Osmanlı’nın Son Zaferi KÛTÜ’L AMÂRE

    “Geçmişini bilmeyen, geleceğini tayin edemez.” İngiliz ilkokul fişi

    Kûtü’l Amâre, 1. Dünya Harbi’nin zor şartları altında, Osmanlı Devleti’nin askeri ve idari merkezlerine hayli uzak bir coğrafyada kazanılmış parlak bir zaferdir. Ne yazık ki, hem zafer hem de ilk iki kahraman komutanı, zamanla unutturulmuştur. Ancak gerçeklerin bir gün ortaya çıkma gibi bir huyunun olduğu da unutulmamalıdır.

    Bugün Kûtü’l Amâre’yi anmak demek, sadece olayları, sayıları, kahramanlarını… sıralamak olmamalı. Kûtü’l Amâre, Çanakkale bugüne neler söylüyor, hangi dersleri veriyor üzerine düşünülmeli.

    Zafer öncesine kısaca göz atacak olursak, şunları görürüz: İngilizler, XVII. asrın başlarından itibaren Basra Körfezi ve Osmanlı Irak’ı ile ilgilenmeye başladılar. Çünkü en önemli sömürgeleri olan Hindistan’ın güvenliği için bu bölgenin kontrolü elzemdi. Petrol zenginliği tespit edilince, vazgeçilmez oldu. Meselâ 1862’den itibaren Bağdat ile Hindistan arasında telgraf hattı teşkil etmeye başlamışlardı. Hatta Basra Körfezi’ndeki stratejik Fav Yarımadası’nda Osmanlı’nın istihkam yapmasına da mani olmuşlardı.

     Bütün bunlara rağmen İttihatçı yönetim Şattül Arap ve Dicle nehri üzerindeki taşımacılığı İngilizler’e verdi. Bu durum bölgede güçlenmelerinin yolunu açtı. Ayrıca I.Dünya Harbi öncesi Osmanlı Genelkurmayı, Basra ve Bağdat’a bir saldırı beklemiyordu. Onun için bölgede asker sayısı çok azdı. (8.000 kişi kadar)

     İngilizler, 05/ 11/ 1914’te Osmanlı Devleti’ne harp ilan ederek, Şattül Arap ağzında bulunan Fav Yarımadası’nı işgal ettiler.   Arkasından kuzeye doğru harekâta devam ederek, 22/ 11/ 1914’te Osmanlı askerleri tarafından boşaltılan Basra vilayetini işgal ettiler. Devamla Kurna’yı da aldılar. Bölgede bulunan az sayıdaki Osmanlı askerinden bir kısmı esir edilmiş, bir kısmı da kaçmıştı. Basra valisi ve 38. Tümen Komutanı Suphi Bey de esirler arasındaydı.

     Bu gelişmeler üzerine Teşkilat-ı Mahsusa’nın ilk başkanı Kurmay Yarbay Süleyman Askeri Bey, 38. Tümen Komutanlığı’na atandı. (02/ 01/ 1915) Süleyman Askeri Bey, Basra’yı kurtarmak için seçme subay ve gönüllülerden oluşan Teşkilat-ı Mahsusa’nın “Osmancık Taburu”nun da aralarında bulunduğu birlikleri ve devlete bağlı Arap aşiretlerinden oluşan milislerle birlikte taarruza geçti. Ancak savaşta bacağından yaralandı. Buna rağmen sedye üzerinde komutanlık görevine devam etti. İngilizlerin silah, teknoloji ve sayı üstünlüğü yüzünden 3.000‘in üzerinde şehit verilerek mağlup olunmasını gururuna yediremedi ve intihar etti.(14/ 04/ 1915)

