Okullarda Korktuğumuz Başımıza Geldi

Okuldaki şiddet, sokaktaki, çevredeki ve toplumdaki gerilimin aynasıdır.

Okullarımızda işlenen cinayetlerden başta devlet olmak üzere hepimiz sorumluyuz.

Bilimsel çalışmalara göre bir çocuğun donanımı anne karnında başlar, büyüdüğü ailede, okulda ve çevrede devam eder.

 

Geçtiğimiz ay İstanbul’da bir meslek lisemizde öğretmenimiz Fatma Nur ÇELİK’in sınıfta bir öğrencisi tarafından katledilmesi üzerine “OKULLAR GÜVENLİ DEĞİLSE GELECEK NASIL GÜVENDE OLACAK?” başlıklı aşağıdaki adreste bir yazı kaleme almıştım.

https://uyanisdergisi.com.tr/Okullar Güvenli Değilse Gelecek Nasıl Güvende Olacak? – Uyanis Dergisi

O yazıda eğitim sistemimizin “alarm verdiğini” ifade etmiş ve şu cümleyi kurmuştum:

“Eğer bu olayı da birkaç gün konuşup unutacaksak, bir sonraki haberin gelmesi sadece zaman meselesidir.”

Ne yazık ki korktuğumuz başımıza geldi.

Hafta içinde, peş peşe gelen iki acı haberle sarsıldık. Önce Şanlıurfa-Siverek’te, ardından Kahramanmaraş’ta meslek liselerinde meydana gelen silahlı saldırılar; öğretmen ve öğrencilerimizin hayatını kaybettiği, 10’larca kişinin yaralandığı trajedilere dönüştü.

Sistem Alarm Veriyor

Artık bu olaylar “tekil” değil. Artık bu yaşananlar bir tesadüf değil.

Bu, açık ve net bir sistem alarmıdır.

Geçen ay yazdıklarımı bugün yeniden hatırlamak ve hatırlatmak zorundayım.

“Amerika’nın Arizona Devlet Üniversitesinde bulunduğum 1995 yılında, iki çocuğu ilkokul çağında olan bir Amerikalı aile ile tanışmıştım. Çocukları “Home School” (Ev Okulu) dedikleri bir sistemle eğitimlerini sürdürüyorlardı.

Bu sistemde çocuklar okula gitmiyor, ancak sorumluluğu aileler üstlenmiş, eğitim sisteminin de kabul ettiği bu uygulamada çocukların eğitimi evlerde yürütülüyordu. Arizona Eyaletinde bu şekilde örgütlenmiş ve kilisenin de destek verdiği “Home School” sisteminin uygulamasından aileler oldukça memnun gözüküyorlardı.

O zaman aile reisi Mark’a, niçin okula göndermiyorsunuz bu çocukları? diye sorduğumda Mark; Okullar çocuklar için güvenli yerler değil. Madde bağımlılığı başta olmak üzere akran zorbalığı vb. bir yığın problem yaşanıyor okullarda” demişti.

Ben hayret etmiştim. Çünkü bizim okullarımızda o zaman böyle bir sorun yoktu… Bugün 30 yıl sonra geldiğimiz noktada, aynı endişe artık bizim ülkemizde de konuşuluyor ve yaşanıyor.

Bir öğretmen sınıfta katledildi.

Ardından iki ayrı şehirde okullar silahlı saldırıya sahne oldu.

Bu artık sıradan bir asayiş meselesi değildir.

Bu, eğitim sisteminin içinde büyüyen ve uzun süredir görmezden gelinen bir sorunun en ağır sonucudur.

Yıllardır Büyüyen Tehlike

Okullarda şiddet yeni değil. Ama artık daha görünür, daha sert ve daha ölümcül.

  • Öğretmenlere yönelik tehdit ve saldırılar,
  • Öğrenciler arasında artan şiddet,
  • Sosyal medyada normalleşen saldırganlık,
  • TV’lerde yayımlanan filmlerde reyting uğruna mafya dizilerine yaygın halde yer verilmesi…
  • ekranlarında siyasi parti liderlerinin toplumu kutuplaştıran sert söylemleri…

bunların hepsi uzun süredir gözümüzün önünde büyüyordu.

Ancak her olaydan sonra aynı şey yaşandı: kısa süreli bir gündem ve ardından derin bir sessizlik.

Bugün o sessizliğin bedelini ödüyoruz.

Öğretmen Yalnız Bırakıldı

Bugün öğretmen sadece ders anlatmıyor.

Aynı zamanda;

  • Öfke kontrolü olmayan öğrencilerle,
  • Aile desteği zayıf çocuklarla,
  • Psikolojik sorunlarla,
  • Ve giderek sertleşen bir gençlik kültürüyle mücadele ediyor.
  • Ve bu mücadelede öğretmen çoğu zaman yalnız bırakılıyor.

