Nasıl Bir Devlet Adamı Olmayı Hayal Ediyorsunuz?

Bu soruya doğru cevap verebilmek için önce “DEVLETTEN” ne anlıyorsunuz?

Devlet;

Milletin teşkilatlı halidir.

Millete hizmet eden örgüttür.

Milleti yaşatan örgüttür.

 Milletin milletlere karşı hayatiyetini devam ettirecek bir örgüttür.

 Diğer milletlerle ilişkilerde ve rekabette milleti güçlü kılacak örgüttür.

Devlet ekmeğimizi çıkardığımız, gelir kapısıdır.

Bizim yakınlarımıza veya teşkilat elemanlarımıza veya yoldaşlarımıza iş ve menfaat temin ettiğimiz, yeme sırasının bize geldiği yolunacak kazdır.

***

 Devleti, millete hizmet eden örgüt diye görüyorsanız cevap başka; yiyip içeceğimiz yer diye bakıyorsanız başka.

Devlet adamı olmak öyle kolay bir iş değildir. Her şey kitaplardan öğrenilmez.

Bir atasözü der ki; Kaşığı herkes yapar, marifet sapını ortaya getirmekte.

ABD devlet başkanlarından Abraham Lincoln’ın hikâyesini bilirsiniz:

Lincoln 8 seçim kaybediyor, 2 defa iş hayatında başarısız oluyor, sinir krizi geçirip akıl hastanesine düşüyor, en sonunda ABD devlet başkanı seçiliyor.

Amacım size Lincoln’ü tanıtmak değil; insan istedi ve hırsla yılmadan çalıştığında, hedefine ulaşacağını anlatmak. Herkes istediği bir şey olabilir. Benzer bir olay da benim ilçemde yaşandı: Şu anki belediye başkanımız Ali Osman Tayır tam dört defa belediye başkanlığına aday oldu ve dördüncüde kazandı.

Azimle çalışarak bir yerlere gelebilirsiniz. Bana göre bu o kadar önemli değil. Asıl önemli olan geldiğiniz yerdeki yaptıklarınız. O yüzden, öğretmenliğim süresince öğrencilerime hiç “ne olacaksın” diye sormadım. Hep, ne yapacaksın? derdim.

***

Amaç makamlara nitelikli adam bulmak mı? Yoksa makamları doldurmak mı?

Amacınız o yere nitelikli adam bulmaksa, işiniz zor demektir. Çünkü bulacağınız adam o görevle ilgili hem akademik bilgi sahibi olmalı hem becerisi iyi olmalı hem de tecrübeli olmalı. Sadece okumak, kitaplardan öğrenmek yetmez. Bunlar da yetmez.

Daha ne istiyorsun dediğinizi duyar gibiyim. Asıl özellik; kendini işine adamış olmalı. Zor bir gelişme karşısında talimat beklemeden hemen sorumluluğu üzerine alıp, çözüme odaklanan olmalı. Çünkü önemli olan millete hizmettir. Vakit nakittir. Kaybedilecek her dakika büyük kayıplara yol açabilir.

Böylesi bulunur mu? Bulunur. Atalarımız ne güzel söylemiş; “Vatan mevzu bahis olduğunda elin delisi, dağın çalısından boldur.”

Yalnız bu tür insanların kimseye eyvallahı yoktur. Buyruk almayı sevmezler. Yapılan iş ülkenin milletin çıkarına değil, hele hele zararınaysa makamdan vazgeçer, o işi yapmazlar. Görev talep etmezler, verildiğinde de en güzel şekilde yerine getirirler. Savaşçıdırlar.

Bir başarısızlık karşısında da onurları ile istifa ederler. Çünkü onlar neyin başarı, neyin başarısızlık olduğunu bilirler, görürler. Onurludurlar.

***

Eğer amacınız münhal makama adam bulmak ise, bir yakınlarınızın rızkını temin etmek ise işiniz çok kolay gibi ama hiç sevinmeyin, işiniz aslında daha da zor. Çünkü adamlarınıza makam yetiştiremezsiniz. Siz taviz verdikçe adamlarınızın talebi artar. Her işi beğenmez olurlar. Artık ipin ucunu kaçırdınız demektir.

Velinimetinin tayini ile gelen bu adamlar için kurum önemli değildir. Başarı veya başarısızlık önemli değildir. Kurum ani gelişen bir durumla karşılaştığında kendi inisiyatifleri ile hareket edemezler. Üstlerinden gelecek emri beklerler. Devlet batmış, halk sıkıntı çekmiş, umurlarında olmaz. O yüzden bu tip yöneticilerde ve bürokratlarda kurumların başına ne gelirse gelsin istifa olayını göremezsiniz. Ellerine geçen o makamı kaybetmemek için sonuna kadar direnirler. Devlet kazanının dibini sıyırıncaya kadar ellerine geçen lütfu kaybetmek istemezler. O makam bir lütuftur. O lütfu kaybetmemek için yapamayacakları madrabazlık, yapamayacakları yalaklık yoktur.

