle Avrupa’da ortaya çıktığı, daha sonra bölgeye yönelik siyasî faaliyetlerle birleştiği görülmektedir.

    Bu faaliyetlerin önemli unsurlarından biri, bölgede yaşayan eski Hıristiyan topluluklarla ilişkilerin geliştirilmesidir. Nesturi, Keldani ve Ermeni topluluklarına yönelik faaliyetlerin yanı sıra yerel beylerle de ilişkiler kurulmuştur. Böylece misyonerler, bölgenin sosyal ve siyasî yapısı içerisinde çeşitli bağlantılar oluşturmuşlardır.

Amerikan Misyonerlerinin Bölge Çalışmaları

    Amerikan misyonerlik faaliyetleri de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Merkezi Boston’da bulunan American Board of CommissionersforForeignMissions, 1830 yılında H. G. O. Dwight ve Eli Smith’i “Ermenistan” ve “Kürdistan” olarak adlandırılan bölgelerde incelemeler yapmak üzere Güneydoğu Anadolu’ya göndermiştir. Bu araştırmacıların yaklaşık iki yıl boyunca bölgede incelemelerde bulunarak hazırladıkları raporları Boston’a sundukları anlaşılmaktadır. Böylece Anadolu ve çevresindeki bölge hakkında dışarıda sistematik bir bilgi birikimi oluşturulmuştur. Bu çalışmalar, bölgenin yalnızca dinî açıdan değil; sosyal, etnik, coğrafi ve siyasî özellikleri bakımından da Batılı çevreler tarafından daha yakından tanınmasına imkân sağlamıştır.

Misyonerler, Yerel Beyler ve Bedirhan Bey

Yabancı misyonerlerin yerel aktörlerle ilişkileri de bu sürecin önemli bir parçası olarak ortaya çıkmaktadır. Cizreli Bedirhan Bey, bu ilişkilerin kurulduğu Kürt beylerinden biri olarak görülmektedir.

 Bedirhan Bey başlangıçta Osmanlı Devleti’ne bağlı bir bey olarak hareket etmiş ve 1838 yılında Sait Bey’e karşı gerçekleştirilen askerî harekâta katılmıştır. Sait Bey, 1838’de Osmanlı merkezîleşme harekâtı sırasında Osmanlı kuvvetlerine karşı direnen güçlü yerel Kürt beylerinden biriydi. Bedirhan Bey ise o sırada Osmanlı tarafında yer aldı ve Sait Bey’in bertaraf edilmesine yardım etti.

Bedirhan Bey Osmanlı sisteminin içinde güçlü ve yarı özerk bir yerel beydi. 1838-39 döneminde Osmanlı ile işbirliği yapması, kendi bölgesel iktidarını koruma siyasetiyle uyumluydu. Fakat Tanzimat’la birlikte İstanbul aynı yerel iktidar yapısını ortadan kaldırmaya başlayınca çıkarları çatıştı. Cizre’nin idarî statüsü, vergi ve askerlik düzenlemeleri, Osmanlı memurlarının bölgeye girmesi, Bedirhan’ın artan gücü ve Nesturi meselesi çatışmayı büyüttü. Sonunda Osmanlı Devleti, Bedirhan’ın özerk gücünü ortadan kaldırmak için askerî müdahaleye başvurdu. Yakalanarak Girit’e sürüldü.

    Bununla birlikte Tanzimat sürecinde Osmanlı merkezî otoritesinin güçlendirilmesi amacıyla Anadolu’daki yerel beylerin ve derebeylerinin siyasî gücünün sınırlandırıldığı belirtilmektedir. Çapanoğulları ve Karaosmanoğulları gibi Rumeli ve Anadolu’daki yerel güçlerin yanı sıra Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki çeşitli Kürt beylerinin de bu merkezileşme sürecinin hedefleri arasında yer aldığı aktarılmaktadır. Bu gelişme, bir taraftan merkezî Osmanlı yönetimi ile yerel güçler arasındaki ilişkileri değiştirirken, diğer taraftan yabancı unsurların bölgedeki yerel aktörlerle ilişki kurabilecekleri yeni bir siyasî ortam meydana getirmiştir.