Diğer taraftan okullarda iyi insan yetiştirme sisteminin işleyişinde yaşanan bir dolu sıkıntı var.

Okullarımızda:

  • Rehberlik servisleri birçok okulda yetersiz.
  • Riskli davranış gösteren öğrenciler erken tespit edilemiyor.
  • Disiplin mekanizmaları ise çoğu zaman caydırıcı olmaktan uzak.
  • Dahası, öğretmenler çoğu zaman idari ve hukuki süreçlerde de kendilerini güvende hissetmiyor.

Bir öğretmen sınıfa girerken “Bugün başıma bir şey gelir mi?” diye düşünüyorsa işimiz çok zor demektir.

Sorun Toplumsal Bir Yansıma

Okuldaki şiddet, sokaktaki, çevredeki ve toplumdaki gerilimin aynasıdır.

Okullarımızda işlenen cinayetlerden başta devlet olmak üzere hepimiz sorumluyuz.

Bilimsel çalışmalara göre bir çocuğun donanımı anne karnında başlar, büyüdüğü ailede, okulda ve çevrede devam eder.

 

Aile toplumun temel direğidir.

Çocukların testlerde başarılı olmak uğruna karakter inşası ihmal edildi. Çocuklar dürüstlüğü, sözünde durmayı, yaratılanı yaratandan ötürü sevmeyi, sağlam karakterli, ahlaklı ve iyi insan olmayı öncelikle aileden alır.

 

Malum anlatılır, evde anne; mutfağında gördüğü karıncaya yumuşak bir sesle seslenir:

“Ah tatlım, sen buraya nereden geldin? Seni çiğnerler. Seni yuvana bırakayım…”der.

 

Çocuğu sorar;

“Anne karınca seni anlar mı?”

Anne, tebessüm eder:

“O anlamasa da sen/ben anlıyorum.” der…

Karıncayı bir kâğıdın üzerine alırlar, oğlu ile birlikte karıncayı yuvasına bırakırlar.

O çocuk, oyun oynarken düşen arkadaşının elinden tutar, kaldırır.

Oysa sosyal medyada normalleşen nefret dili, gündelik hayatta evde, sokakta, okulda artan tahammülsüzlük ve toplumsal kutuplaşma, gençlerin dünyasına doğrudan yansıyor. Karşısındakine saygı duymayan karakterde yetişen gençler…

Çevrede, sokakta, okulda karşılıklı sevgi, saygı zayıfladıkça, okulda öğretmene duyulan saygı da zayıflıyor.

Artık Slogan Değil, Somut Adım Gerek

Her olaydan sonra aynı cümleyi kuruyoruz:

“Öğretmenler baş tacıdır.”

Peki bu baş tacını nasıl koruyacağız?

Artık söz değil, uygulama zamanı:

  • Riskli okullarda etkin güvenlik ve erken uyarı sistemleri kurulmalı.
  • Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri güçlendirilmeli.
  • Şiddet eğilimi gösteren öğrenciler yakından izlenmeli.
  • Öğretmenlere kriz yönetimi ve güvenlik desteği sağlanmalı.
  • Öğretmene yönelik şiddete karşı caydırıcı yaptırımlar uygulanmalı.
  • Gençler sosyal medyanın olumsuz etkilerine karşı korunmalı.

Çünkü eğitim ortamlarında güvenlik bir tercih değil, zorunluluktur.

Kaybettiklerimizin Ardından

İstanbul’da hayatını kaybeden öğretmenimiz Fatma Nur ÇELİK…

Ve bu hafta Siverek’te ve Kahramanmaraş’ta kaybettiğimiz öğretmen ve öğrencilerimiz…

Onlar artık aramızda değil.

Bunlar bireysel kayıp değildir. Yaşananlar, eğitim sistemimizin güvenliğine dair çok ağır bir uyarıdır.

Eğer bu olayları da birkaç gün konuşup unutacaksak, yeni acı haberlerin gelmesi kaçınılmaz olacaktır.

Bir toplumun geleceği önce ailede ve ardından sınıflarda şekillenir. Eğer sınıflar güvenli değilse, gelecek de güvende değildir.

Ve o zaman şu soruyla yeniden yüzleşmek zorunda kalacağız:

Öğretmenini ve öğrencisini koruyamayan bir eğitim sistemi, gerçekten bir gelecek inşa edebilir mi?

Hayatını kaybeden tüm öğretmen ve öğrencilerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar, ailelerine ve eğitim camiamıza başsağlığı diliyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Related posts

BAŞYAZI: Yargı sopasıyla toplumsal muhalefet yok ediliyor #34

Avrupa Birliği Ordu Kurabilecek Mi?

Siyasette Arınma: Kirlenen Siyaset Mi, İnsan Mı?