 

***

Birinci tip insanlar millete hizmet edenlerdir. İkinci tipler ise milletin hizmet ettiği tiplerdir.

Devlet kadroları millete hizmet eden insanlardan oluşursa, millete daha iyi hizmet için aralarında bitip tükenmek bilmeyen rekabet oluşur. Ne kendileri boş dururne de emrindeki insanları boş bırakırlar. Hedefleri sürekli iyiyedir. İyinin sınırı yoktur. Bu yüzden zaman zaman karşı karşıya gelebilirler ama bu karşı karşıya geliş kıskançlıktan olmayıp, hizmet yarışından olduğundan; sorunları oturup tartışmasını, ortak çözümde birleşmeyi bilirler. Bu işten kârlı çıkan bulundukları kurum olur, millet olur.

Tersine, devlet kadroları yeme peşindeki insanlardan oluşuyorsa, bunlar hemen anlaşırlar.  İş birliği yaparlar. Sahip oldukları imkânlardan karşısındakine de ikram ederler ki foyaları açığa çıkmasın. Tabi kendileri de karşısındakinden istediğini alır. “Komşu komşunun sırtını emanet kaşır” misali. Nasıl olsa verdikleri devletin, milletin. Nasıl olsa kendi servetleri sürekli artmakta. Bu tipler birbirlerini kolayca tanır ve kolayca anlaşırlar. Bunlarda, “Yeme sırası bizde” felsefesi hakimdir.

Bunlar kendi aralarında kavga etmezler mi? Ederler tabi ki. Ama bu kavga kurumu ileriye götürmek için, millete hizmet için değildir. Ne zaman kendi menfaatleri çakışır, o zaman aralarında önce gizliden gizliye bilek güreşi başlar, sonra ayyuka çıkar.  Hizmet grubu gibi müşterek noktada buluşmak için bir araya gelmezler, biri diğerini yiyinceye kadar kavga devam eder. Başarmak için yapamayacakları çirkeflik yoktur.

Zıt değerlere sahip kadrolar karşılaşırsa; durum değişir Ne yapacağını bilen, mesleğinde pişmiş ekip, normal şartlarda bilgi ve becerisiyle ikinciyi duman eder, ama devleti ele geçiren zihniyetin tutumuna bağlı. Eğer devleti yöneten zihniyet önemli olan devleti “Muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmak”, milleti refaha kavuşturmak diyorsa, adil davranıyorsa tatbikî “önce devlet” diyen grup galip gelir. Tersine, “bu benim adamım, adamımı kimseye yem etmem” diyen zihniyet işbaşındaysa liyakatliler devlet hizmetini terk etmek zorunda kalır. Belki de küskünlükle kapağı yurtdışına atar.  

Neticede her toplum kaderini kendi çizer.

Gerçekten kurtulmak istiyorlarsa; “Odun da olsa, önce benim adamımı işe koy” anlayışı için particilik yapmaz. Adaleti gözetir. Ehil kadroların işbaşına gelmesi için çaba sarf eder.

Gerçekten kurtulmak istiyorsa; menfaati için particilik yapmaz, önce Allah rızasını, önce devletini, önce milletini ve gelecek nesilleri düşünür.

Gerçekten kurtulmak istiyorsa; oyunuzu bize verin, gerisini düşünmeyin. Sizi biz kurtarırız tarzı şatafatlı sözlere inanmaz, Nasıl başaracaksın? Diye sorar.  Verilip, yerine getirilmeyen sözün hesabını sorar.

Kurtulmak isteyen toplumlar, Allah’ın kendine verdiği aklı kullanır, fikirlerini idare makamındakilere aktarır. Yukarıdan aşağıya doğru gelen direktiflere kafa sallamaz, kendi fikirlerine de saygı duyulmasını ister.

Kurtulmak isteyen toplum uyuşuk olamaz, dinamik olur.

Aksine, her şeyi devletten bekleyen, yukarılara dalkavukluk yapan, uyuşuk, nemelazımcı toplumların ise burnu ……  affedersiniz, krizden kurtulmaz.                

Related posts

BAŞYAZI: Yargı sopasıyla toplumsal muhalefet yok ediliyor #34

Avrupa Birliği Ordu Kurabilecek Mi?

Siyasette Arınma: Kirlenen Siyaset Mi, İnsan Mı?