1839 Tanzimat Fermanı’nın Türk Toplumuna Etkileri

Tanzimat Fermanı, 3 Kasım 1839 Pazar günü, Padişah’ın katılımıyla; devlet adamları, yabancı ülkelerin temsilcileri, ulema, gayrimüslim cemaatlerin temsilci heyetleri ve halkın huzurunda, İstanbul’daki Gülhane Parkı’nda büyük ve özel bir merasimle, sürecin mimarı Mustafa Reşit Paşa tarafından okunarak ilan edilmiştir.

 Ferman; eşitlik, adalet, güvenlik, vergiler, askerlik ve savunma gibi konuları ele almıştır. Bu düzenleme yalnızca reayanın haklarıyla ilgili olmayıp, Avrupa ülkeleriyle daha sıcak ilişkiler kurulması amacını da taşımaktaydı. Fermanın özellikle gayrimüslimlerle ilgili düzenlemeleri Avrupa ülkeleri arasında memnuniyet oluşturmuştur.

 Fermanın eşitlik anlayışının, gayrimüslim topluluklar içerisindeki milliyetçilik akımlarını güçlendirdiği görülmektedir. Bu gelişmeden özellikle Rumlar ve Ermenilerin etkilenmiştir.

Tanzimat ve Misyonerlerin Bölgedeki Faaliyetleri

    Misyonerlerin bölgedeki faaliyetlerinin toplumsal ilişkiler üzerindeki etkisi, özellikle Tanzimat’ın uygulanması üzerinden açıklanabilir.

    Misyonerler tarafından Nesturilere, Tanzimat sonrasında sahip oldukları haklardan söz edilmesi ve Kürt beylerinin artık üzerlerinde hâkimiyet kuramayacaklarının ifade edilmesi, Nesturileri yerel Kürt beylerine karşı cesaretlendirmiştir.

    Diğer taraftan bu gelişmeler, Kürt beyleri ile merkezî Osmanlı yönetimi arasındaki ilişkilerin de gerilmesine neden olmuştur.

    Böylece aynı dış müdahalenin, farklı toplumsal grupları hem birbirleriyle hem de merkezî Osmanlı yönetimiyle karşı karşıya getiren sonuçlar doğurduğu görülmektedir.

Kürt Teali Cemiyeti ne zaman ve niçin kuruldu?

Kürt Teali Cemiyeti, 17 Aralık 1918’de İstanbul’da kuruldu. Kuruluşu Mondros mütarekesinin hemen ardından gerçekleşmiştir. Amacı, Kürtlerin siyasi ve kültürel haklarını savunmak,Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde özerklik elde etmek, başlangıçta Osmanlı Devleti’nden tamamen kopmadan, hilafet ve saltanata bağlı özerk bir Kürt yönetimi oluşturmak.

Seyyit Abdülkadir ve cemiyet üyeleri, İngiliz diplomat ve istihbarat görevlileriyle görüşmeler yaparak İngiliz himayesini talep etmiştir.  İngiltere, Anadolu’daki Türk Milli Mücadelesi’ni zayıflatmak ve bölge aşiretlerini kışkırtmak amacıyla cemiyetin bazı üyeleriyle iş birliği yapmıştır. Ancak cemiyet içinde zamanla görüş ayrılıkları ortaya çıkmıştır. Seyyid Abdülkadir özerklik fikrini savunurken, bazı Bedirhan ailesi mensupları daha ileri giderek bağımsız bir Kürt devleti fikrini desteklemişlerdir.

Sonuç

   Kürtçülük, bu bakış açısına göre yalnızca etnik veya kültürel bir hareket olarak değil; Osmanlı Devleti’nin zayıfladığı, merkezî otoritenin güçlendirilmek istendiği ve büyük devletlerin bölge üzerindeki etkilerinin yoğunlaştığı bir dönemde şekillenen uluslararası siyasî süreçlerin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

    Dolayısıyla, Kürtçülüğün ortaya çıkışı ve gelişimi; yalnızca Cumhuriyet dönemi politikalarıyla açıklanabilecek bir olgu olarak değil, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde meydana gelen siyasî, sosyal, dinî, ekonomik ve uluslararası gelişmelerin birlikte değerlendirilmesi gereken çok boyutlu bir tarihi süreç olarak görünmektedir.

 

Related posts

BAŞYAZI: Egemenlik ve tam bağımsızlık hakkından taviz verilemez #37

Mekke Paktı Stratejik Başarı Mı, Tehlikeli Bir Girişim Mi?

Kanun Kılıflı Mağduriyetler: Bu Kaçıncı Soygun?