Ufuk BARBAROS
Bugün (09.10.2026) camilerde okunan cuma hutbesi, Gazze üzerinden insanlığın vicdan ve ahlak sınavını bir kez daha gözler önüne serdi. Cami çıkışında cep telefonumda haberlere bakarken Norveç Nobel Komitesi tarafından Nobel Barış Ödülü’ne Güney Afrikalı hukukçu Navanethem “Navi” Pillay’ın layık görüldüğü haberini okudum
President Trump’ın çok istediği Nobel Barş Ödülü, Güney Afrikalı hukukçu Navanethem Pillay’a gitti. Üzücü (!).
Peki kim buGüney Afrikalı hukukçu Navanethem Pillay?
Güney Afrikalı saygın hukukçu Navanethem Pillay, Birleşmiş Milletler İşgal Altındaki Filistin Toprakları Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu Başkanı olarak, İsrail’in Gazze’deki eylemlerini resmi bir raporla soykırım olarak tanımlayan en üst düzey hukukçu olarak tarihe geçmiştir. Pillay başkanlığındaki komisyonun Eylül 2025’te yayınladığı 72 sayfalık kapsamlı raporda, İsrail’in “Gazze’deki Filistinlileri bir grup olarak tamamenveya kısmen yok etmekastıyla” hareket ettiği; bu doğrultuda topluluk üyelerini öldürmek, buralarda ciddi bedensel ve ruhsal zararlar vermek, topluluğu fiziksel olarak yok edecek yaşam koşulları dayatmak ve doğumları engellemek suretiyle 1948 Soykırım Sözleşmesindeki 5 maddeden 4’ünü ihlal ettiği açıkça kanıtlanmıştır. Rapor, bu suçların sadece devlet düzeyinde kalmadığını, dönemin İsrail Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve Savunma Bakanı’nın bizzat “soykırıma teşvik ve kışkırtma” fiilleriyle bu suçu işlediklerini ortaya koyarak, küresel ölçekte anlamsızlaşan insan hakları ve adaletin üstünlüğü gibi temel ilkeleri adeta yeniden ete kemiğe büründürmüştür. Navanethem Pillay, uluslararası hukuku rehber edinen bu tavizsiz ve kararlı tutumu sayesinde insanlığın vicdanı olmuş ve bu tarihi duruşu kendisine 2026 Nobel Barış Ödülü’nü kazandırmıştır.
Cuma Hutbesinde vurgulanan “zulme karşı ahlaki bir duruş sergileme”, “mazlumların yanında saf tutma” ve “boykota devam” çağrıları, küresel ölçekte tam da bugün karşılığını bulan tarihi bir gelişmeyle anlam kazandı. Bir yanda minberlerden yükselen evrensel adalet çığlığı, diğer yanda ömrünü bu adaleti uluslararası mahkemelerde inşa etmeye adamış ömrünün son demlerini yaşayan bir hukukçunun zaferi… Bu iki olay, insanlığın ortak vicdanında güçlü bir köprü kurmaktadır.
Hutbede, dünyadaki zulümlere karşı sessiz kalmamanın, adaleti ve insan onurunu savunmanın Müslümanlar ve tüm insanlık için kaçınılmaz bir sorumluluk olduğu belirtildi. Navanethem Pillay’ın Nobel Barış Ödülü’nü alma gerekçeleri incelendiğinde, kendisinin bu hutbede sitem edilen “küresel sessizliğe” karşı tek başına nasıl bir kalkan olduğu görülmektedir.
Hutbedeki en dikkat çekici başlıklardan birisi de, boykot ve ekonomik gücü ahlaki bir duruşa dönüştürme çağrısıydı. Navanethem Pillay’da kariyeri boyunca adaletin sadece kağıt üzerinde kalmaması, devletlerin ve liderlerin işledikleri suçlardan ötürü uluslararası hukuk önünde hesap vermesi için hukukun üstünlüğünü savunmuştur.
Bugünkü (09.10.2026) cuma hutbesi bize Gazze’de yaşananların insanlığın ortak bir sınavı olduğunu yeniden hatırlatırken, Norveç Nobel Komitesi’nin Navanethem Pillay kararı da bu sınavda hukukun, adaletin ve insan haklarının yanında duranların er ya da geç tarihe altın harflerle kazınacağını göstermiştir. Navanethem Pillay’ın aldığı bu ödül, hutbede bahsi geçen “dünyadaki tüm mazlumların felaha ermesi” ümidinin, uluslararası hukuk zemininde hala yaşayan bir rehberi olduğunun en somut kanıtıdır.
Ufuk BARBAROS