NATO Zirvesi; Vitrin Mi Gerçekler Mi?

2003 yılından itibaren uygulamaya konulan ve Büyük Ortadoğu Projesinin Eş Başkanlığını yapan Sayın ERDOĞAN ile Türkiye’nin, ABD-İsrail için yol temizliği yaptığı bu Projenin uygulama sürecinde, Kaddafi’nin Libya’sı hangi NATO üyesi ülkenin egemenliğini ihlal etti de NATO Libya’ya müdahale etti?

Ankara bir kez daha dünyanın gözünü çevirdiği önemli bir uluslararası zirveye ev sahipliği yaptı. NATO’nun Ankara zirvesi nedeniyle başkent adeta olağanüstü güvenlik önlemleriyle çevrildi. 56 bin güvenlik görevlisi görev başında, başkente trafik yeniden düzenlenecek ve bazı yollar kapalı oldu. Vatandaş ise günlük yaşamını sürdürebilmenin mücadelesini verdi.

İktidar, bu tabloyu Türkiye’nin uluslararası itibarı olarak sunuyor.

Ancak şu soruyu sormak gerekiyor: Gerçek itibar; caddeleri süslemekle, duvarları boyamakla mı kazanılır, yoksa vatandaşına huzur, adalet ve refah sunmakla mı?

Gerçeklerin Üzeri Örtülüyor

Zirve öncesinde havaalanından toplantı alanına kadar uzanan güzergâhta kapsamlı düzenlemeler yapıldı. Evlerin dış cepheleri boyandı, yollar asfaltlandı, uygun görülmeyen manzaralar brandalarla kapatıldı, yollar afişlerle donatıldı.

İddialara göre organizasyon için yaklaşık 12 milyar lira harcanmış.

Hiç kuşkusuz devletler misafirlerini en iyi şekilde ağırlamak ister. Ancak görüntüyü düzeltmek başka, var olan, iyi olmayan gerçeklikleri düzeltmek bambaşka bir şeydir.

Bu tablo, misafir gelmeden önce yalnızca salonunu temizleyen ama evin diğer odalarını görmezden gelen bir anlayışı hatırlatıyor.

Çünkü vatandaşın gizlenemeyen gerçekleri var:

  • Pazar poşeti her geçen gün daha da hafifliyor.
  • Emekli ay sonunu getiremiyor.
  • Asgari ücretli, açlık sınırının gölgesinde yaşam mücadelesi veriyor.
  • Esnaf siftah yapmadan kepenk kapatıyor.
  • “Kaynak yok” denilerek ertelenen birçok talep için bütçe bulunamazken, vitrini parlatmak gerektiğinde milyarlarca lira bir kalemde harcanabiliyor.

İşte kamu vicdanını rahatsız eden de tam olarak budur.

Demek ki mesele kaynak değil, önem ve öncelik meselesidir.

“İtibardan Tasarruf Olmaz” Ama Vatandaştan Olur

Yıllardır aynı cümleyi duyuyoruz:

“İtibardan tasarruf olmaz.”

Peki;

  • Vatandaşın ekmeğinden tasarruf olur mu?
  • Emeklinin ilacından olur mu?
  • Çiftçinin mazotundan olur mu?
  • Gençlerin umudundan olur mu?
  • Küçük esnafın alın terinden olur mu?

Gerçek itibar; görkemli konvoylarla, ışıklı salonlarla ya da süslü caddelerle değil; hukukun üstünlüğüyle, ekonomik istikrarla, liyakatle, adaletle ve vatandaşın devlete duyduğu güvenle inşa edilir.

Aksi halde geriye sadece pahalı organizasyonlar ve yukarıda belirtildiği gibi ağır faturalar kalır.

NATO: Savunma İttifakı mı, ABD’nin Küresel Aparatı mı?

NATO, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Sovyetler Birliği kaynaklı güvenlik kaygılarına karşı ortak savunma amacıyla kuruldu.

Ancak geçen yaklaşık seksen yıl içinde ittifakın faaliyetleri yalnızca savunma sınırları içinde mi kaldı?

Bugün birçok uluslararası krizde NATO’nun, uluslararası hukuktan çok, egemen güçlerin jeopolitik tercihleri doğrultusunda hareket ettiği yönündeki eleştiriler giderek daha fazla dile getiriliyor.

Özellikle Soğuk Savaş döneminde ortaya çıkan Gladyo yapılanmaları, Özel Harp Daireleri vb. isimler altında yapılan CİA’nın üye ülkeler üzerinde yaptığı gizli-kapaklı faaliyetleri uzun yıllardır araştırmacılar ve tarihçiler tarafından tartışılmaya devam ediyor.

Bu bağlamda en son ülkemizde 15 Temmuz Darbe Girişiminde İncirlik Üssünün (NATO) kullanılması vb. konuların detayı var ve ayrı bir yazı konusudur.

Bu konuda şimdilik birde Libya örneği konusunda bir soru ile yetinelim.

2003 yılından itibaren uygulamaya konulan ve Büyük Ortadoğu Projesinin Eş Başkanlığını yapan Sayın ERDOĞAN ile Türkiye’nin, ABD-İsrail için yol temizliği yaptığı bu Projenin uygulama sürecinde, Kaddafi’nin Libya’sı hangi NATO üyesi ülkenin egemenliğini ihlal etti de NATO Libya’ya müdahale etti? Ardından iç savaş yaşayan petrol üreticisi Libya ikiye bölündü.

