Nejat CEBECİ
Patrikhane, sınırlarını çok zorlayan, uluslararası emperyalist güçlerin destekleri ve dayatmalarıyla siyasallaştırılarak Türkiye üzerinde “devlet içinde devlet” oluşturmaya yönelmiştir, “Ortodoks Halifeliği” amaçlı Siyasal Hristiyanlık aparatına dönüşmüştür.
Heybeliada Ruhban Okulunun açılması konusu Türkiye ile ABD arasındaki diplomatik görüşmelerde ABD’li yetkililerce her fırsatta, her kademede dile getirilmiş, iki ülkenin liderlerince Beyaz Saray zirvelerinde birçok kez ele alınmıştı. Ancak ABD tarafının bütün ısrarlarına karşılık, Türkiyebugüne kadar böyle bir adımı atmayı asla kabul etmemişti.
Ancak, 25 Eylül 2025 tarihinde, ABD başkanı D.Trumpile görüşmesinde, Trump daha konuyu açmamışken Cumhurbaşkanı SayınErdoğan ev sahibini çok mutlu eden açıklamayı yapıverdi.
“Heybeliada okuluyla ilgili ise orada üzerimize ne düşerse biz onu zaten yapmaya hazırız. Dönünce de Sayın Bartholomeos ile bu konuyu görüşme fırsatı bulacağım.”
Erdoğan’ın bu sözleri Trump’ı fazlasıyla hoşnut etti ve karşılığında şunları söyledi:
“Rum Ortodoks Kilisesi (Patriği) buradaydı. Gerçekten biraz yardıma ihtiyaçları var. Ben de kendisine (Erdoğan’a) bundan bahsedeceğimi söyledim… Gerçekten müteşekkiriz.”
ErdoğanHangi Görevi Yapmaya Hazır?
Esasen Lozan Antlaşması ile Patrikhanenin idarî, siyasî ve yargısal yetkilerine son verilmiş ve sadece dini bir kurum olarak kalması sağlanmıştır.Bununla birlikte siyasi sebeplerle Patrikhane’nin statüsü konusu, ekümeniklik iddiaları, Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması, Türkiye’yi uzun süredir meşgul eden bir sorundur.
Önce konu ile ilgili bir çalışmadan aldığımız şu paragrafları değerli okurlarımız için nakledelim.
“Heybeliada Ruhban Okulu Yeniden Açılabilir mi?
*(Emruhan YALÇIN /21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü)
1 Ekim 1844’te Patrikhaneye bağlı olarak hizmete açılan Heybeliada Ruhban Okulu, Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinde Fener Rum Patrikhanesinin, diğer bağlı metropolitlikler ve kiliselerin din adamı ihtiyacını karşılamıştır. 1971 yılında özel üniversitelere “devlet denetiminde olma” şartını getiren Anayasa Mahkemesinin kararına uymak istemeyen Patrikhane, Heybeliada Ruhban Okulu’nun Teoloji Bölümünü kapatmayı tercih ederek, 1971-1972 öğretim yılından itibaren Heybeliada Özel Rum Erkek Lisesi olarak faaliyetlerini sürdürmüştür.
Devlet denetiminin Patrikhane tarafından kabul edilmemesi nedeniyle, Heybeliada Ruhban Okulu şimdiye kadar açılamamıştır. Patrikhane aslında, kendisine has bir ayrıcalık talep ederek okulun kendi denetiminde, yabancı öğrenci ve öğretmen kabul edecek şekilde yeniden açılmasını istemektedir. Patrikhanenin Ekümeniklik iddialarıyla da örtüşen bu istek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına olduğu gibi Lozan Antlaşması’nın ruhuna ve uluslararası diğer sözleşmelere aykırı bir imtiyaz talebi niteliğindedir. Türkiye, Ruhban Okulu konusunda laiklik, eşitlik ve Lozan’da belirtilen “karşılıklılık” ilkesi ve T.C. kanunları çerçevesinde hareket etmektedir. Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması meselesi, Patrikhanenin girişimleri nedeniyle Türkiye’nin iç meselesi olmaktan çıkarak uluslararası alanda tartışılmaya başlanmış ve Türkiye üzerine çok boyutlu baskılara dönüşmüştür.”
Şuhâlde Lozan’da sınırları çizilmiş bir konuda “üzerimize ne düşerse biz onu zaten yapmaya hazırız” derken Sayın Erdoğan’ın neyi yapmaya hazır olduğunu ifade ettiği anlaşılamamaktadır!
Patrikhane’nin Hukuki Durumu
Lozan’da yapılan müzakerelere ve antlaşma hükümlerine göre Patrikhane’nin hukukî durumu şu şekilde özetlenebilir: Patrikhane’nin İstanbul’da kalması bir anlaşma hükmü ile değil Türkiye’nin tek taraflı bir tasarrufu ile olmuştur. Yani Türkiye’nin müsaade etmesiyle varlığını sürdürebilmektedir. Patrikhane, Türkiye kanunlarına tâbi bir kuruluştur. Patrik ve Patrikhane memurları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Türk Hükümetinin olurlarıyla tayin edilirler ve Türk Hükümetinin denetimine tabidirler.
“Patrikhane İstanbul’daki Rum cemaatinin resmi temsilcisi olmadığı gibi, bu cemaat ile Türk resmi makamları arasında sözcülük, aracılık gibi işleri de yapamaz. Patrikhane ile Patrik ve Patrikhane görevlileri, Türkiye’deki gayrimüslim azınlıklara ait herhangi bir kilise veya sinagog gibi Lozan Antlaşmasının 40. ve 42. maddelerinde ifade edilmiş olan serbestlik ve himayeden faydalanır.” O kadar!
Türkiye’de “ekümenik” şeklinde bir kurum ve görev tanımı mevcut değildir. Patrikhanenin ekümeniklik iddiasının Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda ve Lozan Antlaşması’nda yasal bir dayanağı da bulunmamaktadır. Fener Rum Patrikhanesi, Fatih Kaymakamlığına bağlı bir kuruluştur ve hukuki statüsünü belirleyecek olan da içinde bulunduğu devletin hukuk sistemidir.
Oysa Patrikhane, sınırlarını çok zorlayan, uluslararası emperyalist güçlerin destekleri ve dayatmalarıyla siyasallaştırılarak Türkiye üzerinde “devlet içinde devlet” oluşturmaya yönelmiştir, “Ortodoks Halifeliği” amaçlı Siyasal Hristiyanlık aparatına dönüşmüştür.Hiç şüphesiz Patrikhane’nin başlıca gayesinin Yunanistan’ın ana doktrini “Megali İdea” ile aynı olduğu unutulmamalıdır.Megali İdea, bir gün İstanbul’un mutlaka tekrar Helenlerin merkezi olacağına inanılan bir ütopyadır. Patrikhane buna hizmet etmektedir.
Devlet adamlarımızınbu gerçekleri göz ardı etmeden, kırk düşünüp birkonuşmalarının gerektiğini hatırlatırız.