Talat TÜRKMEN
Beyaz Saray’daki Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump’ın görüşmesinde 1971 ‘de kapatılan Heybeliada Ruhban Okulu yeniden gündeme geldi.
Erdoğan, “Heybeliada’daki Ruhban Okulu ile ilgili üzerlerine ne düşerse yapmaya hazır olduklarını” söylerken; Trump “Yardıma ihtiyaçları vardı ve ben de bunu gündeme getireceğimi söyledim” dedi.
Erdoğan-Trump görüşmesinden 10 gün kadar önce Bartholomeos, Donald Trump’ı ziyaret etmişti.
Ruhban okulu meselesi Fener Patrikliğinin sürekli gündeme getirdiği bir konudur. AB ve ABD Nezdinde “inanç özgürlüğü” açısından tartışılmasını istemektedir. Heybeliada Ruhban Okulu üzerinden süren tartışma, eğitim özgürlüğü ya da azınlık hakları çerçevesinde yüzeysel olarak okunamayacak kadar derin, tarihi ve çok katmanlıdır. Bu mesele; Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik hakları, güvenliği, anayasal düzeni, laiklik ilkesi ve uluslararası diplomatik dengeleriyle doğrudan ilintilidir. Fener Rum Patrikhanesi’nin ısrarla yeniden açılmasını talep ettiği Ruhban Okulu, bugün artık yalnızca bir eğitim kurumu olmaktan çıkmış, bir uluslararası siyasi baskı enstrümanı haline gelmiştir.
Heybeli Ruhban Okulunun Tarihi Arka Planı
İstanbul’un fethinden hemen sonra Patrikhanenin ricası ve Fatih Sultan Mehmed’in desteği sonucunda İstanbul’da ruhban yetiştirmek amacıyla ilk akademi açılmıştır. Bugünkü haliyle Heybeli Ada Ruhban Okulu, Osmanlı Padişahı Sultan Abdulmecit’in fermanı ile resmen ruhban mesleğine girecek olanları ruhani ve ahlaki öğretim amacıyla yetiştirmek için bir teoloji okulu olarak açılmıştır. Fener Patriği IV. Germanos 1 Ekim 1844’de Heybeli Ada’daki Umut Tepesinde Ortodoks tebaanın ruhban sınıfın yetiştirilmesi amacıyla okulun temellerini atmıştır.
Patrikhane tüm yetki ve haklarına rağmen, Osmanlı’nın duraklama ve gerileme dönemlerinde sorumluluğunu ve yeminini unutarak dinî görevini bir yana bırakıp siyasetle uğraşmış, devletle doğrudan çatışmaktan da geri kalmamıştır. Bu nedenle Patrik III.Partheinus 1657 ‘de, Patrik Grigorios, 1821’de Eflak-Boğdan, Mora isyanlarını teşvik ettikleri için idam edilmiştir.
Heybeli Ada Ruhban Okulunun bu döneminde, I. Dünya Savaşının bitmesi ve Türk Kurtuluş Savaşının gerçekleşmesinden dolayı siyasi faaliyetlerin öne çıktığı görülmüştür. Bu siyasi faaliyetlerde Fener Patrikhanesinin Türk Kurtuluş Savaşındaki olumsuz tavrı, hatta düşman güçlerinin yanında açıkça yer alması, ruhban okulunu amacı dışında kullanarak bu okulun eğitim kurumu olmaktan ziyade siyasi ve askeri bir üs haline getirmiştir. Mustafa Kemal ATATÜRK Patrikhanenin bu süreçte gösterdiği tavırdan ötürü Yunanistan’a çıkarılmasını istemiştir.
Dünya siyasetinde yeni dengelerin oluşması ve II. Dünya Savaşının sona ermesi ile birlikte Cumhuriyet döneminde Türkiye açısından ortaya çıkan en önemli gelişmelerden biri , 1.Athenogoras’ın Amerika’dan getirtilerek Fener Patriği yapılması olmuştur. Bu atama sayesinde Türkiye’nin dış dünyadaki itibarının artacağı düşünülmüştür. Patrik I.Athenogoras’ın teamül dışı patrik yapılması ruhban okulu için de bazı statülerin değiştirileceği sinyalini vermiştir. 1.Athenogoras patrik olur olmaz ruhban okulunun bir Ortodoks Üniversitesi haline getirtileceğini ve İstanbul’un Ortodoks dünyasının merkezi yapılması gerektiğini iddia etmiştir. Başbakan Adnan Menderes, 5 Haziran 1952’de Patrik Athenagoras’ı ziyaret ederek, II. Dünya Savaşı’nın ardından aşınmaya başlayan Atatürk’ün patrikhane politikasını değiştirerek, ruhban okulunu yüksek okul seviyesine yükseltmiş, dışardan öğrenci alımını kabul etmiştir.
Böylece önceleri sadece Rum azınlığın dini ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik faaliyette bulunan okul, bu tarihten itibaren, Patrikhanenin Ortodokslar üzerindeki egemenliğini güçlendirilmeye yönelik elemanlar yetiştirmeye başlamıştır.
Kıbrıs olayları patlak verdiğinde Türkiye, ruhban okulunun dışarıdan öğrenci alımını “casusluk” gerekçesi ile iptal etmiştir. Başpiskopos Makarios da Heybeliada Ruhban Okulundan yetişmiştir. Bilindiği üzere “Enosis”,geniş planda ”Megoli
İdea” hayalinin peşinde ömür tüketmiş, Kıbrıs Türk’ün, Kıbrıs’tan atılması için çaba sarf etmiş, katliamları desteklemiştir. Bu yaklaşım Ruhban okulu ile “Enosis” , “Megoli İdea” hayali arasında doğrudan ilişki kurulmasına neden olmuştur.