Diğer taraftan ABD’nin NATO üzerindeki belirleyici ağırlığı artık gizlenen değil, açıkça konuşulan bir olgu hâline gelmiş durumda.

Kararlar ortak alınıyor gibi görünse de yön belirleyen çoğu zaman Washington olduğu yönünde değerlendirmeler yapılıyor.

Bu nedenle şu soru önemini koruyor: NATO gerçekten bütün üyelerin eşit söz hakkına sahip olduğu bir savunma ittifakı mı, yoksa küresel güç siyasetinin askerî şemsiyesi mi?

Dünya Beşten Büyükse…

Dünya artık Soğuk Savaş’ın dünyası değil.

Tek kutuplu düzen çözülüyor, yeni güç merkezleri yükseliyor.

Bu değişim yalnızca ekonomik dengeleri değil, uluslararası kurumların meşruiyetini de yeniden tartışmaya açıyor.

Birleşmiş Milletler Teşkilatından NATO’ya kadar birçok uluslararası kuruluşun daha şeffaf, daha katılımcı ve daha hesap verebilir bir anlayışla yapısal bağlamda reforme edilmesi gerektiği yönündeki çağrılar giderek güçleniyor.

“Dünya beşten büyüktür” sözü yalnızca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne yönelik bir eleştiri değildir. Aynı zamanda küresel yönetim anlayışının daha adil olması gerektiğini savunan güçlü bir çağrıdır.

Çünkü adalet, birkaç başkentin inisiyatifine bırakılamayacak kadar önemli ve değerlidir.

Gazze, Uluslararası Kuruluşların ve İnsanlığın Sınavıdır

Uluslararası sistemin en büyük açmazlarından biri çifte standart eleştirisidir.

Bosna’da yaşanan büyük trajedinin ardından uluslararası müdahale (NATO) gerçekleşmiş, savaş suçluları yargılanmış ve sorumlular hesap vermişti.

Peki, benzer insani dramlar başka yerlerde yaşandığında aynı hassasiyet neden her zaman gösterilmiyor?

Bugün soykırımcı İsrail’in Gazze’de yaşattığı insanlık dramı, uluslararası kuruluşların ve insanlığın vicdanını en ağır şekilde sınayan gelişmelerden biri olarak görülüyor. Soykırımcı İsrail tarafından;

  • Çocuklar, kadınlar öldürülürken…
  • Hastaneler, okullar bombalanırken…
  • Siviller açlık ve yoksulluğa mahkum edilirken…

Uluslararası toplumun etkili aktörlerinin sınırlı tepkileri birçok çevrede ciddi eleştirilere konu oluyor.

Evrensel hukuk, failin kimliğine göre değişemez.

İnsan hakları, devletlerin gücüne göre uygulanamaz.

Adalet istisna kabul ettiği gün, adalet olmaktan çıkar.

Sonuç ve Değerlendirme

NATO’nun Ankara zirvesinin ardından geride ne kalacak?

Kapatılan yollar açılacak ve trafik yeniden eski haline gelecek… Vatandaşı için değil ama NATO’nun toplantısı için asfaltlanan yollar Ankara için bir kazanç olacak.

Vatandaşları için yol yapmayan Ankara’nın, 2-3 günlüğüne başkente gelen batılı liderler için yol yapması batıda alay konusu olacak.

Dünyada yoksulluğu ortadan kaldırmak yerine silah sanayiine yine milyar dolarlar yatırılacak. Zira başta ABD olmak üzere silah sanayi, gelişmiş batılı ülkelerin kazanç kapısı olmaya devam edecek.

NATO 3.0 konsepti literatürde yerini alırken geride cevap bekleyen sorular:

  • Dünyada yoksulluk sona erecek mi?
  • İnsanı ve birikimini yok eden dünyadaki savaşlar bitecek mi?
  • Gazze’de akan kan duracak mı?
  • Uluslararası hukuk gerçekten herkese eşit uygulanacak mı?

Asıl mesele budur.

İnsanlığın bugün yeni askerî ittifaklardan, silah kapasitesini güçlendirmekten çok daha fazla ihtiyaç duyduğu şey, ortak bir vicdan ve evrensel adalet anlayışıdır.

Zirvenin öncüleri ve Dünyayı yönetenler güvenliği silahların gölgesinde mi arayacak, yoksa adaletin ışığında mı?

Çünkü adaletin olmadığı yerde ne askerî güç kalıcı barışı sağlayabilir ne de devasa savunma bütçeleri (yoksulluğun ortadan kaldırılması için kullanılması gereken) insanlığa gerçek güvenlik getirebilir.

Güç, adaletle buluşmadığı sürece yalnızca korku üretir.

Korkunun ve yoksulluğun egemen olduğu yerde ne kalıcı barış vardır ne de gerçek güvenlik.

 

Related posts

BAŞYAZI: ABD’nin projeleri ile NATO’yu ayrı tutmak mümkün değil #35

NATO İttifakı Nereye Dönüşüyor?

NATO Zirvesi: Türkiye Ne Kazandı, Ne Kaybetti?