      Süleyman Askeri Bey’in yerine Albay Nurettin Bey-Sakallı Nurettin Paşa (1) tayin edildi. Nurettin Bey Harbiye çıkışlı olmayan; Fransızca, Almanca, Rusça ve Arapça bilen yetkin bir komutandı. İngiliz birliklerinin (VI.Poona-Hint-Tümeni) başında ise Tümgeneral Sir Charles V.F. Townshend bulunuyordu. O da geçmişi başarılarla dolu bir komutandı. İngilizler 03/ 06/ 1915’te Amâre’yi işgal ettiler. Mümkün mertebe düzenli olarak geri çekilen Nurettin Bey komutasındaki Türk ordusu, 29/ 09/ 1915’te Kûtü’l Amâre’yi kuşatılmamak için boşalttı. İngilizler de zahmetsizce ele geçirdiler. Gnl. Townshend kuzeye, Bağdat’a doğru hızla ilerlerken, 05/ 10/ 1915’te VI. Ordu Komutanlığı teşkil edilerek başına Alman mareşal W.L.C.von der Goltz Paşa getirildi. Nurettin Bey, Bağdat’a 32 km. mesafede bulunan Selman-ı Pak’a kadar çekilerek savunma tedbirleri aldı. Selman-ı Pak rastgele bir seçim değildi. Çünkü ashabın ileri gelenlerinden Selman-ı Farisî’nin kabri bu tepedeydi. İngilizler ordularında bulunan Hintli Müslüman askerlerin hassasiyetini bildikleri için; bölgenin Antik Helenistik Çağ’daki adı olan “Ctesiphon”u kullandılar.
        Bu esnada Osmanlı Genelkurmayı birliklerimizi takviye için Erzurum’da bulunan Albay Halil (Kut) komutasındaki XVIII. Kolordu’yu görevlendirdi. (09/ 10/ 1915) Halil Bey, mutlaka okunması gereken hatıralarında (2) Dicle nehri üzerinde “kelek” adı verilen ilkel sallarla kolordusunu bölgeye nasıl intikal ettirdiğini teferruatıyla anlatır. Halil Bey Erzurum’dan Bağdat’a ancak 41 günde gelebildi. Aynı günlerde yardım isteyen Townshend’a destek için müttefikleri Fransa’da konuşlanmış iki İngiliz tümeni, Basra’ya 11 günde gelmişti. Aradaki teknoloji farkına dikkat!..
           Ordumuz zor şartlarda geri çekilirken kendisine saldıran bazı Arap aşiretlerinin yağmacı çapulcularıyla da mücadele etmek zorunda kaldı. Gnl. Townshend komutasındaki İngiliz ordusu Selman-ı Pak tepesine saldırdı. Alb. Nurettin Bey komutasındaki Türk ordusu ile 22/ 11/ 1915 günü karşı karşıya geldiler. Üç gün devam eden çetin bir savaşın sonunda iki orduda da panik oluşmuştu. Nurettin Bey, geri çekilme emri vermeyi düşünüyordu ama Halil Bey, İngilizlerin daha perişan olduğunu gördü ve taarruz emri verilmesini teklif etti.
     Aralarında ihtilaf çıkınca Halil Bey, geldiği günden beri ibraz etmediği komutanlığa atanma emrini gösterdi ve komutayı ele aldı. Türk taarruzu sonunda İngilizler 4.567 kayıp vererek (mevcutlarının yaklaşık üçte biri ). Güneye, Kûtü’l Amâre’ye doğru çekilmeye başladılar. Hızlı İngiliz ilerleyişi durdurulmuştu. Türk birlikleri İngilizleri takip ederek, Kûtü’l Amâre’de kuşattı.
     Kuşatmanın seyrini ve İngilizlerin tarihlerinde aldıkları ikinci büyük hezimeti (29 Nisan 1916) gelecek yazıda anlatalım.
————-
(1) Nurettin Paşa, Milli Mücadele’nin tek sakallı komutanıydı. Korgeneral rütbesiyle Büyük Taarruz’da İ. Ordu’ya komuta etti.
(2) Bitmeyen Savaşta Kûtü’l Amâre Halil Paşa’nın Hatıratı, Editör Eyyub Bostancı, Akıl Fikir Yayınları, İstanbul, 2016.

 

 

Related posts

BAŞYAZI: Yargı sopasıyla toplumsal muhalefet yok ediliyor #34

Avrupa Birliği Ordu Kurabilecek Mi?

Siyasette Arınma: Kirlenen Siyaset Mi, İnsan Mı?