Okullarda şiddet; bireysel öfke patlamalarının, kişisel hesaplaşmaların çok ötesine geçmiş, toplumsal bir sorun hâline gelmiştir. Bu sorunun çözümü de tek bir kurumun ya da bireyin çabasıyla mümkün değildir.
Yasemin ŞENGÖR
Psikolojik Danışman
Okullarda yaşanan şiddet eylemleri; gerek birey gerekse toplum psikolojisini derinden etkileyen, örseleyici yaşantılardır. Bugün geldiğimiz noktada bu olayların yalnızca bireysel öfke patlamalarıylaya da faillerin psikolojik sağlıklarıyla açıklanamayacak kadar büyüdüğü ortadadır. Okul saldırılarının giderek daha yıkıcı ve karmaşık bir hâl aldığı açıkça görülmektedir. Bu durum, hem eğitim camiası hem de toplum açısından son derece kaygı vericidir.
Okullarda meydana gelen yıkıcı şiddet eylemleri ile ilgili basına yansıyanlar, olayların münferitolmaktan çıktığını düşündürmektedir. Öğrencilerimizi de tehdit eden son eylemler, organize ve kitlesel hareketlere benzer bir yapı sergilemektedir. Böylesi bir tablo, eğitim ortamlarının güvenliği konusunda ciddi endişeleri de beraberinde getirmiştir.
Okul Şiddeti Çok Boyutlu Bir Konudur
Şiddet eylemlerinin okullara organize biçimde sızması; yalnızca bireysel sapmaların değil, toplumsal çözülmenin de bir işareti olarak görülmelidir. Bu tür olaylar karşısında fail profillerinde bireysel nedenlere odaklanılır. İnsanlar travmatik etkilerle, yapılan şiddet eylemini bir gerekçeye dayandırmaya çalışır. Aile içi iletişim eksikliği, ekonomik zorluklar, sosyal medyanın olumsuz etkileri, akran zorbalığı ve bireyin kendini ifade edememesi, psikolojik zorlanmalar ilk akla gelen faktörlerdir. Ancak meseleyi yalnızca bu başlıklarla sınırlamak ya da sorumluluğu tek bir alana yüklemek, sorunu basitleştirmek olur. Bugün ihtiyaç duyulan şey, daha geniş ve yüzleşmeci bir bakış açısıdır.
Şiddeti sıradanlaştıran televizyon içeriklerinden, dilimize yerleşen ve anlamı aşındırılan kavramlara; anlaşmazlık karşısında iletişimi değil kabalığı ve güç gösterisini tercih eden tutumlardan, toplumsal hoşgörü eşiğinin giderek düşmesine kadar uzanan geniş bir etki alanı söz konusudur. “Suça sürüklenen çocuk” gibi kavramların yerli yersiz kullanımı bile, zaman zaman sorumluluğun bulanıklaşmasına yol açmaktadır. Bu nedenle meseleye yalnızca “aile suçu”, “kişilik sorunu”, “psikolojik problem” ya da “münferit olay” diyerek yaklaşmak, çözümü ertelemekten başka bir işe yaramamaktadır.
Bugün gelinen noktada suçlu aramanın hiçbir işe yaramadığı, acı biçimde tecrübe edilmiştir. Şimdi, sorumluluğu paylaşma zamanıdır. Her bireyin, her ailenin ve her kurumun kendisine şu soruyu sorması gerekir: “Ben bu sorunun neresindeyim?” Çünkü doğası gereği şiddet, çoğu zaman anlık değildir. Görmezden gelinen küçük kırılmaların birikimiyle ortaya çıkar ve büyür.
Öğretmenin İtibarını Geri Verin
Eğitim yuvalarında saldırganlık örüntülü davranışların engellenmesi söz konusuysa, öncelikle eğitim sisteminin en önemli unsurlarından öğretmenin konumuyla işe başlanmalıdır. Öğretmen bugün itibarsızlaştırmayla karşı karşıyadır. Saygınlığın ve otoritenin tanınmadığı yerde “Çocuğumun hakkını savunuyorum, bana her şey mübah!” düşüncesi, yer yer ölçüsüz ve saldırgan tutumlara dönüşebilmektedir. Öğretmenler sürekli şikâyet edilme tehdidi altında mesleklerini icra etmeye çalışmaktadır.
Şikâyet mekanizmalarının kontrolsüz ve bilinçsiz biçimde kullanımı, öğretmen-veli ilişkisini zedelemektedir. Veli ve öğretmen ilişkisinin çocuğa yansımaları, eğitim ortamında otorite ve güven dengesini bozmaktadır. Otoriteye karşı gelme sorunu öğrenciden çıkmış, velilerde de tehlikeli biçimde gözlenen bir hal almıştır. Öğrenci merkezli eğitim anlayışı, yanlış yorumlandığında öğretmeni değersizleştiren bir yapıya evrilebilmektedir. Oysa sağlıklı bir eğitim ortamı, öğretmenin saygınlığını koruyan, öğrencinin haklarını gözeten ve veliyi sürece bilinçli şekilde dahil eden dengeli bir yapı gerektirir.
Unutulmamalıdır ki öğretmenin itibarsızlaştırıldığı bir sistemde disiplin zayıflar. Bireyler arasında iletişim kopar ve bu boşluk çoğu zaman şiddetle doldurulur.
Konu Çok Boyutlu Biçimde Ele Alınmalıdır
Okullarda şiddet; bireysel öfke patlamalarının, kişisel hesaplaşmaların çok ötesine geçmiş, toplumsal bir sorun hâline gelmiştir. Bu sorunun çözümü de tek bir kurumun ya da bireyin çabasıyla mümkün değildir. Aileden medyaya, eğitim politikalarından toplumsal değer yargılarına kadar geniş bir alanda ortak bir bilinç ve sorumluluk geliştirilmelidir.
Güvenli ve insani eğitim ortamlarından söz etmek istiyorsak, önce şiddeti normalleştiren tüm unsurlarla yüzleşmeliyiz. Bununardından saygı, empati ve sorumluluk temelli bir yaklaşımı yeniden inşa etmek zorundayız. Okullarımızancak insani değerleri merkeze alan bir yaklaşımla,gerçekten olması gerektiği gibi güvenli ve geliştirici birer yaşam alanına dönüşebilir.