Okulun Kapanışı: Anayasal Düzenin Gereği
Heybeliada Ruhban Okulu, 1971 yılında alınan anayasa kararıyla, Türkiye’deki diğer özel yüksekokullarla birlikte kapatılmıştır. Kapatılma gerekçesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin özel yükseköğretim kurumlarına izin vermemesi ve din eğitiminin yalnızca devlet denetiminde yapılmasını öngören anayasal ilkeleridir.
Bu karar, sadece ruhban okuluna özgü değil, tüm özel yükseköğretim kurumlarını kapsayan bir düzenlemenin parçasıdır. Ancak Patrikhane, meseleyi azınlık hakları ve dini özgürlükler üzerinden yeniden tanımlayarak Türkiye’yi uluslararası platformlarda baskı altına almaya çalışmaktadır.
Patrikhane’nin Talepleri: Teoloji Eğitimi mi, Egemenliğe Müdahale mi?
Fener Rum Patrikhanesi’nin Ruhban Okulu konusunda ileri sürdüğü şartlar, meselenin özünde bir dini eğitim değil, Türkiye’nin iç işlerine müdahale anlamına geldiğini açıkça göstermektedir. Patrikhane ruhban okulu için için şunları talep etti:
1.Okulun Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yanı sıra dünyanın her yerinden öğrenci kabul etmesi,
2.Türkiye devletinin okul üzerinde hiçbir denetim hakkına sahip olmaması,
3.Patrik ve kutsal Sen Sinod üyelerinin Türk vatandaşı olma zorunluluğunun kaldırılması.
Bu talepler, Türkiye’nin üniter yapısını, anayasal düzenini doğrudan hedef almaktadır. Açık konuşmak gerekirse, bu taleplerin kabulü Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliğinden feragat etmesi anlamına gelir.
Ruhban Okulu: Teolojik Merkez mi, Siyasi Üs mü?
Geçmiş deneyimler, bu okulun sadece dini amaçlarla kullanılmadığını ortaya koymaktadır. Kurtuluş Savaşı yıllarında Patrikhane’nin işgalci güçlerle olan yakın ilişkisi ve Ruhban Okulu’nun o dönemde eğitim kurumu olmanın ötesine geçerek siyasi ve askeri bir merkez gibi kullanılması, Türkiye’nin bu konuda neden hassas olduğunu gayet net ortaya koymaktadır.
Bugün ise benzer bir eğilim söz konusudur. Patrikhane’nin ruhban okulu talebi, ekümeniklik iddiasının arka kapıdan kabul ettirilmesi, yabancı din adamlarının serbestçe Türkiye’ye sokulması, uluslararası öğrenci transferi gibi başlıklarla birlikte değerlendirildiğinde, mesele bir “okul”un çok ötesindedir.
Heybeliada Ruhban Okulu’nun, Patrikhane’ye bağlı, devlet denetiminden uzak, yabancı öğrenci ve öğretim görevlileriyle faaliyet gösterecek bir yapı olarak açılması, laikliğe doğrudan aykırıdır. Ayrıca Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile kurulan eğitimde birlik ilkesinin çiğnenmesi demektir. Böyle bir açılım, yalnızca Rum Ortodoks azınlığa değil, diğer dini gruplara da emsal teşkil edecek ve Türkiye’nin anayasal dengelerini altüst edecektir.
Uluslararası Baskı ve Türkiye’nin Direnci
Son yıllarda Avrupa Birliği, ABD ve çeşitli uluslararası kuruluşlar, Türkiye’ye Ruhban Okulu’nu yeniden açması yönünde sistematik baskılar uygulamaktadır. Bu baskılar, yalnızca azınlık hakları adına değil, Türkiye’nin egemenlik sınırlarını yeniden çizmek amacıyla yapılan diplomatik hamlelerdir.
Türkiye Cumhuriyeti ise bu konuda net bir tutum sergilemektedir: Uluslararası hukukta tanınan eşit vatandaşlık hakları saklı kalmak koşuluyla, hiçbir dini kuruma anayasanın dışında özel bir statü tanınamaz. Laiklik ilkesi ve üniter devlet yapısı, herhangi bir dini cemaatin ya da azınlık kurumunun devlet içinde devlet gibi hareket etmesine müsaade etmez.
Taviz Değil, Anayasa Temelli Çözüm
Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması ancak ve ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal çerçevesi içinde, devletin denetimi altında ve tüm vatandaşlara eşit muamele ilkesi gözetilerek mümkündür.
Fener Patrikhanesi’nin bağımsız bir dini eğitim merkezi oluşturma girişimi, Türkiye açısından yalnızca bir azınlık meselesi değil, aynı zamanda bir milli güvenlik ve egemenlik sorunudur. Bu konuda atılacak her adım, laiklik, eğitimde birlik ve anayasal bütünlük ilkelerinden sapmadan değerlendirilmelidir.
Aksi halde, Türkiye, kendi hukuk sistemini ve devlet geleneğini dış baskılara teslim eden bir ülke konumuna düşer ki; bu da bağımsız bir ulusun kabul edebileceği bir durum değildir.
Son söz: Ruhban Okulu tartışması, bir okul meselesi değildir. Bu mesele, Türkiye’nin geleceğine dair bir egemenlik sınavıdır.